İNGİLTERE… Ne olacak bu Brexit?

Başbakan Thresa May’in gözyaşları ile yaptığı basın açıklamasını gördünüz mü? Siyasi olarak baktığınızda bir çok insan iyi oldu bırak gitsin diyecek. Ama içinizdeki insanı evde bırakmayıp yanınıza aldığınızda iç sızlatan bir tabloydu. Şimdi en solcularımız; ne üzülüyorson onlarda bütün dünyada ölümlerden, savaşlardan, yoksulluktan sorumlular. Onlara acıma dediklerini duyar gibiyim. Beni de korkutan zaten o yüreğiniz kör eden öfkenizle iktidara geldiğinizde acaba her şey güzel olacakmı kaygısı.

Her yerde aynı soru ile karşılaşıyoruz: ne olacak bu Brexit? Brexit Thresa May’in başını yedi ama bu ülke Brexit belirsizliğini çözemedi. Thresa May eminin şimdi kapı kapı kendisine Cameron başbakanlıktan istifa edince hemen seçime gitmesini öğütleyen danışmanlarını arıyor. Gelir gelmez seçime gidince istediği sonucu alamadı. Seçim sonuçları parlamentodaki denklemi değiştirince Brexit alanında istediği kararları bir türlü çıkaramadı ve  istifa etmeye zorlandı. Parlamentodan istenilen karar bir türlü çıkmıyor. Parlamento’nun yapısı bıçak sırtı gibi. Brexit ile ilgili bazı kararlar bir oy farkı ile bazıları 4 oy farkı ile çıktı. Ülkenin kaderini değiştirecek oylamaların sonuçları bunlar. İşçi Parti’si Muhafazakar Parti iktidarını akıllı taktiklerle çıkmaza sürükledi. Çözümsüzlük halkı yordu. Çoğu insan artık bitsin de nasıl biterse bitsin modunda. Çözümsüzlük doğal olarak partileri de böldü. Partisinin Brexit politikasından memnun olmayanlar ayrılıp yeni partiler kurdular.  Başını Brexit referandumunun mimarı olarak görülen ulusalcı Nigel Farage’in çektiği Brexit Party ve Change UK adlı iki parti daha piyasaya çıktı. Bu kadar büyük karmaşanın içinde “ne olacak bu Brexit” sorusunun cevabı çok kolay değil. Elimizde bir papatya; fal bakıyoruz: çıkacak, çıkmayacak, çıkacak, çıkmayacak. Bu kaçıncı papatyadır saymadım ama bir türlü istikrarlı bir sonuç çıkmıyor.

İki yıldan fazladır içimiz dışımız Brexit oldu. Birleşik Krallık AB’den çıkmak için 23 Haziran 2016’da bir referendum gerçekleştirdi ve sonuç olarak katılan %70 seçmenin %51.9’u çıkalım yönünde görüş belirtti. Ama gel gör ki çıkalım deyince öyle çıkılmıyor. Birleşik Krallık, Galler, İskoçya, İngiltere ve Kuzey İrladan oluşuyor. Her bileşen bölgenin AB ile ayrı ilişkileri ve beklentileri var. Bu nedenle referandum da İngiltere %53.4’le, Galler%52.5 ile AB’den ayrılalım dedi. Buna karşın İskoçya %62 ile ve Kuzey İrlanda %55.8 ile AB’de kalma kararı verdi. Durum böyle olunca herkes kendi lehine sonucu yorumlayıp süreci tıkamanın yollarını arıyor.

Referandum sonrası Birleşik Krallık 29 Mart 2019 tarihi itibarıyla AB’den çıkacağız diye karar aldı. Bu amaçla da AB ile bir prensip anlaşması yaptı ancak bu anlaşma bir türlü Westminster parlamentosunda onay bulmadı. Anlaşmada temel sorun Kuzey İrlanda’daki 130 millik sınır meselesi. AB Kuzey İrlanda ile Serbest İrlanda Cumhuriyeti arasına fiziki sınır konulmasına karşı çıkıyor. Aslında Kuzey İrlanda da fiziki control noktaları konulmasını istemiyor.  Kuzey İrlanda’nın Katolik nüfusu Serbest İrlanda ile birlik yanlısı olduğu için sınır olmaması nedeniyle oldukça rahat Serbest irlanda’ya gidip gelebiliyor. Çoğunluk Protestan nüfus ise Serbest İrlanda ile birlikten yana değil. Onlar Kraliyet yanlısı olduğu için AB ile yapılan taslak anlaşmadaki Kuzey İrlanda sınır düzenlemesine karşı çıkıyorlar. Ayrılıkçı Kuzey İrlanda’da fiziki sınır getirilirse Yeni İrlanda Kurtuluş ordusu (IRA) yeniden bombalama eylemlerine başlayacağına dair mesajlar yolluyor. Hatta Londra’da bir kaç posta dağıtım merkezine küçük patlayıcı zarflar yollayarak bu tür eylemleri yapabilecek yetkinlikte olduklarını yeniden gösterdiler.  Ayrıca Brexit yanlısı milliyetçiler Kuzey İrlanda’daki sınır ile ilgili hazırlanan anlaşma metninin Birleşik Krallık’ın üniter yapısına zarar vereceği için karşı çıkıyorlar. Bu nedenle başbakan Teresa May parlamentoda oldukça zor günler yaşadı. Şu ana kadar da AB ile anlaştığı metni parlamentodan geçiremedi ve istifa etmek zorunda bırakıldı. Sonuç Birleşik Krallık AB üyesi 28 ülkenin onayı ile Brexit sürecini 31 Ekim 2019 tarihine kadar uzattıldı ancak Birleşik Krallık isterse bu tarihten önce de ayrılabilecek.

Birleşik Krallık AB’den ayrılır mı? sorusuna çoğu insan “hayır ayrılmayacak” diye cevaplıyor. Ben Birleşik Krallık’ın  AB’den ayrılacağını düşünüyorum. Birleşik Krallık AB’ne girdiği 1973 yılından beri her zaman AB’nin şımarık çocuğu gibi davranmıştır.  Zaten AB kuruluş sözleşmesi olan Roma Anlaşması 1957’de imzalandığında Birleşik Krallık kurucusu 6 ülke arasında yok. Kurucu üyeler Birleşik Krallık’ın katılmasını da istemediler. Ancak 1973’te üye olması kabul edildi.

Birleşik Krallık AB’ye üye olduğundan beri de AB’nin en kritik kararları olan ortak para birimi EURO’nun kullanılması, Shengen vizesi, Avrupa vatandaşlığı, Avrupa Anayasası, Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa ordusu gibi AB’nin anayasal ayaklarını oluşturan  kilit noktalarda hep ayrı bir baş çekti. En son AB’nin ABD’nin bütün itirazlarına ve NATO’nun gürültüsüne rağmen Avrupa Ordusunu oluşturma konusunda kararlı duruşu Birleşik Krallığın AB’den ayrılması için ciddi bir zemin hazırladı.

Birleşik Krallık yeniden şekillenen dünya düzeninde stratejik ittifakının kim olacağı konusunda tarihsel bir karar almak zorunda kaldı. Bir yandın tarihsel ittifak gücü ABD ve diğer tarafta AB, Çin ve Rusya. AB sürekli Çin ve Rusya ile ticari anlaşmalar imzalıyor. Özellikle Çin ile tarifler üzerinden bir ticari savaş yürüten ABD’ye karşı Çin ile ticari anlaşmalar imzalayan AB’nin içinde olmak Birleşik Krallık açısından ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır. Ayrıca kendi ordusunu kuran bir AB’nin içinde olan Birleşik Krallık doğal olarak NATO ve ABD karşıtı örgütlenen bu ordunun tarafı olarak ABD çıkarlarına aykırı kararların altına istemeyerekte olsa imza atmış olacaktı. Bu nedenle Birleşik Krallık sermayesi oturup düşündü. Uzun vade de stratejik ittifakımız kim olmalı sorusuna cevap aradı ve bu ittifakın ABD olmasına karar verdiği için de AB’den ayrılma kararı aldı.

Madem ayrılma kararı aldı o zaman bu kadar gürültü niye yapılıyor diye sorabilirsiniz. Dikkat edin parlamento ekseninde yoğunlaşan tartışmalar AB’den çıkıp çıkmama üzerine yapılmıyor. Arada Liberal Demokratlar gibi çıkmayalım, ya da yeni referandum yapalım diyen sesler olsa da esas tartışma nasıl çıkalım ekseninde yapılıyor. Bir kesim ne pahasına olursa olsun çıkalım diyor ki bunlar sağcı milliyetçi kesimler. Diğer kesim ise bir ticaret anlaşması ile çıkalım ki ekonomimiz fazla zarar görmesin yönünde görüş bildiriyor.

Birleşik Krallık 1973’ten beri yararlandığı malların serbest dolaşımından dolayı ekonomisinde sağlık ihtiyaçları başta olmak üzere gıda  gibi temel alanlarda AB ekonomisine bağımlı hale gelmiş durumda. Dolayısı ile bir gümrük anlaşması olmadan ayrılık olursa Birleşik Krallık ekonomisinin bu süreçten çok olumsuz etkileneceği ekonomi otoriteleri tarafından ortak kabul gören bir gerçek. Bunu iş çevreleri ile Merkez bankası da belirtti. Bu nedenle de bütün çaba AB ile bir ticari anlaşma yaparak ayrılma noktasında yürütülüyor. Bu süreçte ince taktiklerle iktidardaki Muhfazakar Parti’ye zor günler yaşatan İşçi Partisi ise gümrük birliği anlaşması ile çıkarsak İrlanda sorunu da çözülmüş olacağını iddia ederek bunun kabul edilmesine çalışıyor.

Sonuç olarak ayrılacak ama nasıl ayrılacağını biraz da süreç gösterecek.

Ben tabii ki ayrılmasını istemeyen taraftayım. Öncelikle Avrupa ismi çok cazip  geliyor. Bizde olumsuz bir şey olduğunda hep “Avrupa’da bu işler böyle mi oluyor” diye Avrupa doğrunun referansı olarak kabul edilir.  Avrupa ayrıca Sanayi devrimine ev sahipliği yapmış, demokrasilerin beşiği, rönesansı yaşamış, edebiyatta ciddi ürünler üretmiş sanat ve kültürde güzel örnek yaratmış bir bölge. Ayrıca her ne kadar sermayenin kendi arasında yurttuğu savaşta ABD karşısında Avrupa sermayesinin rekabet gücünü arttırmak için oluşturulmuş bir birlik olmasını da dikkate alarak da Birleşik Krallığın AB içinde kalmasının ezilen sınıfların da yararına olduğunu düşünüyorum.

AB’de kalmamızın Birleşik Krallık’ta yaşayan Türkiyeliler için avantajlı olduğunu düşünüyorum. Hem ticari ilişkiler açısında, hem oradaki akraba ziyaretleri açısından hemde çifte vatandaş olanların istediği AB ülkesine yerleşme, orada okuma hakkının olması açısından AB üyesi bir Birleşik Krallık bizler için daha avantajı olacaktır.

Brexit sonrası Ankara Anlaşması ne olur sorusunun cevabı ise çok net. Birleşik Krallık AB ayrıldığı gün Ankara Anlaşması başvuruları durdurulur. Daha önce Ankara Anlaşması ile oturum alanların oturumları devam ederken yeni başvuruların alımının durudurulacağını düşünüyorum. Ankara Anlaşması AB ile Türkiye arasında imzalanmış bir anlaşma. 1973 yılında Birleşik Krallık AB üyesi olunca AB’nin imzaladığı diğer uluslararası anlaşmalar gibi Ankara Anlaşmasını da tanımak zorunda kaldı. Bu nedenle Birleşik Krallık AB’den ayrılırsa bu anlaşmayı tanımak zorunda değil ve onun gereklerini de yerine getirmek zorunda olmayacak.

Avrupa Birliği yaklaşık 513 milyon nüfusu ile dünya nüfusunun %7’sini oluşturan 28 ülkenin oluşturduğu devası bir birlik.  19.6 trilyon dolar Gayri Safi Milli Hasılası ile dünya üretiminin %24’üne sahip bir birlik. Bu nedenle Birleşik Krallığın ayrılması ona çok büyük bir etkide bulunmaz ancak bu ayrılık ile Birleşik Krallık ekonomisinin bir süre olumsuz etkileneceği kesin gibi gözüküyor.

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.