Çingeneler’i okudunuz mu?

Çingeneler’i okudunuz mu?

0
PAYLAŞ

Osman Cemal Kaygılı’nın Çingeneler’i edebiyatımızın başyapıtlarından biridir. Onu sevebilmek için gerçek anlamda edebiyat beğenisine ulaşmış olmak gerekir. Neden mi böyle diyorum? Edebiyatı başka bir şey sanan kimseler bu romandan gerçek anlamda bir tat alamayacaklardır. Nitekim benim önerim üzerine Çingeneler’i okuyan bazı kimseler bu da ne böyle gibilerden bir duygusallığa kapıldılar. Bunda şaşacak ne var! Her şey kirlenirken edebiyat beğenimiz de kirlendi. İnsanlar şiiri, öyküyü, romanı hatta başka sanatları toplumsal yaşamı düzenleyecek ya da düze çıkaracak bir etkinlik olarak görmeye başladılar. Bunun sorumlusu elbette 1950’den bu yana edebiyat adına üretilen çok sorunlu ürünlerdir. Edebiyat adamı toplum sorunlarını kökten çözümlemeye kalktı ve battıkça battı. Egemenlerin en büyük ülkülerinden biri zararsız bir edebiyatı yaşama geçirmekti, bu iş zamanla pek güzel başarıldı.
Öğretmenliğim sırasında yüksek lisans ve doktora öğrencilerine edebiyat ürünleri üzerinde çalışma yaptırırken Çingeneler’i de tezgaha koyardım. Bazı öğrencilerimizin bu çok değerli yapıtı biraz hafife aldıklarını gördüm. Bazı gençlerse ondaki keskin ve güçlü bakışı pek güzel kavradılar. Felsefe alanında çalışan gençlerin estetik araştırma düzeyinde edebiyat çalışması yapmasına pek güzel bakılmadığını biliyordum. Felsefeyi kuyruğundan anlayanlar onu ayrı bir alan olarak bilirler, onda sanatın ve bilimin ışıklarını görmek istemezler. Ben doğru bildiğimi yapmak konusunda inatçıyım. Öğretmenliğimin son günlerinde görünür görünmez bir takım hayaletler akılları sıra öğrencilere bu adam edebiyat yaparsa direnin buyruğunu vermiş. Gençler belki de gelecek kaygısıyla duvar kesildiler. Ben de ondan sonra yüksek lisans derslerine girmedim. Öğrenciler bana bir demet çiçek vererek özür dilemeye kalktılar. Boşuna! Çıktığım yere döndüğümü gören olmamıştır.
Bizim 1950’ye kadar çok güçlü bir edebiyatımız oldu. Bugünün gençleri o zamanın edebiyat adamlarını tanımazlar, çoğunun adlarını bile duymamışlardır. 1950’den sonra her şey tepetaklak giderken edebiyat da çuvalladı. Bu değişim elbette kurulu düzen insanlarının edebiyatı kendi çıkarları açısından yıkıcı bir güç olarak görmeleriyle ilgilidir. Bu sarsılma gerçekte Cumhuriyet’in uğradığı ağır güçlüklerin bir açılımıydı. Bugün birilerinin övmekle bitiremedikleri Demokrat Parti Cumhuriyet’in belini kırmıştır. Bu kuruluş on yıl boyunca toplumun altından girdi üstünden çıktı. “1960’da demokrasi elden gitti” diyenler o elden giden demokrasinin nasıl bir demokrasi olduğunu bilmez görünüyorlar. Kendine “Demokrat” adını veren bu yeni girişimin demokrasiye karşı bir örgütlenme olduğunu geleceğin tarihçileri enine boyuna anlatacaklar. Bugünün tarihçilerine buradan bir selam göndermekle yetineceğiz. İyi geceler!
Çocuğuz. Leblebiciden leblebi almaya gidiyoruz. Bir de bakıyoruz ki elimizdeki külah Karamazov kardeşler’in bir yaprağı. Bir başka külah Madame Bovary’nin bir yaprağı. Az zaman önce bu kitaplar o küçücük kasabanın Halkevi’nde okunmayı bekleyen kitaplardı. İnsanın işlediği en büyük cinayetler kansız cinayetlerdir. Bugünkü kanlı cinayetler o kansız cinayetlerin ürünüdür. Böyle böyle bizim doğmakta olan cumhuriyet kültürümüz çökmeye başladı. Geçmiş unutturuldu mu diyelim unutuldu mu diyelim? İkisi birden olur şu dünyada. Geçmişi olmayanın bugünü de yarını da yoktur. Bugün o “ödüllü” yapıtlarınızı kendiniz yazıp kendiniz okuyorsunuz. Televizyonlarda yapılan övgüler bile onların kalıcılığını sağlayamıyor. Bir yazar tezgahlanıyor. Haydı bakalım okuyalım beyler! O saman alevi kısa zamanda sönüp gidince yerine bir başkasını ya da başkalarını koymak gerekiyor ve bu içler acısı durum böylece sürüp gidiyor. Bir yayınevi bir yazarın on kitabını basıyor, bir süre sonra o kitapları kendi dükkanında yüzde elli indirimle satmaya başlıyor. Alan yok.
Sözde birkaç satırla da olsa Çingeneler’i tanıtacaktım size. Tuttum başka konulara girdim. Ben hem Çingeneler’in hayranıyım hem de Çingeneleri çok severim. 1980’den sonra beni hırpalamak için çingene olduğumu yaymaya çalışmışlardı. Pek hoşuma gitmişti bu benim. Ben gerçekten yıldızların ruhunu okuyan o sevimli insanlardan biri olabilir miydim? Hatta geçenlerde bu dünyadan ayrılan pek saf bir sinema yönetmeni yıllar önce çingene olduğumu duymuş, benden bilgi almaya kalkmıştı da karnımı tuta tuta gülmüştüm, aklıma geldikçe bugün de gülerim. Bana sorarsanız “Roman” sözü onlara hiç uymuyor. Okumadınızsa hemen okuyun, bugünden tezi yok gidip en yakın kitapçıdan bir Çingeneler alın. Onu okuduktan sonra hiçbir köklü edebiyat bilgisine sahip olmadan çalakalem roman yazan ev kadınlarımızın ve çok seçkin ve çok ödüllü erkeklerimizin roman diye yazdığı şeyleri artık okuyamaz olacaksınız.

BİR CEVAP BIRAK