İNGİLTERE… Ölüm Kamplarında

Bugün, 23 Ocak, Auschwitz-Birkenau Toplama ve İmha Kamplarının Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasının 75. yıldönümü. Ben, eşim, bir arkadaş çifti ile birlikte bu yıldönümünden habersiz birkaç gün önce müze haline getirilmiş olan kampları görmeye gitmiştik. Müzede yıldönümü için hazırlıklar yapılıyordu. Kamplardan kurtulabilen insanların katılacağı son önemli anma töreni olabileceği göz önüne alınarak , bu yıldönümünün özellikle önemsendiğini rehberimizden öğrendik. 75 yıl, bir ömür, demek ki bugün hayatta olanlar ancak savaşın son yıllarında çocuk yaşta kampa girenler ve bir mucize eseri hayatta kalmış olanlar.

Bir mucize eseri dememim nedeni uygulanan seleksiyon yönteminden. Primo Levi gibi savaşın son döneminde kampa götürülen yetişkinler, çalışma kapasiteleri, özellikle de bir meslekleri olduğunda (Primo Levi mesela kimyagerdi) ortalama 3-6 ay arası yaşama şansları oluyordu, köle emeği koşullarında çalıştırılarak. Bazı tutukluların daha da uzun bir süre yaşadıklarını kamp duvarlarına asılı fotoğraflarının altında kampa giriş ve ölüm tarihlerinin kaydedilmiş olmasından anlıyorduk. 

Ancak hamile ya da çocuklu kadınların ve çocukların böyle bir şansı yoktu. Keza yaşlıların, sakatların ve hastaların….

Hayvanları taşımaya yarayan vagonlarda Auschwitz’ten geçerek, daha geç bir tarihte kurulan 200 bin tutsak istihdam kapasitesi olan devasa Birkenau kampına gelen tutuklular, vagonlardan indirildikten sonra önce erkekler ve kadınlar olarak iki gruba ayrılıyorlardı, çocuklar anneleriyle kalıyordu. İlkin çocukları annelerinden ayırmaya çalışmışlar, annelerin emeğinden yararlanmak için, ancak anneler canla başla buna direndikleri için daha sonra ayırmaya yeltenmemişler.  SS subayı bir doktor anlık bir gözlemle çalışabilecek durumda olanları tespit ederek ayırıyordu. Ama yanlarında çocukları ya da bebeleri olan, ya da hamile olan kadınlara seleksiyon uygulamaya gerek yoktu. Hemen yüksek gerilimli tel örgülerin yanındaki yoldan gaz odalarına yönlendiriyorlardı. Vagonlardan çıktıktan sonra yaklaşık 2-3 saat yaşam süreleri kalmıştı. Günde 3-4 ama bazen daha çok tren geldiği için Nazilerin kaybedecek vakti yoktu. 

Fotoğrafta, anne, korumaya çalıştığı küçük çocukları ve annesinin arkasından gelen, sanırım kız çocuğu.  Tren platformundan gaz odalarına doğru yürürken çekilmiş bir fotoğraf. Birkaç saat içinde soyunmaları istenecek ve çırılçıplak gaz odalarına sokulduktan sonra kapı arkalarından kapanacak, odanın tavanındaki bir delikten Cyclon-B gazı verilecek…  

Kim bilir fotoğraftaki elleri cebinde yere bakarak yürüyen paltolu çocuk ne düşünüyordu. Ailesiyle mutlu olacağı bir geleceğin hayalini mi kuruyordu, büyüyeceği, eğlenip gezeceği günleri mi düşlüyordu. Yoksa daha o yaşında bunların kendisinden esirgeneceğini sezmiş miydi?  Belki de açlığı hiçbir şey düşünmesine bile imkân vermiyordu? Kimlerdi hakkı olan yaşamlarını bu çocukların, bu insanların elinden alanlar. 

Gaz odaları ve krematoryumları ile günde 8000 insan imha kapasitesi olan kampın 1941–45 yılları arasında çoğu Yahudi olan bir milyondan fazla insanı katlettiği biliniyor, aralarında Polonyalılar, Roma, Sovyet ve diğer ülkelerden savaş esirleri var. Müzede yüz binlerce çocuk ayakkabısı, patik, kadın saçı balyaları, insanların yakıldıkları fırınlar sergileniyor, bunlar modern teknolojinin uygulandığı bir imha politikasının vahşetini gösteriyor. Avrupa Yahudiliğini yok etmeye yönelik Nazilerin bu soykırımı 6 milyon Yahudi’nin ve 2. Dünya Savaşı’yla 60 milyondan fazla insanın ölümüne yol açmıştı. 

Ama bu 20. Yüzyıllın ilk soykırımı değildi, insanlık gerekli dersleri çıkarmadığı için engellenememişti. Bugün bile, Uluslararası Ceza Mahkemesi hâkiminin Rohingya halkına karşı uygulanan kıyımlar karşısında okuduğu uluslararası Soykırım Sözleşmesi’nin maddelerini radyoda dinlerken düşünüyordum, insanlık ders aldı mı diye…

Dario Navaro / 23.1.2020 Londra

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.