İki “BAVUL” ile yolculuk

İSMAİL BAYER – Evet, yolculuğa çıkıyoruz. Yanımızda da iki “Bavul” var. Bunda ne var diyeceksiniz, yolculuğa bavul ile çıkılır tabii. Ama bu değişik bir yolculuk. Bu bir edebiyat yolculuğu. “BAVUL” ile yolculuk. Bir edebiyat dergisinin sayfaları arasında yapılan bir yolculuk.
60’lı yılların başlarında tanıştığım ilk edebiyat dergisi, “Varlık” dergisidir. Yaşar Nabi Nayır’ın çıkarttığı, büyük boy bir dergi, yaşamını bazı değişikliklerle, günümüzde de aynı saygınlığı ile sürdürüyor. Sonra sınırlı da olsa, “Yeditepe” dergisi ile tanışmıştım. “Yeni Dergi”, “Papirus” geldi sonra. “Halkın Dostları” da. Yarım asrı aşan süredir, edebiyat dergilerini, sınırlı da olsa izlemeğe çalışıyorum.
Yolda, bazı insanların özellikle de gençlerin elinde gördüğüm dergilere ise çoğu zaman yabancıyım. Hatta tanımıyorum, bilmiyorum da diyebilirim.
Kitap satılan yerlere uğradığımda da, raflar arasında gezinir, çıkan dergilerin kapaklarına bakarken, bazılarının da içine bakarak bilgilenmeğe çalışırım.
Remzi (İnanç) abinin, Zafer Çarşısında ki, o küçücük dükkanında bir dergi ya da kitap sorduğumda, hemen o konuda bir bilgilenme konferansını da dinlerdik. Şimdi yazarı ya da bir kitabı sorduğumda, genç arkadaşlar hemen bilgisayara yöneliyorlar, şurada var ya da yok. Cevap bu kadar. Yazar ve kitabın onları satış metası dışında  hiç ilgilendirmemesi, bir kaç söz söylememesi, bizlerin pek alışık olmadığı bir durum.
Bu ay, yine kitap satılan bir mağaza içinde mutad gezintimi yaparken, dergiler bölümünde, her halde çok satılıyor ki, yığın halinde duran dergilerin birinin kapağı dikkatimi çekti.
Kapak da, Cemal Süreya’nın bir resmi ve “Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” dizesi yer alıyordu. Dergiyi bu nedenle aldım ve ilk kez bu dergi ile tanışıyorum.Temmuz 2016 sayısı. 10. sayıya ulaşmış. Geçen yıl sonbaharda yayına başlamış. Büyük boy, resimlerin de yer aldığı, 48 sayfalık bir dergi. Adı, “BAVUL”.
İşte, “BAVUL” ile yolculuğum, bu ay böyle başladı.
Dergiyi alınca doğal olarak, hemen Cemal Süreya ile ilgili yazıları okudum. Zühal Tekkanat, onu en iyi anlatacak insanlardan biridir çünkü. Beraber günlerinden kesitler aktarıyor, özlem tadında. Ataol Behramoğlu da, “Yalnız aşkı vardır, aşkı olanın” diyerek, Cemal Süreya’yı anlatıyor. Şair duyarlılığının kesişmesi. “Cemal nedir Süreya kaça ayrılır” diye, kendine özgü uslubuyla Küçük İskender, resmini çiziyor.
İlk kez bir yazısı ile tanışıyorum. Duygu Temel, Mehmet Ali Işık ile konuşuyor. “İkinci Yeni Müzesi: Hatay Meyhanesi”. Cemal Süreya’nın İstanbul mekanlarından. Ne anılar var orada, kimler geldi, kimler geçti. Epey oldu, yıllar geçti, tekrar gitmeli oraya, anıları tazelemek için.
Cemal Süreya’nın, Ankara’da değişmez mekanlarından biri de, eski Tavukçu idi. Çok önceki yıllarda yıkıldı. Çok katlı beton yığını var şimdi Sakarya Caddesi’nde ki yerinde. Sokağa açılan kapısı da vardı. Tavukçu’dan, Körfez çıktı sonra, Tavukçu başka yere taşındı. Körfez’den Kumsal doğdu. Körfez’in yerine de beton yığını bina yapıldı. Tavukçu da, taşındığı yerde kapandı, yakında orada da bir beton yığını çıkar. Yeni Tavukçu açılmış Kızılay’da, Emek de açılmıştı bir ara, sonra Çayyolu, eski tadı var mı, söylemek zor. Kumsal da, Nenehatun’a taşındı. Kumsal’ın Kızılay’da ki yerine de yakında beton yığını yaparlar. Cemal Süreya bu gün olsaydı, Kumsal akşamlarına katılırdı herhalde.
70’li yılların başında Sakarya’da ki Kumsal’da uzun bir sofrada Cemal Süreya ve Muzaffer Buyrukçu masanın başında, sohbetin de ben de bulunmuştum. Vecihi Timuroğlu’da vardı. Şimdi sohbeti, yukarıda da sürdürüyorlardır sanırım. Beni de oraya, Zafer Çarşısı’nda ki Doruk Kitabevi sahibi, kulakları çınlasın Dinçer abi, Dinçer Kişoğlu götürmüştü.
Neyse biz yeniden dergiye dönelim. Haydar Ergülen, “Behçet Aysan’ın Bavulu”nu anlatıyor. Bir dizesi ve çizgiyle Hasret Gültekin de anılıyor.
Birer sayfayı geçmeyen yazılar. Bir çok yeni genç yazarın imzası ile ilk kez karşılaşıyorum, bağışlasınlar ve bağışlayın. Sevimli sıcak bir dergi. Otobüs de metro da ve tren de gençlerin elinde niye gördüğümü böylece çözüyorum. Kısa zaman dilimini değerlendiriyorlar. Ne güzel.
Dergiden genç bir arkadaşıma bahsettiğimde, “geç kalmışsın” dedi. Haklı belki de. Bana bir önceki sayıyı da getirdi. Haziran 2016. Sayı.9. Onun da kapağında da, “Cahildim dünyanın rengine kandım” dizesi ile Neşet Ertaş yer alıyor. İçinde bir posteri, ” Hep sen mi ağladın / hep sen mi yandın / Ben de gülmedim / yalan dünyada”, dizesi ile.
Bavul Sokak, “Garip” diye aktarıyor onu. “Bir garip filozof Neşet Ertaş” diye de, Cengiz Özkan yanında ki bir insan olarak, duygularını yazmış. Vedat Yıldırım ise, “Kardeş Türküler Evdal” ile selam gönderiyor Neşet Ertaş’a.
Tabii Haydar Ergülen’in yazısı dikkatimi çekiyor hemen, “Edip Cansever’in Bavulu” bu sayıda.
Bir sonra ki sayıda gördüğüm genç ve ilk kez okuduğum genç yazarlar ve bazı başlıklı sütunlar bu sayıda da var. Selda Tokat “Hadi gel beraber yıldızları içelim” diyerek bizleri çağırıyor. Necati Tosuner’i okuyorum Nejat İşler’i, Özgür Mumcu’yu.
Emre Kongar’ın Bavul yazısı, “Vahdettin Köşkü Ahalisi 1” başlıyor ve devam ediyor, sonra ki sayıda ikinci yazı olarak, “Vişnap nedir bilir misiniz?”  Bu dizi devam edecek gelecek yazılarla.
İşte, iki “BAVUL” ile yolculuğum böyle başladı. Bu “BAVUL” ile başlıyan yolculuğum sürecek gibi. Öğreneceğimiz daha çok şey var, tanıyacağımız yeni çok genç yazar var. Onlardan bahsetmedik bile burada.
Yolculuğa çıkarken, “BAVUL”u bavulun içine koymayın derim. Elinizde ya da yanınızda ki çantanın içinde bulunsun. Bu “BAVUL”un içinde çok güzel yazılar var. Beğeneceksiniz ve tiryaki olma olasılığı da var. Ben oluyorum galiba.
“BAVUL” sizi bekliyor. Fazla gecikmeyin yanınıza almaya, iyi bir yol arkadaşı.
“BAVUL” ile iyi yolculuklar. Rast gele.
__________________
11 Temmuz 2016

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen − five =