Irkçılar Gebze’de toplanmış!

Osman Pabukoğlu savaşta gösteremediği başarıyı şimdi taktiksiyen olarak göstereceğini sanmakta. Özel harp’in bütün metotlarını denemesine rağmen o savaşta başarılı olamamış. Bu gün gelmiş şehir kır savaşı üzerine teşhis koyarak taktik geliştirmek peşinde: “Terörü Rusya ve ABD destekliyor” deyivermiş. Türkiye ” Şu anki yapıyla terörün üstesinden gelemez. Barış süreciyle dağlarda verdiğimiz mücadeleyi şehirlere indirdiler, tek çare bölgeyi ve gayri nizam harp eğitimi almış birlikler kurmak ve büyük şehirlerdeki terör destekçilerin bertaraf etmekle, bir daha asla müzakere ihtimali bırakmamakla mümkün olur” buyurmuş. Ne yapsın adamcağız yıllarca ordu içinde kalarak savaşmış. Düşmansız da yaşayamaz zaten. Belki de ufak tefek bir yerlerinde yarası da olabilir! Tabi olup bitenlerin detayını bilmiyoruz.

Lakin, ırkçıların ortak özelliği: Sorunları sulandırarak, suçlayacak birilerini bulmakla işin başlamak kolay geliyor! Aslın da, Türk egemenleri ve onların ırkçı devleti sorunların gerçek yüzünün ortaya çıkmasını engellemek için çok uğraşırlar, toplumsal sorunları görülmesini engellemek için her yolu denerler. Türkiye’ye de Kürt sorunu da yıllardır başka türlü değerlendirildi. Kürtleri buraya Rusya ya da ABD getirip yerleştirmedi. Kürtler, bu toprakların içinde doğup büyümüş bir millet. Tarihsel kökeni var.Tarihsel bir geçmişleri var. Bunu kabul ederek ortak yaşamın örgütlenmesi gerekirken bu görülmek istenmiyor. Kürtleri daha kafadan terörist ilan ederek ötekileştirmek isterler! Onlar hakkında yıllardır söylenen sözleri bir tarafa bıraksak bile Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgede yıllardır savaş sürmekte. Buradan baksak bile bir ötekileşmiş halk var. Bunun çözümünü üretecek bir kafa olmadığı sürece siz istediğiniz kadar savaş taktikleri geliştirin sorunlar çözülmez. Karşılıklı halk çocukları birbirlerini öldürürler. Sorunlar da sürekli derinleşerek kavga toplumsal kıyıma dönüşür.

Kürtler elbette uluslaşma sürecin de geç kalmış. Bundan dolayı da tarih boyu emperyal devletlerin istilası altında kalmışlar. Bu emperyal devletlerden birisi de hiç kuşkusuz ki Osmanlı devletidir. Hani çok öğündüğümüz Afrika’dan Avrupa’ya, Viyana’ya kadar uzanan Osmanlı toprakları var ya; işte o Osmanlı,oralarda işgalciydi.Burada da işgalci! Bu gerçeği görmek gerekir. Gerçeğin üzerine perde çekildi mi gerçek gerçek olmaktan çıkmaz. Gerçekler inatla ve ısrarla varlığını sürdürürler. Bunu unuttuğunuz an kafanıza o gerçekler bir balyoz gibi iner! Kafanıza inen o balyozun altında kalırsınız! inim inim inlersiniz.

Bizim haddini bilmez milliyetçilere göre Afrika’dan Avrupa’ya kadar uzanan bir Osmanlı toprağı vardı. Evet bir Osmanlı toprağı vardı ama oraları haraca bağlamıştı. Ulusal uyanışlarla birlikte halk isyanları başladı. Osmanlı toprakları parçalandı. O parçalanan yerlerde küçük küçük Ulusal devletler kuruldu. Kürtlerin ulusal uyanışı geç başladı. Buna rağmen büyüklü küçüklü Kürt isyanları yaşandı. Bunlar bastırılmış olsalar da bugün içinde bulunduğum süreçteki Kürt isyanı Kırk yıldır sürmekte.
Kürtlerin yaşadığı yerler doğal olarak Osmanlı sancaklarına bağlı Osmanlı topraklarıydı. Kürtlerde Osmanlının tabalarındandı. Osmanlı zaten tebaalarına iyi davranmaktaydı gibi gereksiz söylemlerin hiç bir değeri yoktur. Bütün emperyal devletler gittikleri yerin halkını haraca bağlarlar! Irkçılar, Kürtlere Cumhuriyet döneminde ne olmuş da isyan yapmaktalar diyebilirler! Onların ayrı bir millet, ayrı bir ulus olduğunu yoklayarak konuşmuş olurlar! Onların da bizim gibi dilleri, gelenekleri, görenekleri, toprak bütünlükleri, iktisadi yaşam birlikleri olduğunu unutarak eşitlik üzerine maveralar atabilirsiniz. Bizden neyiniz eksik diyebiliriz. Tabi, eksik olanı söylediklerinde, siz teröristsiniz diyerek, aşağılarsınız. Bölgede onların hayatlarını nasıl zehir ettiğimizi unutarak bol keseden iyilik, kardeşlik nutukları çekerek güzellemeler yaparsınız. Kürtlerin ulus olduğunu kabul ederek soruyu sorarsak:

Hangi işgalci güç işgal ettiği yere iyilik götürmüştür sorusuyla yüzleşiriz! Hiç biri işgalci gittiği ülkeye iyilik, refah, huzur götürmemiştir. Götürmez de zaten. Bütün işgallerin mantığı gittiği ülkelere iyilik götürmek gibi olsa da bu tamamen toplumsal bir yanılgıdır. Hiç bir emperyalist güç özgürlük, demokrasi götürmediği gibi iyilikte götürmez. Söylenenler bu yönünde olsa da bunlar gerçeği ifade etmez. Emperyalistler ancak gittikleri yerlerin yeraltı yer üstü kaynaklarını kontrol ederek kendisine doğru akıtması gerçeği ifade ederler. Osmanlı daha ilkel bir emperyal güç olduğu için o gittiği yerlerden haraç alarak iç yönetimlerine karışmazdı. O, alacağı haraçlara bakardı! Bugün gelinen noktada ondan farklı değildir. Yalınızca Osmanlıya göre Cumhuriyet daha fazla asimilasyon özeliği taşımış. Kürtler Türkleştirme çabası içinde olmuşlar.

Osmanlı uluslaşma sürecinde, ulusal uyanışlarla birlikte, kendine bağlı beylikleri kaybederek dağılma sürecine sürüklendiğin unutmayalım. Aslında Osmanlı gelişen kapitalist üretim ilişkisine uyum da gösteremedi. Tarihsel evrime ayak uyduramadı. Sanayisi gelişen emperyalistlere bağımlı duruma geldiği için de Birinci Dünya savaşında teslimiyet bayrağını çekti.Muhafazakarlık ona ölüm getirdi. Avrupa da makineler çalışmaya başladığında Osmanlı atla, deveyle, kağanla işlerini halledilmeye çalıştı. Matbaa Osmanlıya 200 yıl geç geldi!

Bugün de insan oğlu ay’a gidiyor. Biz hala kendi meselelerimizi çözememişiz. Millet olarak yerinde saymaktayız. Tıpkı mehter marşında olduğu gibi ileri geri adımlarla kaplunbağı hızın da ilerlemeyi çok seviyoruz. O nedenle sorgulayan insanlara karşı düşmanlık almış başını gitmiş. Sorgulayan, hakkını arayan insanlar çeşitli biçimlerde suçlarız! Ülke insanımızın ağırlıklı bir kısım muhafazakar yaşamayı sever. Bunlar, aslında muhafazakarlar, neyi muhafaza ettiklerini bilmezler. Ellerin de son model telefonlarla caka yaparak başın açık mı kapalı mı, eteklerin boyu uzun mu kısa mı onu tartışırlar. Buradan neyin günah neyin haram olduğunu üzerine fetva verirler. Başka milletler ay’a giderken bunlar kıçını nasıl temizleyeceği ile uğraşırlar! Cehaletin adı muhafazakarlık olmuş.

Onun içinde halkın bu geriliğinden nemalanan adamlar ortalığa çıkar bolkepçe milliyetçilik nutukları çekerler! Bunlar, milleti savaşa yönlendirerek savaş ekonomisinden beslenen kan emici güruh olarak karşımıza çıkarlar. Gebze’ye Pamukoğlunu konuşmacı olarak getirmeleri de başlı başına bir trajedi zaten. Türk Ocakları Derneği, zaten bilinen ırkçı bir dernek. Bunların biraraya getirdiği insan topluluğu da “kandan kına yakanlar” topluluğudur. Gebze’de Türk Ocakları Derneği vasıtasıyla savaş borazanları toplanmışlar kendi kendilerini ajite etmişler! Bu zevatlar bir birlerini ajite ederek savaş hükümete destek sunmuşlar. Hadi savaşa desen adamların ayakları titrer! Bir çoğu kendi çocuklarını askere göndermezler ama halkın çocuklarının sırtından milliyetçiliği kimseye bırakmazlar. Savaş bezirganları, savaş çığırtkanları bol keseden yellenip dururlar. Şehirlere kontra birlikler gönderilmesini önermeleri aslında Tansu Çiller döneminde olduğu gibi insanlar sokakta yargısız infaz edilmesi savını savunmaktır. İşte Pamukoğlunun kafası yargısız infaz yapılmasını önerir. Tayyip de zaten öyle yapmakta. Yargısız infaz da sınır tanımamakta. Çoluk çocuk demeden öldürmekteler. Bunun sonu nere varır bilinmez!

Ama unuttukları şey var: O da halklar hiç bir zaman öldürmekle bitirilemez. Bitirdim dediğin anda yine karşına çıkarak savaşır bulursun onları!!! Onun için bu işin en mantıklı yolu oturup anlaşmaktır. Anlaşarak kardeşçe bir arada yaşamaktır. Savaş ekenin, gül toplamayacağı bilinmeli….

______________

27 Ocak 2016 Tahir Canan.
12:21

POŞETLEME BU!*
Sansürün diğer adı:
Poşetleme.
Torbalama,
Karalama,
İnsan hayatının her alanın da!
Bir sansür,
Karalama,
Torbalama sürüp gider!
Türküler dinlenmeden,
Filimler İzlenmeden (!)
Kitaplar Basılmadan * yasaklanır(!)
Gazeteler, kitaplar okumadan menedilir!
Gösteri de din tacirleri(!)
Folklorcu çocukları poşetlemişler(!)
Din adına…
Kadınlara, kızlara poşet geçirmişler
Görünmez hale gelmesi için(!)
Bangırdar gerici çeteler.
İnsanları öldürüp,
şantaj yaparlar!
Tek dertleri kadınların çarşafa girmesi!
Gericiliğin elin de sanki insanlık oyuncak!
Kelepçe takarlar insan beynine(!!!)
Düşünmek Konuşmak YASAK!
Bunların korkuları aydınlıktan!
Kaçarlar aydınlıktan Baykuşlar gibi!
Sığınakları karanlık din bezirganlarının
Karanlığın örgüsü: Yalan ve ikiyüzlülük
15 Temmuz 2006
Bandırma Cezaevi Tahir Canan.

______________

*bu sonradan eklendi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.