Kıbrıs notları 3

Kıbrıs notları 3

0
PAYLAŞ

“Kıbrıs’tan her ayrılışımda uçağın camından aşağıya bakarak izleyip hüzünlendiğim toprak parçası”. Bir ‘Ekşi Sözlük’ takipçisi Mesarya Ovasını bu şekilde anlatıyor. Ben de hüzünlenirim Ercan Hava Limanına inerken aşağıdaki kuraklığı gördüğümde. Bu sahneyi görmemek için Kıbrısa gece inmeyi bile denediğim oldu geçmişte.

KKTC Orman Dairesinin Web Sitesindeki bilgi şöyle:“Kıbrıs’ınbitkiörtüsü:M.Ö 2755 – 195 devresinde yaşamış Eratosthenes’e göre Kıbrısın büyük bir kısmı hatta Mesarya bile ormanlarla kaplı idi. Bilinçsiz kullanım ve aşırı otlatma sonucu gelen tahribat, bitki örtüsünün [değişim sürecine uğramasına neden oldu]”.

Bir yandan da Mesaryanın Kıbrıs’ın çok sevdiğim bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Onun vahşi güzelliğine hayranım. Ben Baharda Mesaryanın rengarenk lale, sümbül, ada soğanı gibi bitki ve çiçeklere bürünmüş göz kamaştırıcı güzelliğini de gördüm ve ona aşık oldum. Yıllar önce bir Nisan ayı idi.

Vadili, Mesarya ovasının içinde bir köy. Hatırı sayılır büyük köylerden biri. İki gece kardeşimin evinde konakladıktan,aile ile hasret giderdikten sonra kiralık arabamla Karpaza doğru yola çıkıyorum. Vadilinin beş kilometre Kuzey Batısındaki Turunçlu (Stronculu) köyünden geçiyorum. Büyükannemin Köyü. Ellibeş yıl öncesini anımsıyorum.Terzi teyzemin öğrencisi akrabamız Ziynet ablanın mezuniyet töreni için bir otobüs dolusu gitmiştik oraya. İki gece kalmıştık. Sıcak bir yaz gecesi Hasan Amcanın evinin damında yattığımız kaldı o günlerden belleğimde. Bir de bir gece topluca Vadilideki yazlık sinemaya gidişimiz. Çocukluk maceralarımdan biri olarak hala dudaklarımda bir gülümseme ile anımsıyorum o zaman dilimini.

Bir zamanlar çok fakirdi Turunçlu ve civarındaki köyler. Şimdi köyde modern, beton evler, hatta villalar kaldırılmış. On yıl kadar önce İzmir’den Kuşadasına gitmiştik gezi için. Yol boyunca geçtiğimiz köylerde gözlemlediğimiz fakirlik, sefalet bizi şok etmişti. Mesarya köylerinden geçerken böyle bir sahneye rastlanmıyor artık.

Mesarya ovasının vahşi güzelliğini, kokusunu açık pencerelerden derin bir hazla içime çekmenin verdiği başdöndürücü sarhoşlukla İskele’ye varıyorum. Her taraf yine çirkin beton yapıtlarla dolu. Ama sola dönüp boğaz yolunu alınca denizin değişik ton mavilerini seyretmek derin bir haz veriyor bana. Exotic Otelin yanındaki yolu takip ederek şirin Monarga’ya çıkıp önünde mor renkli şahane güzellikteki çiçeklerin bulunduğu tek katlı evin önünde duruyorum. Sevgili Beste ve Ayşe hanım büyük bir sıcaklıkla karşılıyorlar beni. Onlarla Beste için Londra’da bir seri şiir etkinlikleri düzenlediğimiz zaman buluşmuştuk son. Nisan ayında. Zarif bahçedeki limon ağacının altında yorgunluk kahvelerimizi içiyoruz. Ötedeki incir ağacından lezzetli birkaç incir atıştırıyorum. Sevgili Ahmet Sakallı’nın itina ile yetiştirdiği incir ağacından. İçime büyük bir hüzün, burukluk çörekleniyor.

Sempatik Mirillo ailesinin ‘Kıyı’ restoranında hep birlikte doyumsuz tadda bir öğle yemeğinden sonra ver elini Karpaz. Boğazı geçince yıllar önce yapılan sıra sıra dükkanlar hala boş. Sonradan sebebinin çevreye zehir saçan elektrik tesislerinden kaynaklandığını öğreniyorum. Biraz ileride hala filtresi olmayan çirkin baca alay edercesine sırıtıyor.

Ziyamet kavşağından sağa dönüp Kaleburnu yolunu alıyorum. İstikamet Boltaşlı. Eski ismi ile Litrangomi. Bu isim değişikliklerine çok kızar, hüzünlenirim. Galatya, Komikebir, Lefkonuk, Yalusa, Luricina gibi kulağa çok hoş gelen köy isimlerini kalk değiştir. İnanılır gibi değil. Onunla kalmayıp Lefkoşa’ya Lefkoşe, Mağusaya Gazi Magosa gibi saçma isimler vermeye kalk. Neyse, daha fazla sinirler kabarmadan konuya döneyim. Boltaşlı’da kayın pederin evine yaklaşınca küçüklü,büyüklü bir kedi ordusu karşılıyor beni. Hemen terasta bulunan mangaldaki kömür közleri üzerine cezve yerleştiriliyor. Kahve safasına bayağı alıştım son birkaç gündür. Büyük bir keyif.

Bayram ya, ev misafirlerle dolup taşıyor. İki gece kalacağım için bir yerlere de gitmek istiyorum ama evdekilerle de sohbet etmeliyim konuklardan vakit buldukça. Kaçamak yapıp Galatya, Lefkonuk ve Komikebir (Mehmetçik, Yedi Konuk ve Büyük Konuk) köylerini ziyaret ediyorum. Komikebir yakınlarında Kıbrısta şimdiye dek görmediğim bir sahne ile karşılaşıyorum. Kocaman bir mandırada yüzlerce inek. Gayet de sağlıklı görünüyorlar. Sonradan Bakan Sennarağlu’nun çiftliği olduğunu öğreniyorum.

İkinci gün güneş yavaş yavaş batmak üzereyken deniz kıyısına inmek geliyor aklıma. Her ziyaret ettiğimizde muhakkak gitmeliyiz bu eşsiz güzellikteki yere. Sanırım Boltaşlı ve civar köylerde yaşayanlar dışında birilerinin haberi yok bu yerden. Umarım her daim öyle kalır. Kumluk plaja inen çoğumlukla toprak yol çok kötü. Kiralık arabaya kıyamayıp iki mil kadar yaya yürüyüp varıyoruz oraya. Yol boyunca çam, şinya (çitlemik) ve zeytin ağaçları muazzam görüntüyü tamamlıyor. Son derece huzur veriyor bu yürüyüş bize. Denizin hemen üzerindeki tepeden konuşmadan, kendi iç alemimize dalaraktan uzun uzun denizi seyrediyoruz. Sakin bir akşam uykusuna yatmış görünümdeki denizin kucağına atılmayı çok isterdim ama gün sona ermek üzere. Birazdan karanlık olacak. Gerisin geri köye dönüyoruz.

Beni Karpaz’da unut rüzgar

“sever”e demirlemiş bir papatyanın dudağında

Uçsuz bucaksız dalgaların koridorlarında bir nar gibi

Darmadağın…

Masallarıma kadar kumlanmış

Adını bilmediğim bir kuşun kanatlarını kuşanmış

Günbatımıyla kaçmış bir gündüz gibi unut

BesteSakallı (İhlal 2008)

BİR CEVAP BIRAK