Kent ilişkileri

İlahi hoca çok güldürdün beni, neyi var bunun şaşıracak, daha ne seyyar satıcılarımız var. İşportacılar, börekçiler, çiğköfte satıcıları, tesbih çakmak tarak aklına ne gelirse.

Türkiye gözüyle Londra’ya bakarsan birde dünyanın üç büyük şehrinden birinde, insan başka bir gözle görüp, başka düşünür modern kentte neler olur insanlar nasıl yaşar.

Bizde garip karşılanan bir durum yok, çünkü yabancısı değiliz, bizimle geldi hepsi. insanlar yaşamını sağlamak için para kazanmak zorunda, potansiyelde varsa, vatandaş çiğköftede satar tesbihde.

Ben güzel sohbetli hocaya, düğünnleri anlattım, kınaları sünnetleri, zırlak zurnayla bağnaz davulun kuzey londra düğün salonlarında nasıl bangır bangır bağırdığını, bu güzel gün için giden davetlilerin parti sonrası nasıl bir hal aldıklarını, o salonlardaki ses kirliliğini.

Sonra bir kısmı kahve köşelerinde seyyar satıcıda giyisi alırken, bir kısım göçmen insanların nasıl palazlandığı, lüks içinde yaşadığını v.b.

Göçmen toplumu artık o bildiğimiz göçmenlik tarifine sığmıyor. Ne Türkiye’lisi ne Afrikalı ne Asya’lısı …

Bu insanların bir kısmı çok zor işlerde çalışırken, bir kısmı bu insanları orta çağ koşullarında çalıştırıyor. Sığorta yok sendika yok, askari ücretin yarısına, yani bir işçi haftada enaz 72 saat çalıştırılıp, hiç bir sosyal hakkı yok. Ne tatili, ne tatil parası, ne hastalık parası. İşe gelmediğin gün ödenmez mazeretin ne olursa olsun.tabiki bu işçinin de işine geliyor sanırım. Bir idare etme durumu.

Çok sık gitmem memlekete, tatil demiyorum tatil başka birşey, her gittiğimde, yaşlı amcalar ‘’ kaç gün izine geldin’’ diye sorduklarında. Bizim buralarda işçi olmadığımızı , işçileşemediğimizi ve Türkiyelilerin yanında kafa iznine geldiğimizi anlatır dururum.

Bir kısmı bu koşullarda çalışırken, palazlanan kesmin büyük hayalleride var.

İşletme sahipleri, birkısım eski sosyalist geçinenler, maali hesaplarına bakarak kısa zamanda köşe dönmece mantığıyla olacak ki, kendilerini A partisine yada B partisinde milletvekili aday adayı gösteriyorlar.

Tabiki bu iş bir birikim, bir deneyim, bir süreç meselesi olduğunu gözden kaçırıp. Göçmen toplumun içinde sıyrılıp parlama kadar kolay olmadığını unutuyorlar. iş adamı olmak kadar kolay olmazsa gerek İngilizde manyak değil sanırım senin tarihi geçmişin ne kardeşim cv ne der insana, demiştirde.

Tabiki bu ülkede yaşıyorsak, yönetimde de söz hakkımız olmalı, ama bu mantıkla bu düşüncelerle olabilir mi bizim çömez politikacılarımız.

Bizim çocuklarımız ya da torunlarımız hem bu ülkenin kalıcı bireyleri hemde yöneticileri olacaklardır. Çünkü onlar kentli insanlar olacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen + twelve =