İşkenceci ol ama Fethullahçı asla !

İşkenceyle ilk tanışıklık sonrası beni en çok düşündüren şeylerden biri
bir işkencecinin evine gidince ne yaptığıydı. Karısına, çocuklarına sarılmadan önce
banyo yaptıklarını hayal ederdim hep.
İşkenceci eve iş getiren erkek tipi olamazdı.
Gençtim, başka türlüsünü aklım almıyordu.
Hala da alabilmiş değil ya.
Nasıl bakabiliyordu ailesinin yüzüne, aynaya, aynada kendi göz bebeklerine.
Çırılçıplak bedenlerle sapkın ve iğrenç bir ” ilişki kurmuş ”, bunu iş edinmiş bir insan,
başka bir insanı sevebilir miydi hiç ? Sevdiğinin bedenine masumca dokunabilir miydi ?
Bir başka cana sevgi,saygı,aşk duyabilir miydi ?

Yıllarca bu düşüncelerle gezdim.
Bir insan bunu nasıl yapabilir sorusu kemirdi zihnimi.
Bir insanın bir insana planlayarak, hatta zevk alarak neler yapabileceğini
görmek bile kirli hissettirirdi bana kendimi. Sadece bunu bildiğim için
kirlenmiştim. Başkaları da bilsin, duysun istemedim hiç.
Başkalarını da kirletemezdim.

Neden şimdi peki ?
Bu soruya cevap vermek öyle zor ki.
32 yıl sonra bir işkenceci bir kitap yazıyor.
Kitabın arka kapağında şunlar yazılı :
” Bulunduğu her görevde insana öncelik veren,
her işi akıl ve bilimin ışığında sorgulayarak yapan ve her zaman
vicdanı ile hareket eden bir polis, bir bürokrat, bir bilge …
Bu kitapta,yalnızca vicdanının sesini dinleyerek bu ülkenin yararı için
av olmaya bile razı bir bilgenin sesini ve isyanını bulacaksınız. ”
Bu kitabı sol olduğu söylenen bir yayınevi basıyor.
Alper Görmüş’ün yazdığına bakılırsa yayınevinin sahiplerinden birisi
Cahit Akçam. Kendisi de en ağır işkencelerden geçmiş bir insan.
Amacım birilerini suçlamak ya da ahlak dersi vermek değil.
Herkes kendi yaşadığını bilir, kendi sonucunu kendi çıkarır.
Kişisel tanışıklığım olmasa da, Cahit hep sevip,saygı duyduğum,
bütün diğer arkadaşlarımla birlikte yargılanan, yıllar yılı kendileri için
kaygı duyduğum insanlardan birisiydi benim için.
Hepimizi rahatlatacak bir açıklama yapar umarım.

Geçen yıllar içinde bu devlet işkencecilerini ödüllendirdi.
Emniyet müdürü, vali, milletvekili ve hatta bakan yaptı.
Bunu söyleyeni devlet düşmanlığıyla yaftaladılar yıllarca.
Sade vatandaşın bunları bilmemesini kullandılar.
İşkence gören insanlara ve ailelerine yıllar yılı,bir de bu yoldan işkence ettiler.
Bu ülkedeki her işkence mağduru bilir bunu.
Bir çok işkence mağduru, işkencecisinin ne yaptığını, hangi görevlere getirildiğini,
nasıl ödüllendirildiğini bilir. Çünkü onlar ödüllendirilirken, kendisi bir kez daha cezalandırılmaktadır.
İşin doğrusu, bunun böyle olduğunu başta Süleyman Demirel olmak üzere
bunları ödüllendirenler de bilir. Bilmiyorum diyen yalan söyler.

Şu son olaya bakın. Ana akım medya (mainstream media) bir işkenceciden
kahraman yaratmaya uğraşıyor.12 yaşında bir çocuğa işkence yaptığı söylenen
bir adam var karşımızda. Bu adam çıkıp bir kitap yazıyor ve bizi Fethullahçıların
marifetleri konusunda ”uyarıyor”.

Oysa bakın, Fatma Meral ne diyor : ” Onu tanıyorum,kendisi ablamın katili olur,
başka bir çoklarının da katili ve bazı şanslıların sadece işkencecisi.
” Bir televizyon kanalında 12 yaşındayken işkence yaptığı
( şimdi büyümüş yetişkin olmuş ) mağdurdan özür dilemiş Avcı.
İşkence yaptığı insanlarlı toplayıp onlarla ” özür fotoğrafı ” çektirmiş.
Ve dünkü ( 8.10.2010 ) Taraf gazetesine ” Halkıma açık mektup ”
başlıklı ilan vermiş. Hukuk ve Demokrasi herkese, her zaman lazım olacak
değerlerdir diye bitirmiş verdiği ilanı. Bazılarının bunu anlaması için
bu yollardan geçmesi gerekiyor demek.

Biz bu kadar kirlenmeyi hak edecek ne yaptık yahu ?
Nasıl çıkacak bu kir bizden ?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.