İNGİLTERE… İNGİLTERE’DEKİ ZEHİRLİ ATMOSFER, İSKOÇYA’YI BİRLİK’TEN UZAKLAŞTIRIYOR

Londra’da Avam Kamarası’nda, birbirlerinden iki kılıç mesafesi kırmızı çizgilerle ayrılan sıralarda karşı karşıya oturan milletvekillerinin, adeta şövalyeler gibi sözlü savaşa tutuştukları, yandaşlarının ya da karşıtlarının bağırışlarının meclis başkanının azarlarıyla susturulduğu  görüntüler, dışarıdan bakıldığında  çok garip gelebilir.

İngiltere’de doğup büyüyen ya da uzun süre burada yaşayanlar için ise, tarihi çok eskilere uzanan parlamenter bir sistemin tuhaf ama artık yadırganmayan kendine özgü kuralları olarak görülür.

Avam Kamarası’nın web sayfasında meclis salonunun dikdörtgen  olmasının,  milletvekilleri arasındaki karşılıklı münakaşa ve zıtlaşma geleneğinin nedenlerinden biri olarak sözediliyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları tarafından atılan bombalarla hasar gören Westminster Sarayı’nın 1943 yılında nasıl onarılacağı tartışılırken, Winston Churchill’in eski bina tasarımına sadık kalınmasını istediği, karşılıklı oturulan salon düzeninin İngiliz parlamenter demokrasisinin temelini oluşturan iki partili sistemi simgelediğini söylediği de kayıtlarda.

Zamanın başbakanı Churchill’e göre,“Biz binalarımıza, daha sonra da binalarımız bize şekil verir”.

76 yıl sonra bugün, Avam ve Lordlar Kamarasının bulunduğu Westminster Sarayı, bir kez daha, milyarlarca sterline mal olacak kapsamlı bir restorasyona muhtaç.

Üstelik yüzyıllardır parlamento olarak kullanılan, normal yıpranmaya ek olarak, farelerin  istila ettiği, her bir köşesinde asbestos tehlikesi barındıran bu muhteşem yapıda, çürüyen sadece tarihi kuleler ve göz kamaştırıcı salonlar da degil.

Avrupa Birliği’nden çıkış, yani Brexit tarihi olarak belirlenen 31 Ekim yaklaştıkça, Avam Kamarası’nın atmosferindeki siyasi zehirlenme de giderek yıkıcı bir hal alıyor.

Geçtiğimiz hafta Brexit’in görüşüldüğü bir oturumda tanık olunan gergin ve kırıcı tartışmalardan sonra, Lordlar Kamarası’nın bazı üyeleri ve siyasette reform arzulayan birtakım şahıslar tarafından,  milletvekillerinin daha uygar davranmasını teşvik edecek bir ödül sistemi oluşturulmasına karar verildi.

Ödüle öncülük edenlerden İşçi Partili Lord Wood, bu girişime gerekçe olarak Birleşik Krallık’ta siyasetin bir güven ve medeniyet krizi yaşamakta olmasını gösterdi.

Başbakan Boris Johnson’ın Parlamentoda nefret ve kutuplaşmaya yol açan bir üslupla konuştuğu için kınandığı gün, Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) İngiltere Bölümü’nden bir grup gazeteci İskoçya Parlamentosu’nu ziyaret için Edinburg kentine gittik.

Önce, cam kubbeleri, çelik, meşe ve betondan yapılmış yaprak şeklindeki kanatları ile özgün bir mimarisi olan parlamento binasını gezdik.

Daha sonra, aralarında okul gruplarının da bulunduğu diğer ziyaretçilerle birlikte genel kurul salonunda İskoç yönetiminin başbakanının haftalık soru-cevap oturumunu izledik.

İskoçya’nın özerk, tek meclisli yasama organı, 129 milletvekilinden oluşuyor. Avam Kamarası’ndan farklı olarak, genel kurulda oturma düzeni, çatışma yerine uzlaşmayı teşvik eden yarım daire şeklinde tasarlanmış.

İskoç Ulusal Partisi lideri, Başbakan Nicola Sturgeon, Brexit’ten İskoçya’da bağımsızlık için ikinci bir halk oylaması düzenlenmesi olasılığına, küresel iklim krizinden müebbet hapis cezalarının sanık ölünceye kadar sürmesine, Thomas Cook seyahat şirketinin iflasından elektronik sigaraların yasaklanmasına kadar pek çok konuda her partiden milletvekilinin sorularını  yanıtladı.

Zaman zaman sert ifadeler kullanılsa da, hem sorular hem de başbakanın yanıtları, Avam Kamarası’nda görülmeyen bir nezaket ve sükunetle dinlendi.

Genel Kurul’dan sonra AEJ tarafından düzenlenen bir yuvarlak masa toplantısında İskoçya’nın üç büyük partisinden birer üst düzey temsilci, Avrupa Birliği’nden çıkışın İskoçya üzerinde yaratacağı olası etkileri, aynı medeni üslupla tartıştılar.

AEJ üyesi bir melektaşım, Edinburg’a yaptığımız bu ziyaretin “parlamenter sistemin saygınlığına gölge düşüren bir önceki günkü Avam Kamarası tartışmalarından sonra, parlamenter demokrasiye olan inancını yeniden canlandırdığını” söyledi.

Yuvarlak masa toplantısına katılan İskoç Ulusal Partisi üyesi Kültür, Turizm, Avrupa ve Dış İlişkiler sözcüsü Joan McAlpine, İskoçya Muhafazakarlarının Brexit ve Dış İlişkiler sözcüsü Donald Cameron ve İskoç İşçi Partisi Brexit sözcüsü Alex Rowley, Brexit ve İskoça’nın bağımsızlık talepleri konusunda birbirinden farklı görüşler dile getirdiler.

Partilerin yaklaşımlarını, daha ayrıntılı olarak AEJ-UK web sitesinde İngilizce olarak okuyabilirsiniz. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse, her üç siyasetçi de, sonuçta anlaşmasız olarak Avrupa Birliği’nden ayrılınması durumunda İskoçya’nın zarar göreceği endişesini dile getirdiler.

Son üç yıldır Brexit’le yatıp Brexit’le kalkan biz Londra’lı gazeteciler için aydınlatıcı, ufuk açıcı ve kapsamlı bir tartışmaydı.

İskoçya’dan Londra’ya uzun tren yolculuğum sırasında bu gezinin bana ne öğrettiğini düşündüm.

Vardığım sonuç, güneydeki siyasi ve toplumsal kutuplaşmanın ve medeni tartışma kültürünün zayıflamasının, İskoç halkını İngiltere’den giderek uzaklaştırdığı, Birleşik Krallığı İskoçlar için ‘artık birlikte yaşanılası’ bir ülke olmaktan çıkardığı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
https://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.