İNGİLTERE… Sağın “mahalle kavgaları” ya da “çocukluk hastalığı”

İNGİLTERE… Sağın “mahalle kavgaları” ya da “çocukluk hastalığı”

0
PAYLAŞ

Referandum süreciyle birlikte sınırlar ötesine, Avrupa’ya kadar taşan Türkiye’deki politik kriz ciddi boyutlara ulaştı. Ülkede açıkça içsavaş hazırlıkları yapılırken, bu gerginliği Avrupa üzerinden besleme çabalarını izliyoruz. Tüm bu tehlikeli ve ciddi gelişmelere rağmen,  AKP elitleri ve Avrupa sağının temsilcilerinin demeçlerini dinlerken gülümsemeden de edemiyoruz. RTE’nin tüm dünyaya meydan okuması, yapamayacağını, yapsa kendinin zararlı çıkacağını çok iyi bilmesine rağmen savurduğu tehditler, kapıdan kovulunca, karadan zorla girmeye çalışmalar, göbekten bağımlı olduğu küresel güçleri “Nazi” ilan etmeler, ülkede referandumda seçeneklerden biri yasa dışı ilan edilmişken, Avrupa’da ifade özgürlüğünü eleştirmeler ve daha sayılabilecek  bir dizi gelişme, içerik olarak gerçekte, çocukların mahalle kavgası kıvamında bir ciddiyet taşıyor. Evet, tüm bu gelişmeleri, “bir bardak suda fırtına”ya benzetip, mizah üretebilir eğlenebilirdik. Ancak, dudaklardaki gülümsemelerin daha belirir belirmez silinmesine neden olan, AKP elitlerinin iktidarı kaybetmektense, herkesi ateşe atmaktan bir an bile çekinmeyeceği gerçeğidir. Yine de bu, sadece Türkiye’de değil, popülist sağın yükselmesiyle birlikte dünyada, politik bir “çocukluk hastalığı”nın hızla yayıldığı gerçeğini değiştirmiyor.

Tırmandırılan politik krizin taraflarına baktığımızda, hepsi aşırı sağın, ırkçı, piyasacı kaşarlanmış temsilcileri olduğunu görüyoruz. Ülkelerinde yaklaşan seçimlerin arefesinde “reyting” yükseltme, toplumsal projeleri olmadığından, “milli duyguları” kaşıyarak taraftar toplama peşinde koşan bir avuç elit. RTE’yle karşılıklı milliyetçilik yarıştırarak kendi ülkelerinde yandaş devşirmeye çalışan hastalıklı unsurlar.

“ÇOCUKLUK HASTALIĞI”

Yetişkinlerde görülen “çocukluk”, gerçekte psikolojik bir hastalıktır. Ergenlik dönemini aşıp, yetişkin bir yaşa gelmesine rağmen olgunlaşamama ve çevresindeki gelişmelere çocuksu özellik ve davranışlarıyla karşılık ve tepki verme hali, tedavi edilmediği takdirde ciddi sonuçlar verebilecek bir durumdur.

Bunun bir de politik boyutta ortaya çıkan hali var: “Politik çocukluk hastalığı”. (Political infantalism) Bireyin bu hastalık nedeniyle kendine ve çevresine verebileceği zararlar sınırlı ve tedavisi kolayken, politik alanda ortaya çıkan “çocukluk”un etkileri ve yıkımı devasa boyutta olabilir ve tedavisi hiç de kolay değildir. Bu hastalığın bireyde görülen semptomlarıyla, totaliter bir yapıda iktidarı elinde tutan elitin -ya da tek bir kişinin- davranışları arasındaki benzerlikler, hastalığın teşhisi açısından bize kolaylıklar sunmasına rağmen tedavisiyle ilgili kesin bulgular vermiyor.

“Politik çocukluk” semptomları, herşeyden önce, “hastanın” (iktidar ve yandaşları) çevresindeki olay ve gerçekleri değerlendirme ve irdeleme yoksunluğunda kendini gösterir. Bunun sonucunda, rasyonal bir temelde, mantıklı bir sonuç çıkarıp, edim ve eylemini bu doğrultuda belirlemek yerine, ilk izlenim ve dürtüleriyle harekete geçme halidir. Bunun yaygınlaşmasıyla birlikte, toplumda, ortak değerlerin çökmesi ve çürüme. Akabinde, otoritenin, bu boşluğu kendi çıkarları temelinde belirlediği değerlerle doldurması. Gerçeklerden kopukluğunu (çocukluğunu) gizlemek için “rol yapma”. Bir yandan, tek bir kimlik çevresinde odaklanan bir toplum mühendisliği yürütürken, diğer yandan, kendi kimliği konusunda bile kesin bir karar verememe; kimliğini karıştırma veya değiştirme. (Bu konuda, AKP ve MHP semptomatik örneklerdir.) Yaşamın önüne çıkardığı sorunları yanıtlamakta ve çözmekte zorlandığından, kendini ve varoluşunun çevresinde yer alan olguları yüceltme, tartışma ötesine taşıma -yasaklama- alışkanlığı. Sürekli ilerliyormuş gibi göstermeye çalışmasına karşın, toplumun gerçekte -sosyal-ekonomik, her alanda- gerilemesinin ortaya çıkardığı gerilimle birlikte agresifleşme. Eleştirileriyle, kendi “çocukluk hastalığını” hatırlattığı için muhalefeti giderek artan bir dozda “azarlama”… Birinin, diğerini daha da derinleştirdiği bu semptomlar, sadece iktidar ve onun yandaşları arasında kalmaz, tüm topluma da yayılabilir. Bu anlamda sağın “çocukluk hastalığı” bulaşıcıdır. AKP’nin, referandumda “evet”in garanti olmadığını anlaması üzerine kampanyasını sınır ötesine taşımasıyla ortaya çıkan politik koşullar, hastalığı üst bir safhaya taşıdı.

Bu hastalık Türkiye’ye özgü değil. Almanya, Hollanda, İsviçre, İngiltere ve tabii ABD’de (Trump’la birlikte) son dönemde ortaya çıkan sağ popülist hareketlerin yarattığı suni gündemlerin ortaya çıkardığı politik “ruh-hali”, diğer politik yelpaze içinde yer alan siyasi partileri de içine çekmeye başladı. Trump’ın, “çocuk inadı”yla, göçmenler sorununa, yasaklar ve duvarlarla “çözüm” arayışı; “Brexit” referandumunda İngiltere’deki sağın bir plan yapmadan AB’den çıkma kararı ve onların kuyruğuna takılan -İngiltere’ye yerleşmiş göçmenler dahil- kitleler; ülkesindeki “yabancı”ların ekonomiyi sırtında taşıyan ana  kolonlardan biri olduğu gerçeğini görmek istemeyen Almanya; kolonyal geçmişi yokmuşcasına “kavalcı” Le Pen’in peşine takılan Fransa vb..; her gün başka örnekleriyle tezahür eden bu hastalık, sürekli hızı artan bir girdap gibi politikayı içine çekiyor.

SAĞIN “ÇOCUKLUK HASTALIĞI” BULAŞICI

Sağın yarattığı gündemi kaçınılmaz olarak kabul eden parlamento içi muhalefet sıralarında, MHP’den, CHP’ye; soldan, Kürt siyasetlerine kadar farklı dışa vurumlarla da olsa hastalığın izleri ortaya çıkıyor. Örneğin, Kılıçdaroğlu’nun, Hollanda krizi için, “…bu bir milli mesele,..Hollanda ile ilişkileri askıya alın, bu işin referandumla bir ilgisi yok.” demeci, hastalığın tipik bir yan etkisidir. AKP’nin, kurduğu faşist yapılanmaya anayasal bir meşruluk kazandırmak amacıyla yaptığı referanduma “hayır” denildiği takdirde, RTE’nin cumhurbaşkanlığının, halk oylamasıyla ‘resmi’ olarak seçildiği gerekçesiyle sorgulanmayacağını açıklaması; farklı bir deyişle, AKP’nin attığı her anti-demokratik adımdan sonra, bir önceki pozisyonunu “demokratik” bir mevzi olarak ilan edip savunma “stratejisi”, CHP yönetiminde, hastalık virüslerinin yayılma boyutunu göstermesi açısından çarpıcı bulgular olarak karşımıza çıkıyor.

“Evet”in getireceği sonuçlar belli olmasına rağmen, “hayır” kampanyası yürüten solun veya HDP’nin, sandıktan böyle bir sonuç çıktığında nasıl bir politika izleyecekleri sorusuna yeterli bir yanıt verememeleri, bu konuda ciddi bir politikaları olmaması, adeta bir mucize beklentisiyle, “hayır”la birlikte AKP iktidarının çekilip gideceği sanrısına girmeleri de farklı düzeylerde hastalığın izlerini gösteriyor.

Şüphesiz, burada amacım, AKP faşizminin veya genelde sağın halk düşmanı politikalarını “psikanaliz” alana taşıyıp, siyasi boyutunu görmezden gelmek değil; tersine, sağın peşine takılan kitlelerin ve bu hastalığın izleri görülen siyasetlerin semptomlarını kendilerinde görebilmelerini sağlamak ve gerçek siyasi kimliklerini hatırlatmaktır.

BİR CEVAP BIRAK

15 − thirteen =