İNGİLTERE… Kıbrıs’ta gerçek barışa giden yol nereden geçiyor?

Kıbrıs’ta on yıllardır süren bölünmüşlüğü sona erdirmeyi hedefleyen görüşmelerin başarısız olduğunun anlaşıldığı Salı sabahının erken saatlerinde, o gece Yeşil Hat üzerinde, barış için Türkçe ve Rumca şarkılar söyleyerek danseden binlerce göstericinin çoğu, daha evlerine bile ulaşmamıştı.
Birleşmiş Milletler yetkililerinin kayda değer gelişme sağlandığını vurgulamalarına rağmen, liderlerinin İsviçre’deki Mont Pelerin’den eli boş döndükleri haberi, nereden baktığınıza bağlı olarak, adada yaşayanların bazılarında ağır bir düş kırıklığı ve keder, kimilerinde de gözle görülür bir rahatlama yarattı.Kıbrıs Üniversitesi Siyasi Antropoloji Profesörü  Yiannis Papadakis, o gün tanık olduğu duyguyu bana, ‘Kıbrıslı Rum kamuoyunun adeta sinir uçlarını uyuşturan bir hayal kırıklığı’ diye tanımladı.

Yeşil Hattın öte yanında, çözüm arzulayan Kıbrıslı Türkler arasında ise öfkeyle karışık bir sabırsızlık hakimdi. ‘Çözümsüzlük, en iyi çözümdür’ düşüncesinde olanlara gelince, Türkiye’deki yandaşları gibi, onlar sevinçlerini gizlemediler.

Başlangıçta yaşanan şok atlatılınca, suçlamalar birbirini izledi. Karşısındakine çuvaldızı batırırken, iğneyi de kendisine batırana pek rastlanmadı ama her zaman olduğu gibi, ‘Kıbrıs sorunu nasıl çözülecek’ tartışmaları, kısa süre içinde bırakılan yerden yeniden başladı.

Yola devam edeceklerini ilk açıklayan Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades oldu.

Onu, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun adaya yaptığı ziyaret ardından, Kıbrıslı Türk cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yıl sonundan önce sorunların aşılması kararlılığını dile getiren açıklaması izledi.

Hemen ardından da, önümüzdeki günlerde adada tanık olunacak yoğun diplomasi trafiğinin ayrıntıları ortaya çıktı.

Pazartesi günü  Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin, Çarşamba günü İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın, Perşembe günü de  Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşleri Bakan Yardımcısı Vekili Jonathan Cohen’in Kıbrıs’a geleceği açıklandı.

Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Aralık ayı başlarında, henüz belirlenmeyen bir tarihte görüşmeleri bekleniyor.

Yıl sonundan önce bir anlaşma sağlama acelesi, daha çok dış etkenlerden kaynaklanıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, yakında görevini devredecek.

Amerika Birleşik Devletlerinde, dış politika öncelikleri henüz bilinmeyen yeni bir başkan seçildi.

Garantör ülkelerden İngiltere, Avrupa Birliğinden çıkmaya hazırlanıyor. Diğer garantör ve kendini ‘bölgesel çalkantıların ortasında bir istikrar adası’ olarak tanıtan Türkiye ise, hiç de huzurlu bir ülke görünümü vermiyor.

Ama belki de en önemlisi, Kıbrıslı Rumlar, 2018 yılındaki başkanlık seçimleri öncesinde gelecek yıl, kampanya ortamına girecekler.

Pek çok kişinin Mont Pelerin’deki görüşmelerin ele geçen son şans olduğuna inanmasına bu yüzden şaşmamak gerek.

Anastasiades ve Akıncı arasındaki anlayış ve güvenin sarsıldığı, uluslararası koşulların da her zamankinden daha kötüleştiği şu günlerde, Kıbrıs sorununun çözümü sanki daha da zorlaşmış görünüyor.

Türkiye’de Kıbrıs konusuna yıllardır ciddiyetle eğilen nadir kişilerden biri,  deneyimli ve saygın gazeteci Zeynel Lüle. Lüle, Kıbrıs görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının, ‘yolun sonuna gelindiği’ şeklinde yorumlanmaması gerektiğini düşünüyor. Mevcut durumun iki tarafın da çıkarına hizmet etmediğine, bu yüzden de sürecin devam edeceğine inanıyor.

Anlaşmazlığın sürdüğü üç temel konuyu ise garantörlük, dönüşümlü başkanlık ve toprak konuları olarak sıralıyor.

Toprak konusunda Güzelyurt ve Karpaz bölgeleri ‘paylaşılamaz’ bölgeler. Garantörlük konusunda ise Yunanistan ve Güney Kıbrıs, adada Türk askerinin varlığını istemiyor. Bir müddet askerin kalması ve daha sonra Türkiye, Yunanistan ve ‘Federal Kıbrıs’ın ‘İttifak Anlaşması’ yapması üzerinde uzlaşı sağlanabilir. Taraflar uzun yıllardan beri ilk kez anlaşmaya bu kadar yakınlar.  Birleşmiş Milletler ve  uluslararası camianın baskısı sonuç getirebilir ancak iki toplumun referandumda olumlu oy kullanması, işin en zor tarafı. İşte bunun için çok ciddi bir kampanya gerekiyor”diyor Zeynel Lüle.

Varılacak bir anlaşmanın kaderi, Kıbrıslı Rum ve Türk seçmenlerin oylarıyla belirlenecek ama Türkiye ve Yunanistan’ın, en kararlı diplomatik süreci bile  raydan çıkarma potansiyeli hafife alınmamalı.

Cuma günü Londra’da Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House’da konuşan Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş, Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüme destek olmayı sürdürdüğünü bildirdi.

Chatham House’daki toplantıdan sonra konuştuğum Batılı bir diplomatik kaynak, Mont Pelerin görüşmeleri çıkmaza girmeden kısa süre önce Kıbrıs’ta görüşmelere muhalif tutumuyla tanınan başbakan Hüseyin Özgürgün’ün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a atfen yaptığı açıklamayı hatırlattı.

Özgürgün, Cumhurbaşkanının, Güzelyurt’un asla Rum tarafına verilmeyeceğine dair daha önce yaptığı uyarıyı tekrarladığını söylemişti.

Yunanistan da görüşmelerin en hassas aşamasında kayıtsız kalmadı.

Profesör Yiannis Papadakis, Kıbrıslı Rumların, bugüne kadar ilk defa, görüşmelerin girdiği çıkmazdan dolayı Türkiye ve Kıbrıslı Türk liderlerin yanısıra Yunanistan’ı da sorumlu tuttuğunu söylüyor. Özellikle de Yunan dışişleri bakanı Nikos Kotzias’ın garantörler konusunda makul olmayan sertlikte bir tutum ortaya koyduğu için eleştirilere hedef olduğunu belirtiyor.

Yiannis Papadakis’e göre, Kıbrıs Cumhuriyetindeki iki büyük parti, hükümetteki Demokratik Seferberlik Partisi DİSİ ve muhalefetteki Emekçi Halkın İlerici Partisi AKEL, federal bir çözüm için  görüşmeleri kuvvetle destekliyor.

“Federal çözümden yana olanlar, Anastasiades’in  derhal görüşme masasına geri dönmesini istiyor, aksi takdirde devinimin kaybolacağından endişe ediyorlar” demekte Profesör Papadakis.

Komşusu Türkiye ile ilişkilerini zehirleyen anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak, Yunanistan açısından olumlu. Doğu Akdeniz’de yeni enerji koridorlarının açılması, Asya ile Avrupa’yı  bağlayan bir transit ülke konumuna gelmesi, ekonomik kriz ve mülteci yükü altında ezilen Yunanistan’a kuşkusuz yarar sağlayacaktır.

Türkiye açısından ise, yarar-zarar hesabı o kadar basit değil.

Her şeyden önce, bu hesabı yapacak olan hükümet, hızla Avrupa’dan uzaklaşmakta. Bunda, Türkiye’nin demokrasi eksikliği en büyük etken ama Avrupa Birliğinin kendi içinde Türkiye’ye karşı tutarlı ortak bir tavır benimseyemiş olmasının da büyük rolü var. Burada da, Kıbrıs Cumhuriyetinin vebali, epey ağır.

Türkiye içinde, sağ ve sol siyasi yelpazenin neredeyse tamamı, Kıbrıs konusuna geldiğinde milliyetçi bir tavır takınıyor. Kıbrıs üzerinde nüfuz kaybı olarak görülebilecek her türlü girişime karşı çıkıyor. Bazı istisnalar dışında, milliyetçi olmayan geri kalan kesimin ise Kıbrıs, zaten hiç bir zaman umurunda olmadı.

Yıllardır, umudunu, İslamcı bir partinin Türkiye’de ordunun siyaset üzerindeki etkisini kırmasına bağlayan Kıbrıslı Rum politikacılar, hala aynı naif yaklaşımla, AKP hükümetinin ‘dış politikada başarı elde etme ihtiyacının’ sonucu olarak daha uzlaşıcı davranacağına inanmaya devam ediyorlar.

Tekrar hayal kırıklığına uğrayacakları kesin.

Çünkü, kamuoyunun ve kendi seçmeninin, Kıbrıs’ta verilebilecek herhangi bir taviz sonucu varılan anlaşmayı başarı olarak algılamayacağını bilen hükümet, olsa olsa kısa erimli iç siyasi hesaplarla ya da jeopolitik bir avantaj görürse, herhangi bir anlaşmaya gerçekten onay verir.

Bu da yıllardır kalıcı bir barışın, güvenliğin ve refahın düşünü kuran Kıbrıslı Türk ve Rumlar için yeterli olur mu bilinmez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here