Kafasını kaşıyan adam… (II)

Türkiyedeki iletişim fakültelerinde (30. fakülte geçen yıl Hacettepe Üniversitesine bağlı olarak açıldı) “basın etiği” dersi okutuluyor.
Yani basın ahlakı…
Okuyanlar, bu dersi görenler yani geleceğin gazeteci, televizyoncu adayları medyada çalıştıkları sürece bu etik kurallara, açıkcası ahlaki kurallara uymak zorundalar.
Her gazetenin, derginin birinci sayfasında, ya da künyesinin hemen altında  “Bu gazete basın ahlak ilkelerine uyar” diye şerh düşülür.
Hepsi ama hepsi söz verir ahlaklı oacağım diye.
Ama ben 1997’lerde yaşanan tek bir olayı huzurunuza getirmek istiyorum.
Bülent Orakcıoğlu. İstihbaratcı.. Çoğunuz tanımazssınız. Ben de tanımam. Tabii gazeteci olarak bizler herkesi tanımak zorundayız. Burun buruna gelmesek de, karşılaşmasak da, haber yapmasak da, devletin üst kademelerine kadar yükselmiş insanları tanımak zorundayız.
Ben bir gazete okuyucusu olarak da hatırlıyorum.
Hem de dün gibi.
Çiller dönemi Emniyet Genel Müdülüğü istihbarat dairesinin başındaki Orakcıoğlu, 28 Şubat sonrası, askerleri izinsiz dinlediği için soruşturmaya uğradı. İddia ciddiydi.
Sivil bürokrasi, askeri bürokrasiyi izin almaksızın, yasa ve anayasaya aykırı olarak nasıl dinlerdi ?
Orakcıoğlu görevden alındı, askeri mahkemede tutuksuz yargılanacaktı.
Ancak iddianame hazırlanırken yurt dışına, ABD’ye gittiği öğrenildi.
Ülkemizin büyük gazetelerinden biri, ertesi gün“Vatan haini ABD’ye kaçtı” manşeti ile haberi okuyucularına duyurdu.
Orakcıoğlu yurda döndü, askeri (hava kuvvetleri) mahkemesinde yargılandı, beraat etti.
Adı geçen gazetede ne beraat kararından sonra, ve ne de daha sonraki günlerde ve aylarda ABD’ye kaçan vatan haini (!) üst bürokrat adına tek satır bir açıklamaya rastlanmadı. (Bakınız: arşivler yalan söylemez)
…Ve ahlaksız, bilgisiz, görgüsüz, kitap okumayan, düşünmeyen adam göbeğini kaşıyordu, ahlaklı, erdemli patron, “Bu gazete basın ahlak ilkelerine uyar”sözünü  vermiş olan patron ve genel yayın yönetmeni ise başını kaşımakla meşguldü.

***

Başını kaşıyan adam..
Yani bugün düşünen adam sınıfındaki adam, tıp adamı.
Yani bilim adamı.
Aydın adam.
Göbeğini kaşımayan adam, 10 yıla yakın tıp eğitimi almış…Üstelik mesleğini insanlığa adamış, insan ve insanlık adına Hipokrat yemini etmiş…
Ama bir yandan hastanede çalışmış. Devletten maaş almış.
Bir yandan devletten maaş aldığı hastaneden, özel muayenehanesine hasta sevketmiş…
“Özel muayene olmadan, devlet hastanesinde ameliyat etmem” diyerek göbeğini kaşıyan adamı sömürmüş, küpünü doldurmuş.
Ama olsun..
O başını kaşıyan adam.
Hipokrat yemini etse de…

***.

İşe başlarken, yolun başında “Emek en büyük değerdir” demiş.
Bu ilkeyle yola çıkıp emekcileri çalıştırarak zengin olmuş.
O da başını kaşıyor.
Çünkü emeği sömürmekten göbeğini kaşımaya fırsat bulamamış ki.
Çalışanının saat parasından çalmış, gece mesaisinde kırpmış…
Ya vergi kaçırmış. Ya sigortasını yatırmamış. Ya da sigorta yapacagım deyip telifle çalıştırıp gizli saklı yollara başvurmuş ve servetine servet katmış..
Ama adam başını kaşıyor.
Göbeğini kaşımamış, kime ne…

***

Gelin şimdi eğri oturup doğru konuşma zamanı.
Okumuş ama okuyamamışı, cahil kalmışı, yani göbeğini kaşıyanı korumamış.
Başını kaşımış ama göbeğini kaşıyanı hor görmüş.
Yemin etmiş ama yeminini tutmamış.
Toplumu sömüren, vergiyi kaçıran, basın ahlakına uymayan azınlıktaki başını kaşıyan adamıları mı silip atalım b u toplumdan, yoksa göbeğini kaşıyan garibanı mı kazanıp önümüze bakalım?
Hangisi doğru, hangisi?

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

20 − 6 =