İNGİLTERE… 2019, Corbyn, Johnson, Medya

Bir yılın daha sonuna geldik. Külahları önümüze koyup hesap çıkarma zamanı. Seçim sonuçlarını saymazsak 2019 yılı siyasi olarak çalkantılı ve umut vaadeden bir yıldı. Brexit haliyle siyaseti ve onun dışındaki herşeyi belirledi. En çok ondan bahsettik. Nerdeyse bir İngiliz klasiği olan havadan bahsetmenin yerini Brexit aldı.

En nihayetinde, referandumdan bu yana 3 buçuk yıl geçmesine karşın henüz bir adım atılabilmiş değil. Seçimlerden büyük bir zaferle çıkan Johnson ve elit arkadaşları ne yapacaklar kimse bilmiyor. Hatta duayen Muhafazakar politikacı Ken Clarke’ı dinlersek Boris Johnson da bilmiyor ne yapacağını. Şimdilik artık aşınmaktan anlamı kalmamış iki son tarihimiz daha var: Ocak sonunda çıkış anlaşması ve yıl sonunda tam çıkış.

İlla bir tahminde bulunmak gerekirse, bence 2020’de de bu Brexit işi çözülmeyecek. Bunun iki nedeni var. Birincisi hala ortada herkesin anlaştığı bir master plan olmaması. İkincisi belirlenen çıkış tarihinin benzer pazar ortaklığı anlaşmalarının sürelerine göre çok kısa tutulmuş olması.

2020’de değişiklik bekleyebileceğimiz önemli hareket alanlarından birisi İskoçya’nın bağımsızlığı. İskoç Ulusal Partisi (İUP) seçimlerde İskoçya’daki 59 vekillikten 48’ini kazandı ve oyların yüzde 45 kadarını aldı. Bu Boris Johnson’ın Birleşik Krallık genelinde sağladığı başarıdan çok daha büyük. İUP seçim kampanyasını nerdeyse tamamen bağımsızlık tartışması üzerinde kurdu. Dolayısıyla seçim sonucunu da haklı olarak bağımsızlık lehine verilmiş bir karar olarak yorumluyor.

Bunun böyle olup olmadığını zaman içinde göreceğiz. Ancak öncelikli sorun yeni bir İskoç bağımsızlık referandumunun Johnson tarafından onaylanıp onaylanmayacağı. Şu andaki sinyaller onaylanmayacağı yönünde. İUP parlamentodaki faaliyetini tamamen bunun üzerine yoğunlaştıracak. Ancak istediğinden çok daha geniş bir sandalye çoğunluğu elde etmiş olan Johnson’a karşı İUP’nin elinde pek bir güç yok.

Bu noktada altını çizmemiz gereken bir konu seçim sistemi. Dar bölge sisteminde azınlık desteğiyle meclis çoğunluğu kazanılabildiği için sonuçların referandumlara kıyasla yorumlanması da zor. Örneğin oy oranları itibariyle Boris Johnson’ın muhafazakarları ve müttefikleri İngiltere dışında hiç bir yerde birinci parti değil. İngiltere’de dahi Muhafazakar+Brexit (yüzde 49.2) oyları İşçi Partisi+Liberal+Yeşiller in oylarından az (yüzde 49.4). İskoçya’da sadece yüzde 25.6 alabilen muhafazakar blok, Galler’de yüzde 41.5 ve Kuzey İrlanda’da ise yüzde 43 dolayında kaldı.

Brexit blokları itibariyle de Birleşik Krallık genelinde AB’dan çıkma taraftarı partiler 14.8 milyon oy alırken, AB taraftarı olan partiler 16.5 milyon oy aldı. Bunun anlamı ülke genelindeki siyasi kutuplaşma devam edecek. Bu arada Johnson ile çıkarları uyuşmayan Galler ve Kuzey İrlanda’da İskoçya’nın yoluna girerek Birleşik Krallık’ın sonuna doğru çaba sarfedecekler.

2020’nin hareketli alanlarından birisi de İşçi Partisi’nde lider seçimi olacak. Seçimi kaybeden Corbyn gideceğini açıkladı ve adayların neredeyse hepsi kartlarını açık etti. Genel beklenti Corbyn çizgisinden uzak olmayan bir adayın ve hatta kadın adaylardan birinin seçilmesi. Ancak süprizler her zaman olabilir. Parti içi ve dışı ittifakların etkisinin ne olacağını bir kaç ay içinde göreceğiz.

Seçim sonuçlarını Corbynizm’in sonu olarak yorumyanlar olsa da ben daha ziyade sınıf savaşının sonucu belirlediğini düşünenlerdenim. Corbyn’in kamulaştırma ve zenginlerden daha çok vergi alma politikaları muazzam bir karşı çabaya yol açtı ve bütün kanallardan yürütülen propaganda başarılı oldu. Politikalara doğrudan karşı çıkamayan zenginler kulübü antisemitizm yalanı ile sonuç aldılar. Ancak bu tartışmayı başka bir haftaya bırakıyorum.

İyi haftalar ve bol şanslar.

__________________

  • Bu yazı BirGün’de de yayınlandı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.