Karanlıklar “Özel yaşam” safsatasıyla perdelenemez

Ülke karanlıklar içinde giderek koyulaşarak ilerlerken, ne hazindir ki, bir yanda hiç bir dönemde görülmemiş kısıtlayıcı önlemler alınmakta, diğer yandan da bu gidişat “ileri demokrasi” hamlesi olarak değerlendirilmektedir. Bu denli pişkinlik ve bu denli aldatmacaya tarihin hiçbir döneminde rastlanmamıştır. Türkiye’de yaşananların bir bölümü bir Batı ülkesinde yaşanmış olsa ne başbakan koltuğunu koruyabilir ne de ortada iktidar kalır. Ne yapalım ki, burası Çılgın Türklerin ülkesidir. Demek ki, gerçekten her ülke layık olduğu yönetime kavuşuyor.

Yolsuzluklar, usulsüzlükler artık günlük yaşamımızın bir parçası haline geldi. Ne yapalım ki, sistemin adı kapitalizmdir. Kapitalizmden söz ederken yolsuzluk olgu ve kavramı çok doğaldır, çünkü çirkin olarak gördüğümüz bu tür davranışlar kapitalizmin özündedir, genetik yapısındadır. Zira, kapitalizm üretimden hakça pay alınan bir sistem olmayıp, güç ve fırsatçılıkla çıkar sağlama yapılanmasıdır. Böyle bir ortamda ne ahlak, ne etik, ne de iktidarın saygısızca arkasına sığınmaya çalıştığı kutsal dinsel duygular geçerlidir. Güçlünün zayıfı sömürdüğü kapitalist yapılanmada, sermayenin para gücü ile yaptığını, siyasetçi niçin elindeki muazzam kamusal örgütler ve yetkilerle yapmasın ki! Kapitalist yağmacılıkta siyasilerin de kamusal erki kullanarak çıkar sağlama çabaları işleyişin doğal sonucudur. Kısacası, sistem kapitalizm ise, yolsuzluk da olağandır. Ne var ki, ülkelere ve dönemlere göre yolsuzluğun yapılış şekli ve miktarı farklı olabilir. Hatırlayacağımız gibi, bir zamanlar Lockheed firması ile Türkiye’de bir üst düzey kamu yöneticisi arasında rüşvet ilişkisi yaşanmış ve bu kişi o dönemin TIME dergisi kapak konusu olunca bu dergi ülkeye sokulmamıştı. O dönemde Lockheed şirketinin bir Avrupa ülkesinde çok üst düzeyli bir kamu görevlisine de rüşvet verdiği açıklanmıştı. Rüşvet ve yolsuzlukların kapitalist dünyadaki macerası tarih boyunca hiç eksik olmamıştır. Zaten bu nedenledir ki, Türkiye’de ne zaman ayyuka çıkmış yolsuzluk iddialarından söz edilse, halkın genel yargısı ve yaklaşımı, “her iktidar yolsuzluk yaptı, hiç değilse bunlar çalışıyor” gibi, belediyeciliği ciddi devlet yönetimi ile karıştırıcı, akla zarar gerekçelerle durum meşrulaştırılmaktadır. Hatta bu konularda özdeyişler dahi icat edilmiş ve kullanılagelmiştir.

Bilindiği gibi, özdeyişler sistemik yozlukların topluma yedirilmesinde çok etkili pedagojik narkozlardır. Bu paragrafta anlatmak istediğim şu ki, kanaatime göre, maalesef, halkımız akçeli yolsuzluklara ve usulsüz hak gaspına fazla takılmamaktadır. Zira kapitalizm, içinde kan ve acıları da barındırarak, toplumsal davranış kalıplarını güç-ve-sömürü ilişkisi etrafında örerek, eline güç geçirenin her yola girmesinin meşru, hatta muteber, görülmesini sağlamaktadır.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, içinden geçtiğimiz dönemde tanık olduğumuz yolsuzlukların tüm diğer iktidarlar dönemindekilere göre olağanüstü boyutlarda gerçekleş(tiril)mesinin bir gerekçesi olmalıdır. Hal böyle olduğu içindir ki, hiçbir sıkıyönetim döneminde dahi görülmemiş şekilde muhalefete hücum, medyayı susturma, üniversiteleri yandaşlaştırma, yargıyı mutlak denetim altına alma, savcıların kararlarını vali ya da emniyet müdürü (ki, amaç merkezi devlete bağlamak) kanalından geçirmek, vs. gibi olağanüstü yasaklamaların sebebi açıklanmaya muhtaçtır. Hele de kişisel hakların korunması falan gibi abes gerekçelerle getirilen son Internet yasağını nereye koyacağız?

Sanırım, AKP iktidarı bir yandan dinciliğe dayanarak, diğer yandan çeşitli manipülasyonlarla halk-devlet kaynaşması oluşturduğu saçmalığı ile tüm gerici kesimlerce desteklenmiştir. “Yetmez, ama evet” yandaşlarının sağlamış olduğu anlamsız desteğin de gücü ile kendisini korunmuş hisseden AKP’nin, yargı süreci sonucunu saklı ve medya bilgileri çerçevesinde, kapitalizm içinde dahi siyasal etiğe riayet etmeden ve hukuk sınırı tanımadan kapitalizme özgü yolsuzlukları diğer dönemlerden de daha ileri çizgiye taşımada bir beis görmediği anlaşılmaktadır. Bence AKP iktidarının hukuk ve yargı sistemi ile çamurdan kalıpla oynar gibi oynaması da yine kapitalizme uygundur. Her sistemde hukuk ideolojik aygıt, yargı ise baskı aygıtıdır. Özellikle kapitalizmde hukuk sistemi yönlendirici olarak aktif değil, sistemi meşrulaştırıcı şekilde pasif öğedir. Bu nitelikleri ile hukuk ve yargı sistemi temel sistem anlayış ve olgusunu yansıtmakla kalmaz, onu meşrulaştırır da. Hal böyle olunca, iktisadi alt-yapının hızla değiştiği dönemde hukuk sisteminin uyumu aynı hızda gerçekleşemez. Bu durumda, hukukun sisteme uyarlanması gerektiğinden, bu süreç aktif müdahale ile gerçekleştirilir. AKP bu işlemi yaparken, bir yandan kurmaya çalıştığı çağdışı yeni devlet yapılanmasının kadı sistemini oluşturmaya, diğer yandan da hukuk ve yargı sisteminin bir üst-yapı kurumu olduğunu gözümüze soka soka gerçekleştirmektedir.

Internet konusuna geldiğimizde, işin ne denli AKP’nin korku algılamasına bağlı olduğu ve bu nedenle çarpıtılarak savunulmaya çalışıldığı gün gibi ortadadır. 12 yıl boyunca iktidar olmuş bir partinin neden şimdiye dek suskun kalıp, şimdi cemaat gurubu ile çatışırken böylesi yasaklamalara kalkıştığı incelenmeye değer bir konudur. Öyle anlaşılıyor ki; birincisi, yaşanan siyasi kavgada topluma yansıtılan görüntüler gerçektir; ikincisi ise, ileride topluma yansıtılabilecek elde oldukça yüklü bir stok bulunmaktadır. Bu durumda, “özel yaşam özgürlüğü” arkasına sığınılarak getirilen Internet tahdidi tartışılmalıdır. Kişilerin duygusal ve cinsel yaşamları ile ilgili etik dışı “özel yaşamı” olabilir, ancak bu durum genel kamuoyunu değil, bireyin eş vb gibi çok yakınlarını ilgilendirir. Buna karşın, ekonomik çıkar, menfaat edinme ya da menfaat sağlama ya da sair avantaj veya haksız edinimler ve bunlara yol açan ilişkiler ya da siyasilerin etrafa yağdırdıkları telefon emirleri kesinlikle kişisel özel yaşam alanı değildir. Zira, bu tür olay ya da ilişkiler tüm toplumun haklarının ihlali ve gaspı niteliğindedir.

Bu nedenle, duygusal ve cinsel alanlar dışında özel yaşamın mahremiyeti diye bir olgu ya da kavram olamaz ve bu alanlar “özel yaşamın gizliliği” vb gerekçelerle korunamaz. Siyasilerle iş insanlarının telefon konuşmalarının ya da siyasilerin ihalelerle ilgili ya da sair konulardaki müdahaleleri “özel yaşam” değil “kamu yararı” veya “kamu hakkı” ihlalidir. Zira, bu tür edinim ya da ilişkilerde siyasiler ve sermaye çevreleri bir yanlışlık ya da etik dışılık görmüyorlarsa, o zaman niçin gizlilik perdesi arkasına sığınmaya yelteniyorlar ki! Söz konusu çıkar içerikli ilişkiler tüm topluma açık ve aleni olmak durumundadır ve, eğer samimi isek, “ileri demokrasi” ancak böyle sağlanır. Eğer Cumhurbaşkanı demokrasiye inanıyor ve yetkisini bu yolda kullanma azminde ise, makamına gelmiş olan söz konusu yasaklar tasarısını, özellikle de Internet bölümünü demokratik ve çağdaş bir toplumun Cumhurbaşkanı sıfatı ile ciddi şekilde ele almak durumundadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.