İstanbul’da yağmur ikindisi…

Kalbin; köpüklerin sürüklediği bir balık gibi titrer.. Martılar çatılara üşüşür, yağmur bastırır ardından. Hadi artık uyan uyan uyan…

Yağmur sanki hep; delice özlediğin bir insanın gözyaşları gibidir. Fındık ve kakao yağına bulanan şezlong üstü kızaran etlerin, hırıltılı bir hüşuyla güneşi bir vantuz gibi içine çekmesi, bir küçücük yağmur damlasından daha heyecan verici değildir. O damla o küçücük damla değdi mi göz kapaklarına, yıkanan etinden daha gerçek daha duru bir ten yoktur aynada.  Yağmur; tatlı bir uyku sersemliğinden döne döne geçtiğin bir ikindi vakti, gözkapaklarına düşüverir… Yağmur; unuttuğunu sandığın bir sesin ‘unutmadım’ diyen sesi gibi irkiltir… Bazıları bu yüzden sever yağmuru, bazıları da belki sırf bu yüzden nefret eder..

Gök gri, yer kahverengi. Ne gitmek artık, ne gelmek geri… Ne konuşmak, ne susmak…. Bakarsın sağında bir kol, bakarsın solunda bir kol, sararsın kendini. Isınmak için bir battaniyeye bile ihtiyacın yok şimdi.  Nasıl da güzeldir yalnızlık böyle  anlarda… Yalancı der içinden bir ses, üşür be insanın ayakları başka bir ayağa dokunmayınca… öyledir… ama özlenmeye değer biri varsa aklında, yalnızlık da güzeldir…

Niye-neye-neden yetişmek için bunca deneme, sen ne yapsan da ne yapmasan da hayat bir şekilde geçecekse?  yok işte öyle değil… Durur bakarsın aşağıdaki arabalara, yukarıdaki martılara. İçinin derinlerinde koca bir oyuk, boşalır yağmur içine oluk oluk… bakarsın bakarsın bakarsın… Balkon kapısını kapatırsın, çayını yudumlarsın, kalbini susturursun…  Gök gri, yer kahverengi… Basarsın düğmesine günün, hadi sürsün diye film…

Yağmur;  yapayalnız bir ikindi vakti, özlediğin insanlar gibi yağar üstüne…

sibelbengu@yahoo.com

SİBEL BENGÜ

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.