İKİ KÜFÜR – İKİ DOMUZ

İLK KÜFÜR

Bunlardan ilki, ünlü yönetmen Alan Parker’ın Geceyarısı Ekspresi (1978) adlı filmde toplumumuza hitaben küfür olarak tasarlanmış halidir. Düzeysizdir. Can sıkıcıdır.

Roger Waters

Alan Parker, kendisine has fotoğrafsal değeri yüksek filmleriyle kendi alanında başarılı işler çıkarmış bir yönetmendir. Pink Floyd – The Wall (1982) müzikal filmi ve “The Commitments” (1991) müzikal komedi filmleri kendi alanında nevi şahsına münhasır emsallerdir. Alan Parker’ın fotoğrafsal değeri güçlü filmleri, toplumsal ve kültürel değerlendirmelerinin de doğru olabileceğine işaret etmez. Geceyarısı Ekspresi filmindeki mahkeme heyeti üzerinden toplumumuza yönelik küfürler, haksızlık ve densizliktir.

Zaten Geceyarısı Ekspresi kitabının yazarı da, filme uyarlayan da daha sonra özür dilemiştir. Yani bu halt Alan Parker’a aittir.

Alan Parker’ı hatırlatmaya çalışırken rock müzik dünyasının en saygın topluluğu Pink Floyd’un adı geçti. Açıklık getirmeliyim. Bu küfürle Pink Floyd’un bir ilgisi yok.

Pink Floyd, “bütün zamanların en çok satan müzik topluluğu” kabul edildiği gibi, albümleriyle dünyanın sanatsal, siyasi, felsefik ilerleyişine ve iyileşmesine  yön vermiş bir topluluktur. Örneğin üzerine Türkçe de söz yazılan “Another Brick In The Wall” şarkısı, Güney Afrika’nın ırkçı beyaz azınlık yönetimine karşı baş kaldırıp iktidarı yıkan siyahilerin de marşı haline gelmişti.

Roger Waters

Seksenli yıllarda bu parça bir çok ülkede olduğu gibi Güney Afrika’da da yasaklanmış, on yıl kadar süren büyük bir mücadele sonrasında da G. Afrika’daki beyaz ırkçı azınlık iktidar devrilerek siyahlar yönetimi ele geçirmişti.

Bizde de, iki yıl önce aynı şarkı, Roger Waters’ın karşılık beklemeksizin izniyle, engelli arkadaşlarımıza destek olmak amacıyla Türkçe sözlerle YouTube üzerinden yayınlandı. 10 milyon izlenme oranına ulaşsaydı, “her yaştan ve her engel grubundan bireylerin hem kısa süreli kalmasını, hem uzun süreli  emanet edilebilecek yurt kısımlarının bulunacağı YAŞAM KÖYÜ” kurulacaktı.

800 milyon civarı dinlenme oranı olan bir parçayı, böylesine kutsal bir amaca yönelik bir çalışmanın içinde bile 10 milyon izlenme sayısına çıkaramadık. İsraf ettik. Bilmem, bu yetersizlikte vurgu, uyak, heceleme tutarsızlığı ve o güzelim beste üzerine yazılan sözcük parçalanmasıyla karışık uyumsuz şarkısözlerinin payı oldu mu?

Yıkılmak zorunda olan / Zihinlerdeki duvar / Yaşam hakkı istiyoruz / Bize ‘dur’ diyenlerden

Hey, dinle! Biz duramayız / Sadece farklıyız ama hayattayız / Duvarları yıkın, çünkü biz de varız

Roger Waters

Siz en iyisi ruhu çekilmiş Pink Floyd’la değil, Roger Waters’la dinleyin. Sahnede siyah melekler var. Ne güzel.

https://www.youtube.com/watch?v=gV0_C4dN-kk

Pink Floyd’a ait “The Wall” (1979) ve “Dark Side of The Moon” (1973) albümleri bütün zamanların en çok satan ve en uzun süre listelerde kalan iki albümüdür. Bana sorarsanız, “The Wall” albümü bir kaç parçanın dışında, bölüp pörçük ve şişirilmiş yapısıyla pek işe yaramaz ama bana niye sorsunlar ki?

Waters, Pink Floyd’an kopalı 35 yıl oluyor. “The Wall “ayrıca müzik tarihine solo bir müzisyenin (Roger Waters) en çok hasılat yapan turnesi olarak da geçti. Biz küfrümüze dönelim.

İKİNCİ KÜFÜR

Pink Floyd’un beste ve şarkı sözlerinde ağırlığı olduğu gibi topluluğun lideri olarak kabul edilen Roger Waters’ın son Amsterdam (2018) konserinde “domuz” küfrü Trump’a yönelik kullanıldı. Amsterdam konserine gidemedim, televizyondan izledik. Konserde ağırlıkta “Animals” albümünden parçalar çalındı. Bence kavramsal albüm ve bütünsellik özellikleriyle topluluğun en güzel albümleri “Animals” (1977) tarihe geçmelidir. Animals albümünün kapağında yer alan “uçan domuz” figürü ve  albümün en güzel parçalarından birini adı “Pigs” (Domuzlar) olunca, deklarasyon için fırsat kollayan Waters, Donald Trump’a nasibini göndermiş.”Trump Is A Pig” (Trump domuzdur).

Roger Waters

Trump hakarete uğruyor ama dünyanın bu hale gelmesinde yadsınamayacak katkıları olan diğer siyasi liderler de, rollerinin gereği büyük ekranda resmediliyorlar. Aynı konserde Dark Side of The Moon albümünden “Money” (para) adlı parça çalınırken Recep Tayyip Erdoğan ve Türk bayrakları görüntüsünün ekrana yansımış olması ülkemiz adına çok üzücü.

Elbette, insan “haksızlığa uğramış” olmayı ummak istiyor. İslami coğrafyanın baş belası, Amerikan İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) göz bebeği, FETÖ de denilen yapılanma bu denli parasal ve makamsal büyümeye ulaşmışsa, kimin hangi oranda katkı sağladığı da çok önemlidir. “Ne istedilerse verdik” veya “aldatıldık” itiraflarının “Allah ve milletin affedip” affetmeyeceği gibi konular, uluslararası platformlardaki itibar kaybımıza etkisi böyle resmedilmelerimize sebebiyet vermiş olabilir.

Benim gibi gurbette yaşayanların bir çoğu ülkemizin hep eksik yanlarıyla anılmasından yorgundur (eksikliklerin çoğu da doğrudur). İnsan, memleketine hakaret edilmesini gurbette kabullenmekte zorlanıyor. Yazının başında geçen Geceyarısı Ekspresi filmindeki yargıç üzerinden millete edilen küfür, bizim gibi insanlar için daha da acıdır, yakıcıdır.

Gecearısı Ekspresi

Umarım, şimdi bahsi edilen “yargı reformu” memleketime Ergenekon / Balyoz Davaları ve Silivri Mahkemeleri gibi “hukukun üstünlüğünü” savunamayan savcılar ordusu doğurmaz. Sonuçta, ne faili meçhulların hesabı sorulabildi, ne de yapılan haksızlıklar sorgulanıp sorumluları cezalandırılabildi. Böylelikle ülke tarihimizde son 200 yıldır kapatılamamış ve aydınlatılamamış bir çok toplumsal dava gibi bu yaralar da, gelecek nesillere muğlak siyasi miras olarak bırakıldı.

Sel gidecek izi kalacak. Yemen Türküsü yazıldığından bu yana hükümranlık ve başbakanlık 45-50 defa el değiştirmiş. Makamlar geçicidir, türküler kalıcı ve ciğer yakıcı.

(10 YIL ÖNCE)

“BONO KAHKAHAYI BASTI”

5 Ekim 2010 tarihli Radikal gazetesinde yayınlanan haberde, Recep Tayyip Erdoğan’ın Kazlıçeşme Meydanı’nda düzenlenen mitingiyle ilgili şunlar yazılıdır:

Erdoğan’ın görüştüğü U2 grubunun solisti Bono’nun kendisine neden hapiste yattığı sorusunu yönelttiğini ifade eden Erdoğan, “Yaptığım neydi benim? Sadece okuduğum bir şiir. U2 Bono ziyaretime geldi ve neden hapis yattığımı sordu. Söyleyince Bono kahkahayı bastı. Çünkü alışılmış bir şey değil. Bu ülke bunlardan çok çekti.” 

U2 – 360° Tour

Bono, “Uluslararası Yüksek Yargı Danışma Kurulu Başkanı” değil, basit bir rock şarkıcısıdır. U2 ise şanına şöhretine göre hatırı sayılır şarkı yazamama şampiyonu. Onca yüksek bütçeye karşın konserlerindeki ses karmaşası, denge beceriksizliği ansiklopedilere geçecek düzeyde (İstanbul’a da uğradıkları son dünya turlarındaki “U2-360° Tour” sahne malzemeleri 120 TIR ile taşınıyormuş).

Ruhen ve ahlaken duyarlı ve iyiniyetli insanlar. Bosna Katliamında, Bosnalı müslümanlar yararına yardım kampanyasına destek olmuşlardı. Konserleri öncesinde konseri izleyenlerden kovalarla – “Allah ne verdiyse” hesabı – oldukça yüksek miktarda yardım toplamıştık. Bosna’ya 3 TIR dolusu, battaniye ve yiyecek yardımı göndermiştik. Çok yazık ki, Sırplar yardım konvoyundaki TIR’ları sınırdan içeri almamışlar.

İran’ın “katli vaciptir” diye ölüm fermanı yayınlaması ardından hayalet gibi dolaşıp ortalıklarda görünemeyen Salman Rüştü’yü de bu konserlerin Galler ayağında sahnede görmüştük. Bosnalı (Müslüman, Sırp ve Hırvat) üç genç hanımla da canlı yayınla ekran üzerinden görüntülü bağlantı kurulmuş ve barış talepleri dile getirilmişti.

İşte bu ve benzeri sebeblerle bu tür rock besteci, şarkısözü yazarı veya solistlerinin uluslararası alanda hiç bir siyasi, hukuki görev ya da “yetkileri” olmamakla beraber, söz hakları ve “etkileri” olabilmektedir. Böyle “yetkisiz” ama “etkili” kimselerin (mesela Bono’nun) kahkahası dönemin Başbakanı Erdoğan’ın gündemi olabiliyor.

U2, Erdoğan ile

(6 YIL ÖNCE)

HAK, HUKUK, KURALLAR, HESAP VEREBİLİRLİK

Altı yıl önce, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme sonrası basına yaptıkları ortak açıklamada şunları söyler: “Özellikle ortak değerler olarak gördüğümüz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa ekonomisi gibi konulardaki en üst standartlar, en üst kurallar Avrupa Birliği’nin değerleridir. Ama aynı zamanda bunlar hepimizin değeridir. Çünkü hak, hukuk, kurallar, hesap verebilirlik, bütün bunlar aynı zamanda bizim de inançlarımızın bir parçası olduğundan dolayı buna çok önem vermekteyiz.” 

Hani şu ünlü “Bodrum Bodrum” şarkısını yazıp da, geçenlerde Bodrum’da hiç bilet satamadığı için konseri iptal edilen M.F.Ö. var ya, bu konuda şunları yazmış:

elaleme güldürme kendini / güldürme kendini elaleme
yarım yamalak bir dram içinde / ağla ağla alaturka
çocuksun daha /sahip çıkmak lazım sana

Son mısra ne kadar da ağır. Hala çocukmuşuz. Peki ya doğruysa?

Doğruysa, bu çocuksu hamlığa bir çözüm bulmalıyız.

MFÖ – Geldiler

İnşallah bu yargı reformu, düşünce özgürlüğünün ifadesi başta olmak üzere evrensel hukukun bugün ulaştığı temel ilkelere yaslı hazırlanabilir. Gazetecisinden şairine, müzisyeninden öğretmenine efden püften gerekçelerle yargıya koşulmaz. Keyfi emirler hukukun üstünlüğünden üstün halde tutulmaz.

İyi niyetli bir beklentiyle, umarız bir kaç yıl sonra yeni bir “yargı reformu” gerektirmez, diyelim.

Küresel ölçekte “devrim”, ülkesel ölçekte “reform” sözcüklerinden ödümüz kopuyor.

Ehliyetsiz ellerde suyu çıktı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − eight =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.