Karaburun toplantısı

Karaburun, İzmir kent merkezinden, araba ile yaklaşık iki saatlik mesafede, fevkalade şirin bir sahil beldesi. Bu belde, belediye başkanının da büyük destek ve katkıları ile, bu yıl dördüncüsü tertiplenen, sosyal nitelikli seminerlere ev sahipliği yapmaktadır. İşin ilginç yanı şu ki, neo-liberalizmin ve emperyalizmin cirit attığı ortamda, Karaburun’da Marksist içerikli toplantılar yapılabilmekte ve resmî yetkililer de bu toplantıları desteklemektedir. Türkiye’de gerçekten bazen çok ilginç şeyler olabilmektedir! Ben de bu yıl toplantıya bir tebliğ ile katıldım. Aşağıda, toplantıya gönderdiğim tebliğin kısa bir özetini, siz değerli okuyucularla paylaşmak istedim.

“EMPERYALİZMİN TÜRKİYE’Yİ DÖNÜŞTÜRME ETKİSİ: 1980 SONRASI POLİTİKALAR

Türkiye ekonomisi, 1930’lardaki “Devletçilik” dönemi hariç, hemen her dönemde emperyalizmin etkisi ve yönlendirmesi altında şekillenmiştir. Bu bağlamda ülkenin sanayi alt-yapısı, burjuvazi ve kamu kesimi de Batı’dakinden oldukça farklı şekilde oluşmuş ve gelişmiştir.

Ancak; merkez sermayenin olgunlaşmasının sonucunda, Nisan 1976’da Herbert Stein’ın ortaya attığı “Arz Yanlı İktisat” kavramı ve, “Washington Uzlaşması” temelinde yükseltilen ve tüm dünyaya dayatılan “küreselleşme” olgusu bağlamında, tüm ekonomilerin “tek-tipleştirilme” politikasıyla birleştirilmiş dünya piyasası ortamında yükselen küresel rekabet sonucunda merkez sermaye ile iç sermaye elele vererek kamu kesiminde ve özel kesimde üretim teknolojisinde ciddî değişimlere neden olmuştur.

Kamu kesiminde yaşanan değişimler hem yönetsel yapıda hem de bütçe ve maliye politikaları alanlarında ve odukça komplike bir yapı görüntüsünde gerçekleşmiştir, hâlâ da gerçekleştirilmeye devam etmektedir. Bir yandan merkez sermayenin yoğun hücumu, diğer yandan da burjuvazinin sıkışıklığı, kapitalist sistemlerde kamu kesiminin olağan sermaye-yanlı politikalarının daha da yoğunlaşmasına yol açtı. Kamu kesimi o denli sermaye-yanlı yoğunlaşma sergiledi ki, sosyal devlet anlayışı bir yana, devletin ve sistemin yumuşatılmasına ve meşrulaştırılmasına yönelik politikalar dahî tedricen terk edilmeye başladı.

Kamu kesimindeki değişikliğin eksenini, merkez ve iç sermayeye her alanda elverişli ve güvenli piyasa oluşturmak şeklinde özetlenebilir. Maddî sermayeye toplumsal birikim havuzları açılırken, spekülâtif sermayeye de güvenli ve yüksek faiz getirili finansal havuz oluşturuldu. Böylesi bir politikalar demeti salt mülkiyet değişimini ifadeden öte, siyasal olarak algılanan kararlarda sermayenin yönlendirme derecesini güçlendiriyordu. Bu yapılanmada bir yandan kamu kesiminin alanı daraltılıp özel kesimin alanı genişletilirken, diğer yandan da kamu kesiminin işleyişi özel kesim mantığına dayandırılmaya çalışıldı.

Gerek merkez sermayenin gerek iç sermayenin sıkışıklıkları kamu kesiminin yapısında değişime neden olurken, bunun paralelinde, sermaye-dışı kesimlerin siyaset ve kamusal kararlar üzerindeki etki ve gücü de zayıflatıldı. Özel kesimde üretim sürecinde yaşanan sınıfsal ayrışma, kamu kesiminde şekillenen sermaye-yanlı politikalarla sermaye-dışı kesim aleyhine daha da netleşmeye başladı. Ancak, yükselen işsizlik dolayısıyla emek kesiminde yaşanan canhıraş rekabet ve sermayenin seyyaliyeti karşısında emeğin bu haktan yoksun olması, kamu kesimi politikalarında sermaye-dışı kesimlerin ihmal edilmesine karşı olası politik kalkışları engelliyordu. Yeni oluşumlar bağlamında sermaye-dışı kesimlerin sisteme sadakatinin sağlanmasında, “sosyal politikalar” yerine “cemaat ve sadaka kültürü”nün yaygınlaştırılma yoluna gidilmiştir.

Merkez sermayenin çevre ekonıomilere yansıttığı sorunların çevre halkları tarafından net olarak algılanmaması, yürütülen faaliyetlerin ekonomik işlemler görüntüsü altında yapılması yanında, toplumsal kültürlerde ekonomi olgusunun geri plana çekilerek, ekonomik temelden yoksun salt politika söyleminin öne çıkarılması kadar, toplumların kırsal yapıda olması ve sınıf bilincinin netleşmemesi de büyük bir rol oynamaktadır.

1980’lerde başlayarak günümüze dek kamu kesiminde yoğunlaştırılarak sürdürülen yönetsel ve mali politikalar tek bir hedefe odaklanmışlardır. O da; sermaye dokusunu güçlendirmenin karşısında, ekonomik ve sosyal haklar alanlarında halkları ve yönetimleri yalnızlaştırmak ve güçsüzleştirmektir. Sermayenin seyyaliyeti karşısında emeğin yerelleştirilmesi; merkezî yönetim yerine yerelleşme politikaları; temel sosyal haklarla ilgili kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi; kamu hizmetlerinin görülmesinde emanet sisteminin yerine ihale sistemine yönelinmesi; özelleştirmeler yanında hizmet satın alım politikalarına ağırlık verilmesi, çevrenin korunması yerine doğayı kirletici politikalara izin verilmesi, vs politikalar cümlesi sermayeyi güçlendirmeye, buna karşın emeği, genelde halkları ve yönetimleri güçsüzleştirmeye yönelik gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.