İşçiler ve Dink cinayetinin düşündürdükleri

İşçiler ve Dink cinayetinin düşündürdükleri

0
PAYLAŞ

hem de yoksulun ekmeğinin daha da küçülmesi süreci kapitalizmin bunalım yaratan ,kar güdüsüyle hareket eden doğası gereği olduğunu biliyoruz.


Açlık sınırı,sadece gıda için yapılması gereken harcamaları kapsıyor.Yoksulluk sınırı ise gıda dahil temel harcamaları (Sağlık,eğitim,ulaşım,faturalar vb.) içeriyor.


Bir belirlemeye göre Açlık sınırı 600 YTL.Yoksulluk sınırı 1.900 YTL.Yıllardır örgütlenmekten kaçmanın, en temel örgütlerimiz olan sendikalarımıza sahip çıkmamanın,devrimcilerden,sosyalistlerden uzak durmanın sonucudur bu.


Son asgari ücret belirlenmesiyle birlikte net asgari ücret 420 YTL oldu.İşçiler bu sonuca şaşırmadılar zira hazırlıklıydılar. Açlık ve yoksulluk sınırının belirlenmesine baktığımızda açlık sınırının altında asgari ücrete sızlanıp, feryat edenler, isyan etmenin gerektiğini anlayamamaktadırlar.


Eğer işçiler taban inisiyatifi ile sendikalar üzerine de baskı aracı olurlar taleplerini yoksulluk sınırı olarak belirlerlerse ‘’Yoksul olmak istiyorum’’şiarıyla kararlı adım atarlarsa,talebin gerçekleşmesi için eylemler yapar ve bu kampanyaların öznesi konumunda olurlarsa taleplernin uç görünmediğini anlayacaklardır.


Bürokrat kafalı sendikacılar ‘’Başaramayız’’kanıksanması ile hareket ediyor,özellikle işçilerin mücadele azmini,ihtilalci ruhunu zamana yayarak gevşetiyorlar. Onlar için yerlerini korumak önemlidir!


İşçiler için işveren ve sendika arasında geldiğimiz noktada bir şeyler fark etmiyorsa sendikal bürokrasiyi aşmalıdır. Bu anlamda işçilere düşen görev mücadele içerisinde sınıf bilinciyle kampanyalara destek vermek,imza toplamak,toplumsal sorunlarda konuyla ilgili eylem ve etkinlikler örgütlemek, örgütlenen eylem ve etkinliklere katılmaktır.Çünkü ‘’Hak verilmez alınır,zafer sokakta kazanılır!’’ Sisteme karşı verilen mücadele ile hem sömürü düzenine karşı hem de sendika ağalığına karşı zaferle taçlandırılır.


Biliyoruz ki ücretlerimiz bugünkü koşullarda ne olursa olsun ezilmeye, sömürülmeye devam edeceğiz. Adı üstünde, ücretlerimiz yoksulluk sınırında olsa bile yoksul kalmaya devam edeceğiz.


Örgütsüz toplum köle toplumdur.Yönetenler gücünü bizim örgütsüzlüğümüzden sessizliğimizden alıyorlar.Bu utanılası sessizliğimize bir son vermenin, dört duvar arasında feryat edenler değil,sokaklarda isyan edenler olmalıyız. Zaman şikayet etmenin zamanı değildir.


Yoksulluk sınırını duyunca,’’Ah bir yoksul olsam!’’diyenler,elbette aç kalmaya mahkumdurlar.


Bir yerde dinlediğim fıkra gibi olayda genç birisi gazete ilanıyla işe başvurur. Belirli bir süre bekledikten sonra sıra ona gelir. Patron deri koltuğa yayıldıkça,genç’in gözünde büyüdükçe büyürken,kendisinin oturduğu koltuğa iki kişi sığabilecekken koltuğun ucunda küçüldükçe küçülmüş.Patron sormuş,genç yanıtlamış.Sıra ücrete gelmiş. Patron sormuş;’’Ne kadar istiyorsun’’diye.Genç ‘’Valla’’ demiş ‘’Uzun zamandır işsizim karın tokluğuna çalışırım. ’’Patron haykırmış ‘’Hadi oradan,asgari ücret neyine yetmiyor’’diye.


Yukarıdaki örneği bugün işsizliğin yaygın olduğu,medyada dramatize edildiği ülkemizde çoğaltabiliriz.İnsanlar yaşamı karın doyurmaktan ibaret görüp sanki bu dünyaya bir lokma ekmek aramaya gelmişler.O bir lokma ekmeği de bulunca şükredip,çöpte ekmek bulan kedi gibi seviniyorlar.


Asgari ücret tesbitinde sendikaların hiçbir rolü yok zira asgari ücret tesbit komisyonu 5 Devlet görevlisi, 5 Patron(TİSK),5 Sendika temsilcisi(Kaldı ki Türk- İş’in  işçi sınıfının temsilinde teslimiyetçi olduğu bellidir.)Komisyon en az 10 üyeyle toplanıp oy çokluğu ile karar vermektedir, komisyon görüşmeleri gizlidir,bilgi ve belgeler gizlidir.Ne tarafa dönersen dön düzen onların düzeni!


12 Eylül Anayasası, darbe düzeni,sendikalar yasası,devam ettiği sürece,sendikaların büyük oranda durumundan memnun yöneticileri Oligarşik yapılarını korudukça,seni kurtaracak olan kendi güçlü kolların ve örgütlülüğündür.


Düşünürün biri der ki ‘’Bu dünya rahatını düşünenlerin yüzünden rahatsızdır.’’sözde rahatımızı bozmadan,bedel ödemeye hazır olmadan,sendikalarımıza sahip çıkıp sendika bürokrasisi ile de mücadele etmeden sonuç alınamayacaktır.


Yine bir fıkra ile durumumuza ayna tutalım:Kıtlık zamanı hoca,eşeğine yem alamaz olmuş.Masraftan kısmak için her gün eşeğe verdiği yemi yarıya indirmeye başlamış.Tabi eşek, zamanla güçten düşmeye başlamış.Hoca bir taraftan yemi azaltmaya devam ederken,diğer taraftan da eşeği avutuyormuş,’’Ölme eşeğim ölme,yaz gelecek de yonca biçeceğim’’diye.Ama eşek dayanamamış ve sonunda ölmüş.Hoca ölü eşeğinin başında hayıflanmış,’’Bizim eşek tam açlığa alışıyordu ki öldü.’’


Her gün ekmeğimiz küçülüyor ve yönetenler ellerindeki araçlarla her gün bizleri oyalıyor,sınıf mücadelesinin gelişimine yönelik toplumda oluşabilecek kabarmaları da manipile etmektedir.Bir zaman geliyor dini duygularla,zaman geliyor milliyetçi duygularla  ezilen,sömürülen tabakaları sınıf kardeşliği temelinde bir araya getirmemek için Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri soğuk savaş dönemine taş çıkartacak şekilde böl,parçala,yönet politikasını sergiliyorlar.


Yılmaz devrimci ve barış sever Hrant DİNK’in cenazesi ve öncesindeki sokağa taşınan şövenist histeri ile ortaya çıkan linç eylemleri,arkasından timsah gözyaşları ile toplumda oluşan duyarlılığa ve devletin genel karekterini nasıl açığa çıkmasından kaynaklı,örtbas ederimi ile stadyumlara taşınan ‘’Ne mutlu katilim diyene’’Anlamını içerecek ‘’Hepimiz Ogün’üz’’’’Türk’üz’’göndermeleri ve her siyasi partinin bundan nasıl rant sağlayacağım ikiyüzlülüğü


Halbuki bebekten katil yaratanlar bilmezler ki ana memesinden ırk akmazdı,ırk yetişmezdi ana kucağında ,ırk kundaklamazdı hiçbir ana.Türk sevmez,Kürt sevmez,Ermeni sevmez;evlat severdi analar.Irktan arınmaktı sevgi!


Bu devlet de derinlik yaratarak,niteliğini gizlemek onu kutsamaktı,devletin ali çıkarları önemliydi o ali çıkarlar için varoş çocukları kahraman olmak isteyen kendi sınıfına ihanet ettirilenler kullanılıyordu.


Yukarıda 12 Eylül’le birlikte toplumda oluşturulan yeni bir kültür,siyaset,sendikal sürecin yarattığı işçi sınıfı ve buradan çıkışın nasıl olacağını vurgularken ‘’Tarihin sınıf savaşımları tarihi’’olduğunu hiç bir şey gizleyemiyor.Bizler ısrarla Halk dan öğrenecek Halk’a öğreteceğiz,bu bilinç yanılsamasının önüne duracağız.


Susmayacağız;Özgür ülke ütopyamız,toplum ve kendine saygı gibi değerlerle özene bezene yetiştirdiğimiz çocuklarımızın yarınları,internet tekniğini çok iyi bilen başıboş katillerin insafına mı kalacak?Düşünmek,eleştirmek,devletin,bireyin,toplumun yanlış kurgularını dile getirebilmenin bedeli kafası dumanlı kiralık katillerin insafına mı teslim edilecek?Ne zaman yazar,sanatçı,eleştirel düşünce,düşünceye saygı ilkesi ile dinlenebilecek?


Ne zaman rayting kaygıları ve toplumsal manipilasyon tehlikelerinin toplumsal barışa karşı yerleştirilmiş dinamitler olduğunu fark edebileceğiz?


Bu soruların yanıtı örgütlü mücadelenin tarihin tekerleğini ileriye döndürme uğraşını verenlerin daha fazla emek,öncülüğü ve bedel ödemesi ile gerçekleşecektir.


Tarihin sonunun gelmediğini bugün daha iyi anlıyoruz ve yine biliyoruz ki Medeniyetler çatışması değil Emperyalizmin Dünya halklarının nihai kurtuluşu mücadelesinin önünü kesme küresel imparatorluğun yaratılması meselesidir.

BİR CEVAP BIRAK

20 − 9 =