İNGİLTERE… Erdoğan’ı destekleyenlerin nesi var?

24 Haziran genel seçimlerinin, rejim değişikliğinin oylanması nedeniyle, ülkenin geleceğini belirleyecek tarihsel bir seçim ve sonuçlarını tahmin etme açısından da en zor seçim olduğuna dair genel bir görüş birliği vardı. Muhalefetin umduğunun aksine, sandıktan ‘beklenen’ sonuç çıktı; Erdoğan başkan seçildi ve ‘değişim’ yasallaştı.

Meclisin en büyük üçüncü partisinin cumhurbaşkanı adayı, eş genel başkanları ve milletvekillerinin hapiste olduğu, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, 12 yılda 57 sıra gerileyerek  180 ülke arasında 155. sırada, Dünya Adalet Projesi’nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ise, 113 ülke arasında 101. sırada olan, arsa ihalelerinden dış politikaya kadar her konuda ‘tek adam’ın karar verdiği, ekonomiyle, ‘mutfak ekonomisi’ düzeyinde ilgili olanların bile dehşetle izlediği Türkiye’deki kriz ve daha sıralamakla bu yazının içeriğine sığması imkansız olan sorunların tek sorumlusu AKP hükümeti ve onun başındaki Recep Tayyip Erdoğan bir kez daha seçmenlerin onayını aldı.

Bir anlam veremediğimiz bu sonuca tepkilerini, “Bu millete müstehak”,(1) “cellatına aşık olanlar” diyerek ifade edenler yanında, “Seçmenleri niçin öldürmeliyiz?” (2) başlıklı yazılarla ifade edenler bile çıktı. Teşbihte hata olmaz, hayal kırıklığının da ötesinde, öfkeyle karışık çaresizlik yaşadığımız gibi, siyaset bilimi ve sosyolojik bilgilerle tam olarak açıklayamadığımız sonuçlar çıktı karşımıza. Erdoğan bile balkon konuşmasında, “Milletimiz bu seçim sonuçlarıyla o kadar çok çevreye, o kadar farklı mesajlar vermiştir ki, dünyanın tüm siyaset bilimcileri bir araya gelip yıllarca çalışsa yine de bunu zor çözer.” dedi. (3) Kendi de bu sonuçlara hayret ettiğinden mi böyle bir şey söyledi bilinmez ama, Türkiye’nin yarısının sorduğu soruyu, o da kendince dile getirmeden edemedi. Belki de, muhalefet kadar o da bu soruya yanıt bulmak zorunda olduğunu biliyordu; çünkü yaptığı adaletsizlik ve yolsuzlukları en iyi bilen kendisiydi ve çoğunu da “kandırıldım” diyerek aslında itirafta etmişti. Buna  rağmen, nasıl oluyorda insanlar hala beni destekliyor sorusuna yanıt bulması, onun, iktidarını sürdürmesi için ne kadar gerekliyse, muhalefetin de, demokratik bir Türkiye kurabilmesi için aynı şekilde gerekliydi.

Özellikle seçim kampanyaları sırasında Erdoğan’ın kürsülerde söylediği, ancak psikanalizin terminolojisine başvurarak ‘patalojik’ teşhisiyle açıklanabilen yalanlar, normal koşullarda siyasi bir intihar olabilecekken nasıl oldu da Erdoğan’ın tekrar seçilmesine yaradı sorusuna sadece, basın-medyayı elinde tutması, devlet olanaklarıyla kampanya yürütmesi, muhalefet üzerinde baskı ve terör estirmesini öne çıkararak verilen yanıtların yeterli olmadığını, bunun altında başka ‘şeyler’ de olduğunu düşünüyorsak siyaset bilimi dışında başka alanlarda da yanıt aramalıyız. İşte bu noktada, şu soruyla başka bir alana adım atabiliriz; eğer 16 yıllık AKP iktidarının tartışmasız ‘tek adam’ı Erdoğan’ın, hiç bir şekilde yanlış yapmadığı farzediliyorsa, veya her yaptığında affediliyorsa, onu destekleyenlerin ruh halini de sorgulamamız gerekmez mi? Balkon konuşmasında Erdoğan, Freudyen bir dil sürçmesiyle, “…dünyanın tüm siyaset bilimcileri bir araya gelip yıllarca çalışsa yine de zor çözer.” derken tam da bu sorunun altını çizmiyor muydu? O takdirde, Erdoğan’ı destekleyenlerin diğer insanlardan, psikolojik hatta nörolojik olarak farkı var mı, sorusunu sormamız gerekmiyor mu?

Neden hala Erdoğan’a destek var sorusuna, siyaset bilimi uçlarında verilen yanıtlar genellikle, cehalet ve bilgi eksikliği ya da bilgi kirliliği zemininde toplanıyor. Var olan sorunlardan haberi olmamaları, kuvvetler ayrılığı, özgürlükler, adalet gibi kavramların onların yaşamlarında soyut kaldığı için böyle davranıyorlar açıklaması getiriliyor. (Evet, AKP’nin oy tabanının profili ve demografik yapısı, -özellikle, insanların eğitim düzeyi düştükçe AKP’ye olan desteğin artması- bir anlamda bunu doğruluyor.) Bu nedenle, Erdoğan’ın daha doğmadığı yıllarda, ilkokulda yaşadığı deneyimleri anlatmasına veya daha AKP kurulmadan inşa edilen yapıları sahiplenmesine bile inanıyorlar deniyor. Çözüm olarakta, gerçekleri bu kişilere ulaştırmanın yeterli olabileceğini iddia ediyorlar. Bu yaklaşım önümüzdeki soruna sınırlı yanıtlar vermesi ötesinde, en iyimser insanı bile ikna etmekte yetersiz kalıyor. Son yıllarda yaşadıklarımızın bize gösterdiği gibi, tüm çabalara rağmen Erdoğan’ı destekleyenlerin içinde yaşadığı “gerçek” sarsılamıyor.

DUNNING-KRUGER ETKİSİ

Sosyal-psikologlar David Dunning ve Justin Kruger’in araştırmaları sonucu ortaya attıkları “Dunning-Kruger Etkisi”, sorumuza verilen bu yanıtın eksik olduğunu, tek sorunun bu insanların bilgilendirilmemeleri veya yanlış bilgilendirilmeleri olmadığı, aynı zamanda yanlış bilgilendirildiklerinden tamamen habersiz olduklarının altını çiziyor. (4) Dunning-Kruger gerçekten yaşanmış bir olaydan yola çıkarak bu teoriyi geliştiriyorlar: Yüzünü limonla kapladığı takdirde güvenlik kameralarına ‘görünmez’ olacağına inanan McArthur Wheeler adlı  bir banka soyguncusu, limonun görünmez mürekkep olarak kullanılabileceği fikrinden yola çıkarak aynı şekilde yüzünü de görünmez kılacağına inanmaktadır. Oysa onun yanılgısı, limonun en basit kimyasal özelliklerini bilmemesine dayanan inancıdır. Araştırmalar, bazı insanların ilgili konuda bilgili olmadıklarını fark etmelerini engelleyen bilişsel bir önyargıya sahip olduklarına işaret ediyor. Örneğin, herhangi bir görevi yapabilmesi için kişinin sahip olması gereken özelliklerin, bu görevde yeterli olup olmadığına işaret edeceğinden, eğer bunu algılayabilecek bir bilgi ve zekadan yoksunsa kişinin o göreve yetersiz kaldığını bile farketmeyeceğini söylüyor David Dunning. (5) Sokrates’in tabiriyle söylersek, bilmediğini bilmekle, bilmediğini bilmemek arasındaki fark. Daha basit bir tabirle, bir insanın aptal olduğunu farketmesi için bile asgari oranda bir akla ihtiyacı vardır. Oy verenlerin davranış ve eğilimlerini yıllardır inceleyen Dunning bu tespitini politik yargılara da uzatıyor.

Bu teoriye göre kişi, karar verdiği konuda yeterli bilgiye sahip olduğu yanılsaması taşıyorsa, başkalarının düşüncelerine kayıtsız kaldığı gibi, kendi ezberlerine uymayan bilgileri de dikkate almayı reddediyor. (17-25 Aralık 2013’te ortaya çıkan tapelerin “montaj” olduğuna inanılması buna tipik bir örnektir.) Bu durum, AKP iktidarından nemalanan yandaş seçkinler dışında, gerçekte bu iktidardan en çok zarar gören kitlenin neden hala Erdoğan’a destek verdiğini açıklamamıza yardımcı olabilir. “Bunlara müstehaktır.” deyip küsenlerin veya çözümü “seçmenleri niçin öldürmeliyiz?” sorusuna verdiği yanıtlarla formüle etmeye çalışanlara Dunning-Kruger, insanların cehaletinin, kendileri tarafından görünmez olduğunu hatırlatıyor.

Bilişsel sinirbilimci Bobby Azarian, Amerika’da Trump’a verilen desteği, bu çerçevede değerlendirdiği yazıda, muhafazakar görüşlere sahip kişilerin bilişsel farklılıklarını bilimsel olarak kanıtlanmış verilerle örnekliyor. (6) Trump Amerikası ve Erdoğan Türkiyesinin oy tabanlarının ruh hali zemininde benzerlikleri dikkate alınırsa Azarian’ın tespitlerini 24 Haziran seçimleri sonuçlarında da kullanabiliriz. Azarian, muhafazakar beyinlerin tehdit olarak algılanabilecek durumlarla karşılaştığında, liberallere oranla daha güçlü bir fizyolojik tepki gösterdiklerinin araştırmalarla kanıtlandığına dikkat çekerken, bunun nedenini de, sağ eğilimli olanların daha büyük bir amigdalaya sahip olmalarıyla açıklıyor. Muhafazakarların tehditlere karşı aşırı duyarlı olmasının nörolojik kaynağı da buradan geliyor. O takdirde, Erdoğan’ı ne olursa olsun destekleyenlerin bu sadakati nasıl açıklanabilir sorusu geliyor akla. Bunu, beyin yapıları böyle olanların tepkilerinin otomatik olduğunu, yani mantık ve usun etkilerine kapalı olmasıyla açıklıyor Azarian. Erdoğan’ın seçim konuşmalarında sürekli, iktidarı kaybederlerse, muhalefetin ellerinden her şeylerini  alacaklarını, onu yargılayacaklarını hatta asacaklarını anlatması; Kürtleri ülkenin bekasına bir tehdit olarak, bir ‘öcü’ gibi göstermesi, dinin elden gideceğini, camilerin bile kapatılabileceğini dile getirmesiyle muhafazakar beyinlerin sürekli ‘güvenlik’ sorununa yoğunlaşmasını sağladı. Dolayısıyla da kendisini bir kurtarıcı olarak sundu.

Azarian, sosyal psikolojiden bilgilenen “Terör Yönetimi Teorisi”ne göre korku merkezli yönetimin diğer yönetimlerden iki kat daha etkili olduğuna değiniyor. İnsanların ölümle olan var oluşsal ilişkisine dayanan teori, insanların bilinç altında yer alan kaygının manipüle edilmesi üzerine kurulur. Korku ve kaygılarla başa çıkmak isteyen insanlar, yaşama bağlanmak, ona anlam vermek için dine, ideolojilere, kimlikler ve kültürler üzerinden belirlenmiş dünya görüşlerine sarılırlar. Böylece, korkularının uyarılmasıyla ortaya çıkan kaygı, bireyi güvenli bir ‘yer’ aramaya iterken, kendi gibi düşünenleri daha güçlü bir şekilde savunmaya yönlendirir; aynı zamanda da kendi görüşlerini paylaşmayanlara karşı aşırı saldırgan olur. Yapılan yüzlerce araştırma, ölüm kaygısının tetiklenmesi ve ölüm düşüncesi üzerinden yapılan propagandanın insanları sağ görüşe yaklaşmalarının önünü açtığını gösteriyor. Milliyetçiliğin yükselmesi ve muhafazakar görüşteki adaylara yönelme de bu algının politik eğilimi olarak tezahür ediyor. Diğer bir söyleyişle, ölümün görünürlülüğünün artmasıyla, muhafazakar görüşlerin artması arasında doğru bir orantı olduğu ortaya çıkıyor. Erdoğan’ın ve ittifaklarının giderek artan derecede saldırgan söylemi ve pratiği karşısında neden desteğini yitirmediğine bir anlam veremeyenlere verilecek en basit yanıt belki de burada.

İnsan davranışlarını bilişsel bilgi yöntemi ve nörolojiyle tanımlamak ve bu düzlemde karakterize etmek, ideolojileri (sınıflar arasındaki ayrım ve bu düzlemde ortaya çıkan savaşımı) görmezden gelmenin veya bunu küçümsemenin veya önemini azaltmanın önünü açabileceği düşünülebilir. Ne ki, eğer Amerika’da Trump, Türkiye’de Erdoğan gibi liderlere verilen desteği ve  yığınlar üzerindeki etkisini çoğu zaman politik ve sosyolojik verilerle açıklayamıyorsak, insanların ruhsal durumu veya bilişsel algılamaların politik tercihler üzerindeki etkisi üzerinde de düşünmemiz gerekir. Kaldı ki, Azarian yazısını, sadece muhafazakar beyinlerin değil, bazen liberallerin bile aynı tuzağa düşebilecekleri uyarısıyla bitiriyor. (Burada bir zamanlar AKP’ye destek veren sol-liberalleri hatırlayalım!) Peki eğer sorunun kaynağı buradaysa ne yapabiliriz diye soran Azarian, “ne yazık ki bilişsel bir sinirbilimci olarak yapabileceğim hiç bir şey yok!” diyor.

Şüphesiz bu alanın sınırlarında sağ popülizme bir çözüm bulabilmek olanaksız. Nihai çözümler her zaman siyaset biliminin teori ve pratiğiyle gerçekleşebilir. Yine de, ideolojilerin sınırlayıcı, bazen tek boyutlu, çoğu zaman doğmatik yorumlarının ötesinde bir ‘şeyler’ aramak, teorinin, özünde insan davranışlarını yorumlayan ve sorunlarına pratik yanıtlar arayan bir olgu olduğu düşüncesinden yola çıkarak, bilimin her alanından feyz almamız gerekmez mi?

****

(1)  http://www.muhalifhaberler.com/chp-li-vekilden-aciklama—bu-millete-mustehak–5521.html

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal;

“1- Bugün fındık fiyatlarına ağlayan Giresun, Ordu’nun %65 oy veriyorsa, turizmin bitmesinden yakınan Antalya %43 oy veriyorsa, Suriyelilerden illallah eden Urfa, Antep, Kilis %51 oy veriyorsa, burda bir sorun var…..

2- Turizmin bitmesinden yakınan Antalya %43 oy veriyorsa, Suriyelilerden illallah eden Şanlıurfa, G.Antep ve Kilis %51 oy veriyorsa, şeker fabrikaları satıldığı için sitem eden Çorum, Yozgat ve Kırşehir açık ara birinci çıkartıyorsa Millete müstahaktır.

(2)  Mine Söğüt – Seçmenleri Niçin Öldürmeliyiz!

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1010141/Secmenleri_nicin_oldurmeliyiz_____.html

(3)  https://www.cnnturk.com/video/turkiye/cumhurbaskani-erdoganin-balkon-konusmasinin-tamami2018

(4)   https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/B9780123855220000056

https://en.wikipedia.org/wiki/Dunning%E2%80%93Kruger_effect

(5)  https://www.politico.com/magazine/story/2016/05/donald-trump-supporters-dunning-kruger-effect-213904

(6)  https://www.alternet.org/right-wing/neuroscientist-explains-what-could-be-wrong-trump-supporters-brains

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − thirteen =