İNGİLTERE… Türkiye, giderek acayipleşiyor

İNGİLTERE… Türkiye, giderek acayipleşiyor

0
PAYLAŞ
Firdevs Robinson
Firdevs Robinson
Bu cümleler, Lewis Carroll’ın  ‘Alice Harikalar Diyarında’ adlı klasikleşen yapıtından.

Şu sıralar, Türkiye’de olup bitenler, adeta, Victoria döneminin gizemli ve karanlık yazarının, tavşan deliğine düşen kahramanına yaşattıklarını andırıyor.

‘Bundan daha acayip bir şey olamaz’ darken, daha da acayip olaylarla karşılaşıyorsunuz.

Kanlı ve karanlık bir darbe girişiminin bastırılmasından topu topu altı ay sonra, sıkı bir olağanüstü hal rejimi altında, zaten sınırsız yetki kullanan Cumhurbaşkanının otoritesini daha da güçlendirmek amacıyla, alelacele bir anayasa değişikliği tasarısı geçirildi.

İktidar partisi ve müttefiki MHP’nin kabul oylarıyla Meclis’te onaylanıp, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmasına kadar geçen iki haftalık sürede, 4464 kamu çalışanı daha görevden alındı. Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden 330 akademisyen atıldı.

Anayasal değişikliklerin halk oylamasına sunulma tarihi olarak, Hristiyan vatandaşların Paskalya Bayramını kutladıkları 16 Nisan tarihi belirlendi.

Seçmenlere, oy pusulası üzerinde iki seçenek sunuluyor. Beyaza basan evet, kahverengiye basan anayasa değişikliğine hayır diyecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümetinin bakan ve milletvekilleri, şimdiden kampanyaya başlayıp, evet oyu istemeye başladılarsa da, alışılmış seçim kurallarının halk oylamasında dikkate alınacağına dair işaret görünmüyor.

‘Hayır’ diyecek olan siyasi güçler ve bireylerin kamusal tartışmaya katılması, büyük cesaret ve fedakarlık gerektiriyor.

Hatta, serbest bir seçimin ‘ olmazsa olmaz’ unsurları sayılan ifade ve toplanma özgürlüğü, her zamankinden daha sınırlı.

Değişikliğe karşı çıkanlar, baskı görüyor, tehdit ediliyor, keyfi şekilde gözaltına alınıyor.

Twitter üzerinden oyunun ‘kahverengi’ olacağını ilan eden televizyon sunucusu işten atılıyor.

Oysa Türkiye’nin, uluslararası insan hakları sözleşmeleri uyarınca, siyasi ve bireysel hakları koruma ve kollama yükümlülükleri var.

Bunlar arasında, ‘seçim zamanlarında, sansür ve sınırlama olmaksızın kamuyu ilgilendiren konularda basında ve diğer medya organlarında serbest görüş alışverişi ve tartışma koşullarını yaratmak’ ve ‘halkın bilgi edinme özgürlüğünü garanti altına almak’ da var.

Olağanüstü hal koşullarında, bütün siyasi gruplara ayrım gözetmeksizin medyada söz hakkı vermek gibi evrensel seçim kurallarına uyar gibi yapma gereği bile duyulmuyor.

9 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname’ye göre, özel televizyon  ve radyoların  eşitlik ilkesini  içeren esaslar çerçevesinde  yayın yapma yükümlülüğü kaldırılıyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun muhalefete söz hakkı tanımayan yayın kuruluşlarına ceza verme yetkisi de elinden alınıyor.

Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na göre, bu referandumda “Yalnızca ‘Evet’ deme özgürlüğü var.

Hükümet, kamusal alanda tartışmayı sınırlamak ve siyasi, ekonomik üstünlüğünü siyasi avantaja çevirmekle kalmıyor, karşıtları üzerinde ciddi bir baskı da uyguluyor.

Başbakan Binali Yıldırım, PKK, DHKP-C gibi yasadışı örgütlerle, darbe girişiminden sorumlu tutulan Fethullah Gülen taraftarlarının ‘Hayır’ dediğini ve referandumda ‘Hayır’ kampanyası yürüten CHP’nin de aynı safta yeraldığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise,  ‘hayır’ diyenlerin, 15 Temmuz darbe girişimcilerinin yanında yer aldığını söyleyerek, muhaliflere gözdağı veriyor.

Karşıtlarını baskıyla susturma yöntemi, sadece iktidarın tekelinde de değil. Parlamentonun dördüncü büyük partisi MHP, ‘kraldan da kralcı’. Referandumda ‘hayır’ için kampanya yürüttükleri gerekçesiyle 4 önde gelen siyasetçisini partiden ihraç etmeye hazırlanıyor.

Daha önce partiden atılan Meral Akşener’in geçen Cumartesi günü Çanakkale’deki  konuşmasına ise, salonun elektrikleri kesilerek engel olunmaya çalışıldı. Akşener, toplantıya katılanlara, karanlıkta, megafonla hitap etmek zorunda kaldı.

Muhalefetin serbestçe kampanya yürütmesine engel olarak, gazetecileri ve medyayı susturarak, sadece halk oylamasının meşruluğuna gölge düşürmekle kalınmıyor, ülkenin saygınlığı da ciddi şekilde zedeleniyor.

Ama daha da önemlisi, yakın tarihinde hiç bugünkü kadar tehlikeli bir şekilde bölünmemiş olan Türkiye’ye,  kalıcı hasar veriliyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
http://www.firdevstalkturkey.com/tr

BİR CEVAP BIRAK