KIBRIS’TAN… AB ile neler oluyor

KIBRIS’TAN… AB ile neler oluyor

0
PAYLAŞ

AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Kretschmer, TESEV’in “Almanak Türkiye: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim” adlı yayınının tanıtıldığı toplantının açış konuşmasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni eleştirerek, son zamanlarda Brüksel’den yapılan benzer eleştirilerin dozunu iyice arttırdı.


Akıllara, AB-Türkiye müzakerelerinde devamlı olarak haksız duruma düşen AB’nin ipe un sermek için bahaneler yaratıp, sürtüşme çıkarmak ve Türkiye’yi bıktırmak istediği geliyor.


Türk Silahlı Kuvvetleri, Kretschmer’in saçmalamalarına, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın 2 Ekim’de Harp Okulu’nun açılış töreninde yapacağı konuşma ile yanıt verecek. Yanıtın zehir zemberek olacağı şimdiden kulaklara fıslanıyor.


AB’ye Türkiye Siyasi kanadının yanıtı ise çoktan gitti. 
Türkiye’nin rapora yanıtı, 18 Eylül tarihinde Brüksel’e gönderildi ve bu yanıt AB’nin 8 Kasım tarihinde açıklanması programlanan İlerleme Raporu taslağına balyozla vurmakla eşdeğer nitelik ve içerikte.
Yanıt,  Maraş’ın iadesi de dahil olmak üzere Lüksembourg’un başkanlığı döneminde sunulan önerileri net bir biçimde reddediyor. Dahası 36 sayfalık bu yanıt ile Türkiye tarafından Kıbrıs (Rum) Cumhuriyetinin bazı uluslararası kuruluşlara üye olmasının veto edilmesine devam edileceği ve Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 10 maddelik önerilerinin dikkate alınması, alınmadığı takdirde  de Türkiye’den Kıbrıs konusunda daha başka tavizler beklenmemesi net bir şekilde belirtiliyor.


İşler iyice çıkmaza gireceğe benziyor. Türkiye’de yapılacak 21 Ekim 2007 Milletvekilliği seçimleri şimdiden start almış gibi. “Kıbrıs’ta TAVİZ YOK ve AB’ye REST” gibi cümleleri çok duyup okuyacağız anlaşılan.


AB’nin bir evvelki başkanı olan Lüksembourg’un Başkanlığı döneminde sunulan öneri paketinin bağlayıcı özelliği zaten yoktu ve hiç olmadı da. Ayrıca Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasında Haziran 2005’te gerçekleştirilen görüşmeler, resmi nitelikte değildi ve Papadopulos’un şov yapmasından ve biraz da atıp tutmasından başka hiçbir sonuca da ulaşmamıştı. Hala da öyle. Zaten gönderilen bu yanıt da her iki konuyu bu çerçevede vurguluyor.


Yanıtın en önemli bölümü ise “AB’ye çekilin aradan ve Kıbrıs işine müdahale etmeyin” imasında bulunulan kısım. Türkiye bu konuda bayağı ısrarlı ve açıkça Türkiye’nin BM kararları çerçevesinde “iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve statü eşitliği ile yeni ortak devlet yapısına dayalı” bütünlüklü bir çözüm istediğini resmen ortaya koyuyor. AB’ye de “Sen karışma bu işe” diyor.
8 Temmuz anlaşmasına da değinilen yanıtta,  Teknik komiteler kurulması amacıyla başlayan görüşmelerin Kıbrıs Rum tarafının tutumundan ötürü başarısız olduğu da vurgulanıyor.


Tabiî ki Türkiye’nin deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum bayraklı gemi ve uçaklara açması konusu ise yanıtın en can alıcı noktası. Türkiye yanıtında açıkça “Ben sözümü yerine getirdim, sıra AB’nin KKTC’den izolasyonları kaldırmasında” diyor.
Türkiye, Ankara anlaşmasının ek protokolünü, Katılım Müzakereleri başlamadan imzalamayı taahhüt ettiği üzere bu taahhüdünü yerine getirdiğini iddia ediyor ve bu nedenle de protokolü tekrar  onaylama ya da uygulamaya koymaya gerek görmediğini hatırlatıyor.  Tüm bu gerçeklere ilaveten bir de protokolün imzalanmasının, Türkiye’nin limanlarını açması ya da “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti’ni” tanıması anlamına gelmediğini de açık ve net bir diplomatik dille söylüyor.


Türkiye’nin yanıtında ayrıca, Türkiye’nin adada asker bulundurmasının uluslararası anlaşmalardan doğan bir hak olduğu, diğer garantör devletin de (Yunanistan) adada askerinin bulunduğu belirtiliyor ve Annan planına atıfta bulunularak Türkiye’nin asker sayısının azaltılmasına karşı olmadığı da vurgulanıyor.
İşte yanıtın bu bölümünden sonra “Hazır olun asker çekimine”.
Şimdiden yavaş yavaş, gurrin gurrin kabul etmeye başlayın “asker çekme” fikrini. Sonra hazmı zor olacak. 


İşte bu son cümle, KKTC’de yerel seçimlerden sonra oynanan “Hükümeti bozma” tiyatrosunun çok evvelden yazılmış bir senaryosu olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Anlaşılan KKTC’deki hükümet değişikliğinin nedenlerinin ilk adımı, perde arkasından verilen bu mektupla yavaş yavaş resmen ve resmi belgelere dayalı olarak ortaya çıkmaya başladı…


Benim asıl korkutan, “taviz” kelimesi hiç kullanılmadan atılacak diğer “ilerleme” adımları. İnşallah 1955’lerden beridir verdiğimiz mücadeleden başımız eğik, haklarımızı kaybetmiş ve egemenliğimizden yoksun çıkmayız bu ilerlemelerden….


____________


* Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK