KIBRIS’TAN… Fransa blöf yapıyor

KIBRIS’TAN… Fransa blöf yapıyor

0
PAYLAŞ

Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, “Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması halinde, AB ile müzakerelerin düşünülemeyeceği” yönündeki sözleri tam bir rakibi yoklama vuruşu ve bu sözlerle ima ettiği, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim tarihini bloke etmek tehdidi, aslında alışılmış bir davranış değil. Diplomasiye ve AB ruhuna aykırı. Bu çıkışı ile Fransa, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmasına dair daha önce var olmayan bir ön koşulu gündeme getirmek istiyor.


Fransa’da her kesin de bildiği gibi dış politikada son söz Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a ait. Üyelik müzakerelerinin açılması için Ankara’dan daha evvel istenmeyen bu koşul ilk defa empoze edilmeye çalışılıyor ve bunun da başını Fransa çekmeye niyetli. Villepin Kıbrıs konusunda Türkiye’ye “ultimaton” verirken, Türkiye’nin üyeliğine muhalefetin yoğun olduğu Fransa’daki iç tribünlere seslendi ve dışarıda da Almanya ile Avusturya’ya mesaj gönderdi.
Aslına bakarsanız ne Rum Kesimi, ne de Yunanistan’ın olayı bu denli kritik bir çizgiye çekmedi.


Buradaki kritik çizgi nedir? Kritik çizgi “Bir oyun oynanırken kurallar değiştirilmez” kavramıdır.


Bu aşamada AB’nin, kendi kuralları içinde yapabileceği çok az şey var ve müzakereler tüm yüksek tansiyona rağmen 3 Ekim tarihinde başlayacaktır.


Müzakereler başlayana kadar ve sonrasında AB’nin yapabilecekleri ne olabilir.
AB, Ekim ayında açıklanacak İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmamasını eleştirebilir ve konu bir “benchmark” olarak Müzakere Çerçeve Belgesi’nde yer alabilir.  


AB, Türkiye’nin, “Gümrük Birliği hizmetlerin serbest dolaşımını kapsamıyor” diyerek limanlarını Rum kesimine açmayı reddetmesine karşın bunun müzakereler için bir önkoşul olmasını kararlaştırabilir.


AB, 36 fasılından birini oluşturan Gümrük Birliği müzakereleri için “Türkiye’nin Gümrük Birliği ile ilgili yükümlülükleri yerine getirilmelidir” diyerek bunların içine Türkiye’nin hava ve deniz limanlarının Rum kesimine açmasını koyabilir.


Yapılabilecek olan bu 3 olasılık da “Bir oyun oynanırken kurallar değiştirilmez” kavramına ve felsefesine aykırı. Bu işlem “Geriye dönük vergi koymak” gibi bir uygulama olacak ki, AB’nin kuruluş ruhu ve hukuk anlayışına tamamen aykırı.


Aykırı olmasına aykırı ama bir de AB’nin şerefi var ortada. Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması Avrupa Birliği’nin kendi değerleri için çok önemli. Bir  nevi şeref meselesi oldu artık.


Buna karşın Orta Doğu’da ve dünya ekonomisi içinde Türkiye’nin yükselen bir yıldızı var.  Özellikle 12 Eylül sonrasında, bir yerde dünyada oluşmaya başlayan Hıristiyan-Müslüman kamplaşmasında ve Hıristiyan dünyasında tırmanışa geçen İslam düşmanlığının önlenmesinde Türkiye’ye verilmek istenen büyük görevler var.
Siyasi ve dinsel görevlerle, ekonomik çıkarları alt alta koyup toplarsanız, çok açık olarak Türkiye’ye özellikle 3 Ekim müzakereleri başlangıcında bir takım üyelik önleyici şartların konamayacağını görürsünüz.


Neredeyse 1000 yıldır Avrupa ile iyi veya kötü ilişkileri olan Türkiye’nin ve Türklerin, AB’den dışlanması söz konusu olmayacaktır.


AB ne Kıbrıs’lı Rumları ne de Türkiye’yi kaybetmek istememektedir ve Avrupalı ruhuna uygun olarak illaki bir ara formül arayışı içine girecektir ve bulacaktır da.


___________
* Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK