Kendimizi hazırlamak

PAYLAŞ

Bir toplumun dönüşümlerine gerçek anlamda katkıda bulunabilmek için hazırlıklı mıyız demeden kolları sıvıyoruz. İnsanın bu tür dönüşümleri sağlamak adına ya da hatta devrim yapmak adına kendinde büyükçe bir güç taşıdığını sanması çok zaman ya da neredeyse her zaman bir yetersizlik, bir geri kalmışlık, bir zavallılık belirtisidir. Tarih ve toplum bilinci taşıyan insanlar, felsefe esnafı olarak değil de gerçek felsefe ilgilisi olarak insanı tanımaya yönelen insanlar bu tür serüvenlere pek yüz vermezler. Neden derseniz toplumsal dönüşümler çok karmaşık ve çok uzun süreçlerin ürünleridirler. Bir toplumsal yaşam, belli bir zaman parçası içinde korkunç ölçülerde dağılmaya doğru yol almış da olsa, onun bunun, şu kişinin ya da şu topluluğun bir değnek vuruşuyla toparlanacak değildir. Ama yetersiz bilinç her zaman olmadık bir biçimde ve elbette tam anlamında gerekçesiz bir biçimde kendini yetkin bilinç olarak algılar.

Yetersiz bilincin tarihte gördüğü şey yalnızca olaylar ve insanlardır. Yetersiz bilinç tarih dediğimiz karmaşık yapıyı aklı epeyce önde giden kişilerin öngörüleriyle gerçekleşmiş bir arena gibi görür. Ortada kimin kiminle hangi oyunu oynadığı belli olmayan bir maç vardır ve bu maçtan akıllılar olmasa da kurnazlar başarıyla çıkıp toplumsal yaşamı kökten değiştirirler. Bu saçma düşünce toplumsal ve siyasal yaşamı vuruyor, kökten sarsıyor, mutsuz kitlelerin mutsuzluklarını artırıyor; orada da kalmıyor, insanlara yanlış bilinç aşılamak gibi son derece tehlikeli bir işi gerçekleştiriyor. En eskilerden birinin “Tarih örnekle öğretilmiş felsefedir” deyişini unutmamak gerekir. Örneklerden temel sorunlara inemezsek tarihten bir şey elde edemeyiz. Oysa insanlar tarihe baktıklarında örneklerin pırıltılarına takılır kalırlar. Falanca komutan falan savaşı açmakla aman ne güzel yapmıştır. Şu ünlü devlet adamının yürekliliği olmasaydı şu toplum öldürseniz o savaşı kazanamazdı. Böylece gün gelir, en sıradan insanların birer tanrı, en zavallı insanların birer gerçek anlamda öncü olarak değerlendirildiği olur. Tarih çok zaman insanın kendini yanlış anlaması için oluşturulmuş bir bilgi alanı olarak iş görür. Bu bilgi alanının en yanlış bilgeleri de ne yazık ki genellikle tarihçilerdir.

İnsan toplumsal sorunlar karşısında eli kolu bağlı oturmalı ve yaşamın olağan akışıyla gelecek iyilikleri beklemeli demek istemiyorum. Benim demek istediğim toplumsal dönüşümlerde etkin olmak isteyen kişilerin bu işe çok ama çok önceden kendilerini hazırlamalarıdır. Kimse bilimsel bilginin ve felsefi bilginin uzağında durup yalnızca dünyadaki akışı yani olan biteni izleyerek gerçek bir bilinç yetkinliğine ulaşabilecek güçte değildir. Bizim deha diye bildiğimiz insanlar da öyle yapmadılar. Bizim deha diye bildiğimiz insanlar, bilim ve felsefe bir yana, sanatın eşsiz veriminden de yararlandılar. Onlar her zaman kendi alanlarının konusu olmayan konulardan da yararlanmak gibi geniş çerçeveli bir anlayış içinde çaba gösterdiler.

Bakıyorsunuz beyimiz ulusallık kavrayışı çerçevesinde yaşamı irdelemek ve bundan dönüştürücü sonuçlar çıkarmak adına kolları sıvamış. İyi mi etmiş? Hadi iyi etmiş diyelim. Ama altını kurcaladığınız zaman bu kişinin ulusal değerlerden iyiden iyiye habersiz olduğunu görüyorsunuz. Ulusallık öncelikle ve hatta yalnızca kültür değerleri çerçevesinde anlam kazanır. Ama arkadaşım sen bu ulusun gelmiş geçmiş şairlerini tanımıyorsun, öbür edebiyat adamlarını tanımıyorsun, daha başka değerlerini tanımıyorsun, pekiyi bu ulusun dönüşümlerini sağlamak için nasıl oluyor da kolları sıvıyorsun? Doğru dürüst toplumbilimcisi olmayan, gerçek anlamda halkbilimcisi olmayan, yetkin tarihçileri olmayan, büyük felsefe adamları olmayan bir toplumda o keskin bakışı nasıl elde ettin de bir ulus ya da toplum uzmanı olup çıktın, yetmedi işi siyasete kadar götürdün, yetmedi devrim fikrini geliştirdin?

Kimseye toplumunuzun sorunlarıyla ilgilenmeyin, onu siyasal çerçevede dönüşümleri sağlayacak biçimde ayrıştırmak gibi bir işi yüklenmeyin demek istemiyoruz. Bunu demeye hakkımız yok, bu bir. Biz desek de kimse bizi dinlemez, bu da iki. Ama ne olur gündelik çıplak bilinçle bu tür işlere girişmeyin, öncelikle de kendi insanınızı ve genel olarak insanı tanımadan bu tür çıkışlar yapmaya kalkamayın diyoruz. Çünkü bu tür serüvencilikler size acılar yüklüyor, yakınlarınıza acılar yüklüyor, topluma da iyilikler getirecek yerde kötülükler getiriyor. Üç tane anı kitabı okuyarak yaşamı dönüştürücü gücü elde edemezsiniz. İyisi mi önce kendinizi bir güzel gözden geçirin. Ben kimim sorusunu sorun kendinize. Kendinizi yetiştirin. Sonrası kendiliğinden gelir.

CEVAP VER