‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’

‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’

0
PAYLAŞ

Zaim Necatigil Kıbrıslı Türk hukukcu. İngilter’de eğitimini tamamaldıktan sonra Kıbrıs’ta bir süre avukatlık, yargıçlık, savve 9 yıl da başsavcı olarak hizmet etti. 1993’de milletvekilliği, cumhurbaşkanlığı hukuk danışmanlığı yaptı. 1994’den buyana Kıbrıslı Rumlar’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Türkiye aleyhine AİHM’deki başvurularda Türkiye’yi savunan heyetler içinde görev aldı. Kıbrıs sorununu hukuksal yönde ele alınan kitapları yayınlandı. Pek çok makaleleri uluslararası dergilerde yer aldı.


Rum Kesimi’nin İngiltere Yüksek Mahkemesi’nde Kıbrıs’ta inşaat eden İngiliz Orams ailesi aleyhine açtığı davada bilirkişi olarak yer alan Necatigil, Orams Davası’nı savunan Cherie Blair ile de görüştü.


Necatigil ile Faruk Eskioğlu sohbet etti.


– Kıbrıs sorununda Türklerin hukuk mücadelesinde geri mi kaldı?
– Zaman zaman konjonktür içinde hareket edilir. Sanırım Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda en büyük kazanç “Garanti Anlaşması” altında Türkiye’nin bir askeri bir alayının


Kıbrıs’ta bulunması oldu. Bu anlaşmalar altında Türkiye’nin yetkili taraf olması kabul edildi. Çeşitli yıllarda Rum tarafının, biliyoruz ki 1960 Anayasası’nın nihai bir çözüm olarak görmediler. Onlar Enosis ile yola çıktılar. Bu anayasa bildiğiniz gibi çalışmadı. 1963 olaylarından sonra uzun süre Kıbrıslı Türkler devletten dışlandı. Bunun üzerine kendi yönetimini kurdu. Bu yönetim zaman sürecince bir evrim geçirerek kendini daha iyi organize etti. Bu yönetim 1974 Barış Harekatı sonrasında otonom Türk devleti oldu. Sonra Federe Devleti oldu…


– Türkiye 1974 Barış Harekatı’nda yalnızca Kıbrıslı Türkler’i değil de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni darbecilerden kurtarmayı amaçlasaydı, sorunun çözümüne kalıcı yardımı olabilir miydi?
– Bu darbe başpiskopos Makarios hükümetine karşıydı. Türkiye harekatında Kıbrıslı Türklerin haklarını garanti anlaşması çerçevesinde kurtarmayı beyan etti. Bu harekat Kıbrıstaki darbeli ve Yunanistan’daki askeri cuntayı alaşağı olmasına neden olduğu gibi Kıbrıs’ta da bir bakıma toplumun iki bölge ayrılması ve federal bir çözümün, zeminin oluşmasına yol açtı. Makarios bir ara sürgündeydi. Makarios’u İngilizler tekrar adaya getirdi. Kıbrıs Rum yönetimi kaldığı yerde devam etti. Cenevre Anlaşması’nda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tekrar ihsas edilmesi, Dr. Fazıl Küçük’ün Makarios’un yardımcısı olması tekrar düşünüldü ama bu mümkün olmadı. Çünkü 1963’ten sonra Kıbrıs’taki cumhuriyetten eser kalmamıştı zaten… Tek toplumlu bir cumhuriyet olmuş ve Rum parlamentosu 1960 Anayasası’nın kurallarını değiştirmişti… Geri statüye dönmek mümkün olamazdı çünkü taraflar federal çözüm için görüşmelere başlamıştı zaten… Bu görüşmelerde de Rumlar ve Türkler federasyonu farklı gördü…


Rumlar, federasyonu üniter bir devlete yakın, Türkler de konfederal bir devlet olarak algıladı… Bu şekilde çözüm bulunamadı ve bugünlere geldi…


– Geçmişte Hukuk mücadelesinde Türk tarafının kaçırdığı fırsatlar nedir?
– Belki Rum Tarafının AB’ye tek başına girmemesi için daha fazla gayret gösterilebilirdi… Çünkü zaman artık daha önce toplumlar arası görüşmelerde Rum tarafı uzlaşmaz görünmeye başlamıştı. “Dünya konjonktürüne asıl anlaşmayı istemeyen tarafın Rum tarafı olduğu gösterilebilirdi” diye düşünüyorum… Fakat Rum tarafı daha fazla anlaşma isteyen taraf göründü. Papadopulos geldikten sonra BM ve AB’yi kandırmayı başardı. Referandum’da gerçekler ortaya çıktığında çok geçti.


– KKTC’deki koalisyon hükümeti hukuk mücadelesine önem veriyor. Orams Davası’nda başarılı bir savunma yapıldı. Louzidu davasını ise Türkiye yitirdi. Bu konuda yeterli hukuk mücadelesi verilmediği konusunda eleştiriler var. Geçmişte hukuk mücadesi ihmal edildi mi?
– Geçmişte Loizudu Davası için de mücadele edildi. Eleştiriler haklı değil. Türkiye kişisel başvuru hakkını tanıdığı zaman deklarasyona bir çekince koydu. Çekince diyordu ki, Türkiye’nin anayasasının uygulandığı kendi hudutlarında doğan karar, eylem ve şikayetlerden dolayı Uluslararası Adalet Divanı’na gidilebilir. Yani Kıbrıs’tan yapılacak şikayetlerin Uluslararası Adalet Divanı’na Türkiye dışından gelen şikayetleri dışlamak istedi. Fakat Uluslararası Adalet Divanı bu çekincenin geçersiz olduğunu fakat deklarasyonun diğer kısmı ya ni kişisel başvuru hakkını geçerli olduğu kararına vardı. Bu bir çoğunluk kararıydı. Şimdiye kadar Uluslararası Adalet Divanı’nın uyguladığı ilkelerine göre de bir deklarasyonun şartı geçersiz ise bütünü de geçersiz sayılıyordu. Fakat burada Louzidu davasında farklı bir karar çıktı. Komisyonda karar Türkiye’nin lehineydi. Rum hükümeti o zamanlar yetkilerini kullanarak Louzidu başvurusunu İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürdü orada durum değişti. Louzidu, Kuzey Kıbrıs’a geçerek hakkını arayamadığını öne sürdü. Bu davalarda devamlı mücadele verildi. Ama bu kararın aleyhte çıkmasının başka nedenleri de vardı. Örneğin hudut olayları… Hudut da direğe çıkarak ölen Rum için bütün dünya basınında kampanya başlatıldı. Louzidu Davası’nda karar dikkat ederseniz bu olaylardan üç dört ay sonra verildi. Dava bunlardan dolayı aleyhimize döndü…


– Bir hukukcu olarak Kıbrıs Sorunu’nun çözüme ilişkin öngörünüz nedir?
– Uluslararası konjonktürde beklenmeyen durumlar da olabilir. Fakat öyle gösteriyor ki Kıbrıs’ta bir anlaşma olması çok güç… Sanırım bir süre daha var olan statü devam edecek görünüyor. Fakat bundan sonra Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlar kalkar ve Rum tarafını anlaşmaya zorlanırsa bir şeyler değişebilir. Türk tarafı referandum da  evet dedi. Diğer taraftan AB verdiği sözü henüz tutmadı. Bu durumda sanırım 3-5 yıl içinde bir çözüm olmazsa var olan statüko daha da kökleşir. Türkiye’nin AB’ye girmesi, AB’nin 20 yıl sonra alacağı formasyon, Büyük Avrupa Projesi bunlar konjonktürü dolayısıyla Kıbrıs’ı da etkiyecek olgulardır…


– Orams Davası’nda bilirkişiydiniz. Baştan sona izlediğiniz davanın kazanılması konusunda iyimser misiniz?
İyimserim… Herşeyden önce Lozidu Davası’ndan bugüne pek çok şey değişti. Sınır açıldı. KKTC’de anayasal değişikliğe gidildi. Bu konuda komisyon oluşturuldu. Kararın olumlu olacağını sanıyorum. 


FOTOĞRAF: Orams Davası’nda bilirkişi olarak yer alan Zaim Necatigil ve Orams Davası’nı savunan Cherie Blair


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
-Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Çocuk işçiler
– İsrail dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahına sahip!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı? 
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur


 

BİR CEVAP BIRAK

twelve + nine =