Kara İstanbul

1950’lerin film karelerinden çıkmış gibi duran kapağıyla daha ilk bakışta etkiledi beni “Kara İstanbul”. Everest Yayınlarının öykü serisinden çıkan bu kitapta 16 yazardan 16 öykü var.


Kitap, Akaschic Books yayınevinin başlattığı “Noir” dizisinde yer almış. ABD’yle aynı zamanda Türkiye’de de yayınlanan kitabın editörlüğünü Amy Spangler ile Mustafa Ziyalan üstlenmiş.


“Kara İstanbul” İstanbul’un kara öykülerini anlatıyor. Nedir bu kara öyküler? Ya da kara öykü denince ne anlaşılır?


Aslında adı üzerinde, anlatmaya gerek yok. Bugüne kadar İstanbul, genellikle tarihi ve doğal güzellikleriyle sanatın her dalına ilham kaynağı olmuştur. Oysa İstanbul, ekonomik ve kültürel anlamda dünyanın önde gelen metropollerinden biri. Nüfus olarak da öyle. Böylesine büyük bir şehrin arka sokaklarının karanlık öyküleri de olacaktır elbette. İşte bu kitap, bugüne kadar pek gezilmeyen bu sokaklarda geziyor ve kara İstanbul’u anlatıyor.


Kim mi bu anlatıcılar? Kitaptaki öykü sıralamasına göre; İsmail Güzelsoy, Feryal Tilmaç, Mehmet Bilâl, Barış Müstecaplıoğlu, Hikmet Hükümenoğlu, Jessica Lutz, Algan Sezgintüredi, Lydia Lunch, Yasemin Aydınoğlu, Mustafa Ziyalan, Behçet Çelik, İnan Çetin, Tarkan Barlas, Rıza Kıraç, Sadık Yemni ve Müge İplikçi.


Gerçi kitabı okurken anlatım ve kurgusal anlamda bazı öykülerin tek bir kalemden çıktığını düşünsem de öykülerin yazarları belli. Her birinin öz geçmişleri kitabın arkasında tek tek yer almış. Bazılarını tanıyorum zaten.


Örneğin Sadık Yemni çok beğendiğim bir yazardır. On küsur yıl önce “Amsterdam’ın Gülü” ve “Muska”sını okumuştum. Yeni romanlarını okumadığım için oldukça hayıflandığım bir yazardır Sadık Yemni. Uzun yıllardır Amsterdam’da yaşayan yazar, İstanbul Kurtuluş doğumludur ve belki de bu yüzden kitaptaki “Yak ve Git” adlı öyküsüyle “Kurtuluş’taki çocukluk günlerine gönderme yapmıştır. Sadık Yemni’nin “Yak ve Git”i çocukken arkadaşlarına şaka yaparken ölmesine sebep olan üç arkadaşın vicdan azabıyla geçen yaşamını anlatıyor. Aradan uzun  yıllar geçtikten sonra ölümüne sebep oldukları arkadaşının annesi tarafından Kurtuluş’taki eski mahallelerine çağrılırlar. Liseden sonra her biri bir yere dağılmış olan bu üç arkadaşı bir araya getiren anne, oğlunun öcünü almayı planlamaktadır. Muhteşem bir öykü “Yak ve Git”. İnsanı derinden etkiliyor.


Müge İplikçi “Columbus’un Kadınları” ve daha yeni okuduğum “Kafdağı”’yla beğendiğim yazarlardan biri. Müge İplikçi’nin bu kitaptaki “El” adlı öyküsü, Moda’da tecavüz edilerek öldürülen bir kız çocuğunu anlatıyor.


Yine “Kara İstanbul”da Yenikapı’da geçen “Bir Kadın Arıyorum” adlı öyküsüyle yer alan Tarkan Barlas da daha önceden okuduğum yazarlardan biri. Barlas’ın “Lanetli Oda”sını okumuştum.


Kitapta daha önce okumadığım ama bu kitaptaki öykülerini okuduktan sonra diğer kitaplarını da okumak istediğim yazarlar var.


Örneğin İsmail Güzelsoy’un Büyükada’da geçen“Ateşin Dili” öyküsünü okuduktan sonra o da merak ettiği yazarlar arasına katıldı. 


Feryal Tilmaç da öyle. Bebek’te geçen “Lodostop” ilginç bir otostop öyküsüydü mesela.


Jessica Lutz’un öyküsü de ilginç. Hollanda’da doğup 1989’da İstanbul’a yerleşen ve gazetecilik yapan Jessica Lutz, Fatih’te geçen “Sessiz Sedasız” adlı öyküsüyle Hizbullah örgütünün arka planına göz atıyor. Hatırlarsanız 2000 yılında Türk polisi İstanbul’da başlattığı, daha sonra Türkiye’nin çeşitli yerlerinde devam ettirdiği bir dizi operasyonda, Hizbullah örgütüne ait hücre evlerini basmış ve evlere gömülmüş, içlerinde kadınların da yer aldığı yüze yakın işkenceyle öldürülmüş kurbanın cesetleriyle karşılaşmıştı. Jessica Lutz, çoğunluğu küçük esnaf olan bu kurbanlardan birinin başına gelenleri kurgulamış “Sessiz Sedasız” da. Enteresan bir öykü.


Rıza Kıraç’ın 4. Levent’te geçen “Sıradan Gerçek” öyküsü de ilginç bir kurguya sahip. Öykünün kahramanı Levent bölgesinde işadamlarına yönelik cinayetleri aydınlatmaya çalışıyor. Öykü, bir zamanlar kimi işkencede ölen, kimisi de çatışma sırasında hayatını kaybeden solcuların hayaletlerinin kapitalistlerden intikam alışını anlatıyor.


Kitaptaki öykülerin hemen hepsi etkileyici. O yüzden tek tek anlatmayacağım ve okumanızı tavsiye edeceğim. Zira kitabın her sayfası okurlarına İstanbul’un karanlık yüzünü göstermeyi vaat ediyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 11 =