İNGİLTERE… Yarım asırlık yurdum

Beşikten mezara yaşamımız dönüm noktalarımız diye nitelendirebileceğimiz olaylarla dolu geçer.

Okulda ilk gün, yüksek eğitimi tamamladığımız gün, iş hayatına atıldığımız gün, yuva kurduğumuz, çocuk sahibi olduğumuz günler v.s. gibi.

Benim yaşamıma yön veren en önemli dönüm noktalarımdan biri göç serüvenimin başladığı gün oldu.

28 Ağustos 1970 tarihinde, boğucu sıcaklıktaki bir yaz akşamı küçük el çantam ve bir yastık yüzü dolu molohiya paketi ile pistte bekleyen BEA uçağının merdivenlerinden ürkek adımlarla çıkıp koltuğuma yerleştim o akşam.

Yeni bir maceraya atılma heyecanı, ailemden ayrılmanın hüznü ve ilk uçak yolculuğunun korkusu ile dilim tutulmuştu adeta. Yanımdaki kuzenimin heyecanımı yatıştırma çabaları işe yaramamıştı.

Londra’ya ayak bastığım günden itibaren bu ülkeyi benimsedim, yurdum saydım. Bu, doğduğum yere hiç özlemim olmadı anlamına gelmiyor. Çok sayıda nostaljik yazılarıma bakıldığında bu anlaşılır.

Ancak benim özlemim geçmişte yaşadığım günleredir.

Altı yıl sonra, 1976 yılında Yaz tatili için Kıbrıs’a gittiğimde gördüm ki benim çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın geçtiği şehir Lefkoşam, belleğimdeki şehir olmaktan uzaklaşmaya başlamıştı.

Şimdi tatile her gittiğimde eski mahallemi ziyaret ederim, yüreğimde büyük bir hüzünle.

Bu ülkeye ilk göç edenler ilk zamanlar yurtlarına geri dönme hayalleri ile yaşadılar. Birçokları çok güç şartlardan kaçıp buralara gelmişlerdi. Ama bu ülkede de çok çetin güçlükler çekerek yaşadılar uzun süre.

Küçücük bir adadan dünyanın en büyük kozmopolit şehirlerinden Londra’ya geldiğimde elektrik şoku yanısıra kültür şoku yaşanabileceğini de anladım.

Sağolsunlar, İngilizce hocalarımız bize bu dili düzgün gramer ağırlıklı olarak öğretmişlerdi. O yüzden akademik dili geliştirmem zor olmadı. Ancak sokakta konuşulan dili anlamakta epeyce zorlandım.

Dünyanın her yerinde etnik azınlık kökenli kişilerin karşılaştıkları soru, “nereden geliyorsun?” sorusudur. Ben de 50 yıllık İngiltere yaşamımda bu soru ile karşılaşıyorum halen.

Ne “orijinal” ülkemiz ne de yurt edindiğimiz ülkemiz tarafından kabul görmemenin ezikliği ile yaşamaktır diaspora halkları olarak kaderimiz.

Şair/yazar Dostum Yaşar İsmailoğlu çok güzel anlatmıştı diaspora halklarının yaşadığı ikilemi.

Fakat, burda olmak / İkiye bölünmüştür yüreğiniz / Bir parçası ‘burada’ ötekisi de ‘orada’ / Kafanız bir yerde ruhunuz başka bir yerde/” (Yerinderlik’de 70 Kitabından 2015. ‘Orası yurdum, benim özüm şiiri. Sayfa 74).

Daha sonra ise sevgili Yaşar İsmailoğlu şu mısraları yazmıştı bir başka şiirinde:

“…Ve artık yurt dediğin / yerleşip kök saldığın yerdir / Yüreğin başka bir yere vatan dese de /” (Küllü Sevda kitabından 2017. ‘Yurt’ şiiri. Sayfa 62).

Hiç unutmam. Oturma iznimi alırkenden teyzemi ziyaret için Almanya’ya gittim. Dönüşteki uçak yolculuğu esnasında arkadaş edindiğim Yunanlı gençle devirdiğimiz birkaç kadeh viskinin sarhoşluğu ile muhacerat memurunun karşısındayım.

Soru: “Ne kadar kalacaksın?” Pasaporta bakmadan sormuştu soruyu. Viskinin cesareti ile yılışık bir şekilde: “As long as I wish?” (ne kadar dilersem) diye cevaplıyorum yüzü kızaran memuru!

Tam yarım asırdan beri İngiltere’de yaşamaktayım. Bu önemli dönüm noktasını kutlamam mı gerekiyor? Bence kesinlikle evet.

İnsanın 50 yıl sonra hem kendi dilini, kültürünü korumayı becermesi, hem de bulunduğu ülkeye tam anlamıyla uyum sağlaması kutlanması gereken bir şeydir bence.

Yukarıda yazdığım gibi bu topraklara ayak basarkenden burayı yurdum olarak gördüm. Gurbette yaşadığımı hiç hissetmedim. Londra Sokaklarında gurbet hisleri ile ağlayıp gezmedim.

Ne de Gurbette ömrüm geçecek / Bir daracık yerim de yok/ türküsünü sevdim.

Bu sokaklarda müzelere, galerilere, kütüphanelere ulaşmak için dolaştım. Ve tabii diskoteklere, publara da!

Galiba tam entegrasyonu sağlayabilmenin yolu budur. Yaşadığınız yeri yurt olarak benimsemek, oraya katkı yapmak ve oranın olanaklarından layığıyla yararlanmak.

Geldiğiniz ülkeye ekonomik, ve diğer tür katkıları ihmal etmeden tabii ki.

Varsın buranın sözde yerlileri ve doğduğun yer seni kabullenmesin, ötekileştirsin. Sen kendini Kabul ettirebilmelisin onlara.

İlk geldiğim yılları detaylı olarak geçmiş bir yazımda yazdığım için bu yazıda tekrar etmedim. Meraklı olanlar şu linki tıklayıp okuyabilirler. https://www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j112/a21940-Yetmisli-yillardan-yasam-kesitleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.