İNGİLTERE… TÜRKİYE’NİN DEĞERLİ YALNIZLIĞI DİPLOMATİK TECRİDE Mİ DÖNÜŞÜYOR?

1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan Ermenilerin kıyımını ‘soykırım’ olarak tanıyan karar tasarısının ve Türkiye’ye bir dizi yaptırımı öngören tasarının birbiri ardından ezici bir çoğunlukla Temsilciler Meclisi’nde kabul görmesi, ikili ilişkileri bugüne kadar görülmeyen boyutlarda sarstı.

Demokratların çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçi Partili üyelerin de desteğini alarak kabul edilen kararın, önce Senato’nun, sonra da Başkan Trump’ın onayını alması gerekiyor. Henüz bağlayıcı hale gelmese de, Türkiye, bu kararları bir misilleme olarak değerlendiriyor.  Dışişleri bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “İç politika saikleriyle alınmış olan bu kararın tarihi ve hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Barış Pınarı Harekatımızı engelleyemeyerek hüsrana uğrayanlar ülkemizden bu yolla intikam alacaklarını sanıyorlarsa yanılmaktadırlar” denilirken, bakan Mevlüt Çavuşoğlu, oylamanın sonucunu “tarihi siyasete alet edenlerin utanç verici kararı” diye niteledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Atılan adımın kıymeti yok, bunu tanımıyoruz. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar” dedi.

Meclisteki partilerin ortak açıklamasında ise kararlar ‘bardağı taşıran son damla’ diye nitelenerek reddedildi.

Hükümet yanlısı medyada, Temsilciler Meclisi kararları öfkeli haber ve yorumlarla aktarıldı. Yeni bir İstiklal Savaşından sözedenler bile oldu. Ama genelde, Temsilciler Meclisinde yapılan konuşmalar ve tasarıların içeriğine ilişkin ayrıntılı bilgilere yer verilmedi.

Türk medyasının ağırlıkla tepki gösterdiği ve batı karşıtı yorumlarla duyurduğu karar Ermeni tasarısı oldu. Kamuoyunda en fazla infial yaratacak ve Amerikan karşıtlığını epey uzun bir süre körükleyecek konu da kuşkusuz bu. Oysa, Türkiye’ye Suriye operasyonundan ötürü konması öngörülen ve aralarında Cumhurbaşkanı, bakanlar, savunma ve finans kurumlarına yönelik doğrudan önlemler içeren yaptırımlar, ekonominin kırılganlığı da gözönünde tutulduğunda kısa erimde daha büyük tehdit yaratıyor.

Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu da temel olarak Ermeni meslesi üzerinde odaklaştı. Alınan kararı asla kabul etmeyeceklerini belirtip, Amerika’yı kınarken, tarihte yaşanan acı olayları günümüze taşıyıp siyasi intikam aracı yapmak yerine tarihçilerin arşivlerde ortak çalışmasını önerdi.

Ermeni meselesinde resmi görüşü tekrarlayan Kılıçdaroğlu, dış politika konusunda ise hükümete sert eleştiriler yöneltti.

Dış politikada deneyimli diplomatların devre dışı bırakıldığını, ‘saray sosyetesi’  diye adlandırdığı kesimin politikayı yönlendirdiğini ve Amerika Birleşik Devletlerinde siyasetin nasıl yapıldığından habersiz bu kişilerin, lobi faaliyetleri için harcanan milyonlarca dolara rağmen ilişkileri çıkmaza sürüklediğini kaydetti. Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin bütün dış politikasını Trump eksenli yürütmesini de eleştirdi.

Başkan Trump ise, alışılmadık biçimde bu konuya twitleriyle müdahil olmadı. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Kasım’da Vaşington’a yapacağı ziyartin gerçekleşmeyebileceğinin işaretlerini verdi.

Görünen o ki, son yıllarda bir yandan ‘değerli yalnızlık’ siyaseti güdülürken bir yandan da uluslararası alanda büyük oyunculuk rolü üstlenilmesi,  Türkiye’nin dünyadaki konumunu güçlendirmek yerine ciddi şekilde zayıflattı.

Temsilciler Meclisi kararları ardından kopan fırtınada, şu ana kadar kimsenin Türkiye yanında yeralmamış olmasına bakılırsa, Ankara, artık sadece yalnız değil, aynı zamanda bir diplomatik tecrit tehdidiyle de karşı karşıya.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.