İNGİLTERE… “LONDRA’DA BİZİM’KİLER”

“Allı turnam ne gezersin havada
Devrildi arabam kaldım burada
Gülüm gülüm, kırıldı kolum,
Tutmuyor elim, turnalar hey…”

Londra’ya ilk geldiği günlerde hücreyi andıran odasındaki tek eşya olan yatağında tek başına otururken, Neşet Ertaş üstadın yanık türküsü sızar “hücresine”, ve derinden duyduğu hüzün bir o kadar daha artar.

“Kırık dökükdüm. Velhasıl belirsiz bir sürgündeydim. Gönlüm küskün, içim acıyordu. Dayanacak gücüm, tutunacak dalım yoktu. Zaten elim kolum da kalkmıyordu, türküdeki gibi. Her gün o ucuz ‘fish fingers’leri yesem iki aylık param vardı”.

Faruk Eskioğlu bu satırlarda sadece kendini değil, kendi gibi yurdundan koparılmış yığınlarca göçmenin öyküsünü anlatıyordu. 

Yollarımız yıllar sonra kesişti. Dost olduk Faruk’la. Toplumsal mücadeleye birlikte katıldık. Elimizden geldiğince katkı yaptık.

Ben yoruldum, yavaşladım. Faruk hala son sürat devam ediyor. Çarpık düzeni sorgulamaya, bilgilendirmeye, bilinçlendirmeye. Haber nerde, Faruk orada. Mr. Bean’vari minisi ile onu her yerde görürsünüz.

Sekiz yıl önce çok meşakkatli bir serüvene atılmaya karar verir Faruk. Güç, ama çok güzel düşünülmüş, çok önemli bir proje idi bu. 

Toplumumuzun, Türkiye’den, Kıbrıs’tan gelenlerin hikayelerini anlatmaktı düşüncesi. 

Gazeteciliği yüzünden epeyce kabarık dağarcığındaki bilgileri paylaşmak, ilerideki nesillere bir miras bırakmaktı niyeti değerli dostumun.

Kaynak toplamak için geceyi gündüze kattı ve çalıştı. Dışlandı, tehdit edildi, hakarete uğradı. Yılmadı.

Göç tarihimizi anlatan ilk kitabın tanıtım bölümünde ikiz kızlarından Su ile çektiği bir fotoğraf var.

“Toplumda Kültür ve Sanat” başlığını taşıyan kitabın tanıtımında ise diğer ikiz kızı Defne ile çekilmiş fotoğrafı görürsünüz. Kızlar büyüdü, proje de gerçekleşti. 

Faruk benden bir yıl önce İngilizce çeviriye bakmamı istemişti. Bakınca şok oldum. Bu şekilde baskıya imkansız gönderemeyeceğini söyledim ona. Örneğin, Kıbrıslıtürklerin liderlerinden Dr. Küçük “Dr. Small” olarak çevrilmişti!

Uzun bir süre elimden geldiğince iki kitabın İngilizcesini düzeltmeye çalıştım. Emeğime değdi. Çünkü kitaptaki bilgilerden çok şeyler öğrenip zenginleştim.

Neler yok ki kitapta. Göç serüvenimiz, çalışma ve iş dünyamız, anavatanlarımızla ilişkilerimiz, bu ülkedeki siyasi eğilimimiz, 150 yıl içerisinde çıkarılan gazete ve dergilerimiz, tarihleriyle kültürel, sanatsal kuruluşlarımız, festivallerimiz, düğün, kahve, eğlence kültürümüz ve renkli simalar, eserleri ile yazarlarımız, şairlerimiz, ve daha neler, neler.

Kitabın başlığına bakıp bir yanlışlık var diye düşünebilirsiniz. Hayır, Faruk BİZİM’KİLER derken geldiğimiz ülkelere bir gönderme yapıyor. Buralarda yaşayan bizleri kiler olarak kullandıklarını belirtiyor.

Göç tarihi üzerindeki kitap yıllardan beri inanılan bir yanlışı da düzeltmektedir. Profesör Doktor İbrahim Sirkeci’nin bilimsel araştırması nüfusumuzun sanıldığından çok az olduğunu kanıtlıyor.

Aşırı yaşam şartları yüzünden verem olan işçilerin hazin dramı da anlatılıyor kitapta. Mustafa Ali’yi ölüm yatağında ziyaret etmesini anlatan Faruk’un köşe yazısını okurken gözlerinizden yaşların süzülmemesi olanaksızdır.

Toplumlar hakkındaki arşivlerin çok büyük önemi var. Karaib adalarından gelen etnik azınlıklar bu konuda çok girişimcidirler. Yığınlarca kitapları, galerileri, müzeleri var göç serüvenleri üzerine. 

Bu bilgiler toplumlarına meşale görevi yapıyor. Aynı zamanda gelecek nesillerine de rol modeller sağlıyor. 

Sosyolog, antropolog ve diğer ‘ologlar’ın şimdi ve ilerideki çalışmalarına ışık tutacak nitelikte üç kitaptan oluşuyor kolleksiyon.  

Üç kitap halinde Londra’da Bizim’Kiler başlığı verdiği kitaplarının tanıtımı devam ediyor. 

2 Şubat tarihinde Kıbrıs Türk Toplum Merkezinde yapılan etkinlikte Faruk dostuma toplumsal hizmetleri için bir teşekkür plaketi verildi. O bunu fazlasıyle hak etti.

Teşekkürler Faruk Eskioğlu.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.