Kendine yeten insan

Kendine yeten insan

0
PAYLAŞ

Kendine yeten insan kendine yetmeyen insandan, kendine bağlı insan kendinden kaçan insandan çok daha azdır. İnsanlar genelde kendileriyle sorunludurlar, kendilerine katlanamadıkları için dış dünyada tutunacak dal ararlar. İnsanın kendini sevmesi, gerektiğinde kendine katlanabilmesi önemlidir. Güzel olan kendiyle barışık olmaktır. Bilgece yaşamak dediğimiz şey öncelikle kendini sevebilmekle ilgilidir. Bu da insanları sevebilmekle olasıdır. Bütün insanı sevemiyorsanız kendinizi de sevemezsiniz. Korkmadan sevmeyi becerebilen insan yok denecek kadar azdır. Kendinizden de başkalarından da korkmadığınız zaman insan olma koşullarını yerine getirmişsiniz demektir. Bilge kişi korkmadan yaşayan kişidir ya da daha doğrusu korkularını evcilleştirmiş kişidir. Bilinciniz kendi içinde tutarlıysa, çelişkiler ve bulanıklıklar barındırmıyorsa ne diye korkup kaçacaksınız kendinizden ve başkalarından. Yetkin bir bilince ulaştıysanız kendinizle başbaşa kalmak bir dostla birlikte olmak gibi esenlik verir size. Kendine katlanamayan insan birilerini arar durmadan. Kafasına uysun uymasın hep birileri olmalıdır yanında. İleri geri sözler edebileceği biri, birlikte çekirdek çitleyebileceği biri, gereksiz tartışmalara girebileceği biri. Ona göre onunla bununla çene çalmak bir kurtuluştur. Kendi cennetini kuramayan insan ikili, üçlü, dörtlü sözde cennetler yaratarak kendi sözde kurtuluşunu gerçekleştirir.

İnsan gerçek kurtuluşunu kendi bilinç koşullarını yetkin biçimde kurarak sağlar. Kurtuluş dediğimiz şey insanın kendini özgür, özerk ve dingin duymasıdır. İyi düşünmek ve doğru yaşamak bilgeliğin temel koşuludur. Bilgelik hırslara kapılmadan bilincini oya örer gibi kurmakla olasıdır. Bu yolda insanın öncelikle doğadan getirdiği ve enaza indireceği yerde aptallıklarıyla iyiden iyiye geliştirdiği bencillikleriyle savaşması gerekir. İnsan bir yanıyla doğal bir varlıktır, bir yanıyla da doğadan ayrılmış bir varlıktır. Öyleyse herkes kendi dünyasını kendi bilinç koşulları çerçevesinde oluşturacaktır. Hayvandan ayrıldığımız yerde insanlaşma serüvenimiz başlar. Hayvanla insan arasında bir yer tutuyorsak o zaman olabildiğince insan olma noktasına doğru zorlamalıyız kendimizi. Hayvanın etkinliği üremekle ve beslenmekle sınırlıdır. Birçok insan da üreme ve beslenme noktasında takılıp kalmıştır. Kendimizde bir takım yapay ve pırıltılı görünümler yaratmamız üreme ve beslenme noktasında kalmış oluşumuzu örtmez. Üreme ve beslenme noktasında kalmış insan atalarının doğayla çarpışa çarpışa kazandığı yetileri sonuna kadar ve en olumlu ölçülerde kullanmayı düşünmez. O düşünme yetisini de konuşma yetisini de gündelik gereksinimleri karşılayabilmek üzere sınırlı bir biçimde kullanır. Hatta kötü şeyler için kullanır: yalan söylemek için, birini gammazlamak için, dolap çevirmek için, birilerinin ayağına karpuz kabuğu koymak için, kendine ayrıcalıklar yaratmak için… Saatlerce konuşulur, saatlerce tartışılır, bazen boğaz boğaza gelinir, ama altında üstünde bir şey yoktur. Yetersiz insan dinlemeyen, yalnızca söyleyen insandır. Diyalog onda bir monolog anlamı kazanmıştır.

İnsanın garipliklerinden biri bilmediği konularda konuşmak telaşıdır. Gelişmemiş insan kafasındaki çarpık çurpuk kavramlarla, içi boş ya da yanlış doldurulmuş kavramlarla alamadın veremedin tartışmalara girer. Kendine çok güvenir o: kendiyle ilgili hiçbir kuşkusu yoktur. O yüzdendir ki kendini çok zaman bir tür görevli sayar: birilerine öğüt vermek, birilerine yol göstermek, birilerine doğruları öğretmek onun yükümlülükleri arasındadır. İstediği zaman tarihçidir o, istediği zaman dil uzmanıdır, hemen her zaman iktisatçıdır, gerektiğinde filozof olur, edebiyat tartışmalarına dalar zaman zaman, spor konularını zaten yutmuştur, bilir bilmez değer yargıları ortaya koyar, “ahlak”a “etik” demek gibi çok anlamlı buluşlarda bulunur, yazarken iki nokta kullanmak yürekliliğini gösteremediğinden noktalı virgülü yanından eksik etmez… Her şeyi çok iyi bilir ama yaşamı gene de bir dramdır: gerçek bir başarısızdır o. Hak etmediği bir yerde tutunabilmek için şaklabanlıklar eder. O çok zaman sevimsiz bir maymundur. Yetersizliklerini görmek istemez, boşluklarını görmezden gelir, zeka gösterilerine kalkar. Esprilidir de köftehor: o ağzından bal akıtırken sizin ağzınız açık kalsın ister. Kendisi için olumsuz koşullar sözkonusu olduğunda çirkinleşir. O gibi durumlarda sinsiliği ve saldırganlığı yöntem edinmiştir. Gün olur saman altından su yürütür, gün olur bağırır çağırır. Kendi olmayı beceremeyen insanın işi zordur dostlarım. Kendi olmayı beceremeyen insan yapay kişiliğiyle hem kendine hem başkalarına yüktür.

BİR CEVAP BIRAK