İNGİLTERE… “Bohemian Rhapsody” filmini izledim…

Merhaba arkadaşlar…

Bu hafta ben daha değişik bir konu ile ilgili konuşmak istiyorum sizinle, sizlere geçen hafta annemle gittiğimiz “Bohemian Rhapsody” filmini ve filmin beni nasıl etkilediğini anlatacağım.

Bohemian Rhapsody filmi 1970’lerde acayip ünlü olan Queen’in assolisti Freddy Mercury’nin ünlenme serüvenini anlatıyor. Queen’i tanımayanlar için ünlü şarkılarından bazılarını hatırlatalım önce. Queen; “We will rock you”, “We are the champions”, “Bohemian Rhapsody” ve “I want to break free” gibi birçok hitin bestecisi.

Sinemaya gittiğimizde ilgimi ilk çekenlerden biri sinemanın ne kadar dolu olması ve yıllar sonra hala ne kadar çok insanın Queen’e hayran olmasıydı. Film Freddy Mercury’nin “Live Aid”’ konseri için “back stage”de hazırlanması görüntüleriyle başlıyor. Başlangıç görüntüleri 1985’den orjinal görüntüler ve bu görüntülerin içinde Prenses Diana’yı da görebiliyoruz. Sonra Freddy Mercury’nin gençliğine dönüyoruz. Freddy’le tanışınca ilk farkedilen şey ne kadar muziğe tutkulu ve kararlı olduğu… Filmin başında Freddy’nin nasıl Heathrow Havalimanı’nda bagaj görevlisi olarak çalıştığı ve ırkçılığa maruz kaldığını görüyoruz. Bu Freddy’nin ileride karşılaşacağı dezavantajlarından sadece biri diğerleri ise dişlerinin önde olması ve cinsel tercihi.

Freddy Mercury deyince bir insanın aklına ilk gelen şey, Freddy Mercury’nin mikrofonudur, nasıl Amy Whinehouse’un eyeliner’ı ve Rolling Stone’un diliyse Freddy Mercury de bozulan mikrofonunu ayağıyla birlikte tutarak verdiği konserle seyircilerini etkilemeyi başarmıştır. Bu bozulmuş mikrofonun hikayesi Freddy Mercury daha gençken performansının birinde bozulan stand yüzünden elinde bir sopa ve mikrofonla kalakalıyor ama konsere yine de devam ediyor ve bu da onun simgesi oluyor.

Freddy Mercury’nin seyircilerini etkileme tekniklerinden bir diğeri de vokal denemelerini seyirciyle beraber yapıp, seyirciyi konserlerine dahil etmesidir.

Size biraz filme adını veren “Bohemian Rhapsody” şarkısından bahsetmek istiyorum, tam altı dakika süren bu şarkıyı Queen ilk defa menejerine dinlettiğinde menejeri ona nakaratı bile olmayan rock ve opera karışımı bu şarkıyı hiçbir şekilde çalmayacaklarını söylüyor. Bunun üzerine Mercury “Sen bütün dünyada Bohemian Rhapsody’i çalmayan menejer olarak anılacaksın” diyor ve menejerini değiştiriyor. Ve bildiğiniz gibi bu şarkı Queen’in en çok dinlenen şarkılarından biri oluyor ve bütün dünyada hit olarak uzun süre liste başında kalıyor.

Freddy Mercury’e teklif edilen bir iş üzerine Freddy grubu bırakıyor ve solo çalışmaya başlıyor, bu süre içinde çok yalnız hissetmeye başlıyor ve hayatının en kötü zamanları olduğunu dile getiriyor. Gruptan ayrıldığı yıllarda kendisini buna zorlayan ve onu çok yalnızlaştırdığını düşündüğü erkek arkadaşından ayrılmak istediğini söyleyen Mercury’i sevgilisi onun gay olduğunu bütün dünyaya duyurmakla tehdit ediyor. Daha sonra da bir canlı yayında bunu açıklayarak dediğini yapıyor ve dünya çapında bir skandala sebep oluyor.

AIDS hastalığının hızla yayıldığı bu dönemde malesef Freddy Mercury’de bu hastalığa yakalanıyor ve hayatının son yıllarını tekrar Queen’le beraber geçirmeye karar veriyor ve böylece Queen tekrar bir araya gelmiş oluyor.

Freddy Mercury’nin AIDS olduğunu doktorların ona açıkladığı sahnede sinemada herkesin gözlerinden yaş akıyordu. Freddy AIDS olduğunu dünyaya duyurduktan bir gün sonra da ölüyor. Ölmeden önce yazdığı son şarkı ise “The show must go on”, bu şarkıyla Mercury hayranlarına, onun için üzülmek yerine herkesin hayatlarına devam etmesi gerektiğini hatırlatmış oluyor.

Filmin ilk sahnesinde olduğu gibi son sahnesinde de “Live Aid” Konserini görüyoruz. Beni gerçekten çok etkileyen bu filmi herkese tavsiye ederim ve hiç birşeyin de yapmak istediğiniz şeyin önünde durmasına izin vermemenizi dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

15 − 9 =