KIBRIS’TAN… Gül’ün off the record sözleri

KIBRIS’TAN… Gül’ün off the record sözleri

0
PAYLAŞ

GÜL’ÜN “OFF THE RECORD” SÖZLERİ 


Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün ilk resmi ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yapması, Türkiye’nin 60.cı hükümetinin Kıbrıs konusuna verdiği önemi ortaya koyuyor. Özellikle bu yeni döneminki çok farklı.


Zaten bu ziyaret Rumları da iyice kudurttu. Bütün güvenceleri, 3.cü genişleme aşamasında Yunanistan’ın şantajı ile zorla girdikleri Avrupa Birliği. Gül’ün ziyareti ile ilgili bütün protestolarını Avrupa Birliğinin tüm üyelerine tek tek ve şahsen özel kurye ile ilettiler.


Avrupa Birliğinin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminden sonra geri kalan 25 üyesi Rumların çıkardıkları sorunlardan dolayı iyice bıkmış durumda.


Hem G.K. Rum Yönetimini, yani Papadopulos Hükümetini, Kıbrıs sorunu çözülmeden aldıkları için pişmanlar hem de Rumların AB’nin her seviyesindeki Komite, Parlamento ve Konseyine taşıdıkları sorunlardan bıkmış durumdalar.


18 Eylül gecesi Cumhurbaşkanı M. A. Talat tarafından Cumhurbaşkanlığı ikametgâhında verilen kabul töreninde Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Cemil Çiçek ile tanışmak fırsatım oldu.


Gecenin ilk saatlerinde Sayın Cumhurbaşkanının ve Başbakan Yardımcısının etrafını kuşatan medya mensupları, istedikleri bilgileri aldıktan sonra görevlerinin başına dönünce, bu defa etraflarını misafirler sardı ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar misafirlerle sohbet devam etti.
 
Zaman içinde kalabalık azalmaya başlayınca, Sayın Cumhurbaşkanı ile özel bir görüşme yapabilmek olanağım oldu. Kendisine istediğim soruları sorabilmek fırsatını verdi bana Sayın Gül.


Uzun, hem de upuzun bir sohbetimiz oldu. Havadan sudan değil, politikadan konuştuk Sayın Cumhurbaşkanı ile.


Bana verdiği yanıtların bazıları “Off the Record” yani “Yazılmamak Kaydı” ile olduğundan o konulara değinemeyeceğim ama söyledikleri gerçekten çok önemli idi.


İlk sorum Avrupa Birliği, Görüşmelerin seyri, dondurulan başlıklar ve Fransa’nın tutumu ile ilgili oldu.


Sayın Cumhurbaşkanının verdiği, rakamsal ve detay dolu yanıtlar beni adeta şok etti. Karşımda elimle tutabildiğim, gözümle gördüğüm ve varlığını hissettiğim bir Cumhurbaşkanı vardı ve bana söylediklerinden Türkiye’nin gücünü ve Türkiye hükümetinin kendine olan güvenini gördüm ve hissettim.


Türkiye’nin, Avrupa içinde Gayri Safi Milli Hâsılası ile 6.cı büyük devlet olduğunu rakamlarla açıkladı bana.


Görüşmelerin seyri konusundaki erkin artık Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde olduğunu ve devam ettirip ettirmemek veya hangi koşullarda veya hangi ray üstünde gidişata karar verecek olanın zannedildiği gibi AB olmadığını ve Türkiye olduğunu algıladım Sayın Cumhurbaşkanının sözlerinden ve açıklamalarından.


Konuşmamızın bir yerinde Sarkozy de vardı. Fransa’nın Türkiye’ye yaklaşımını, Akdeniz Birliği’ni, Fransa’nın Nato’ya giriş isteğini ve Türkiye’nin AB’ye kabulü ile ilgili olarak Fransa’daki Halk Oylamasını kaldırmak düşüncesini de irdeledik. İrdeledik derken ben sordum ve Sayın Gül de içtenlikle yanıtladı.


Anlaşılan perdenin önü ile arkası çok farklı. Sarkozy seçimlerde seçmenine verdiği sözleri tutar gözükürken, Türkiye ile olan resmi ilişkileri veya perde arkası görüşmeleri çok daha farklı ve basında çıkan sözleri ile aynı paralelde değil.


Gündemimde Papadopulos ve GKRY ile ilgili sorular da vardı ama Sayın Gül’ün bu sıcak, detaylı ve samimi açıklamalarından sonra sormanın abes kaçacağını düşünerek vazgeçtim. Zaten söyledikleri, GKR Yönetiminin AB içinde zurnanın son deliği olduğunu ortaya koyuyordu. 
 
Konuyu GKRY yerine KKTC’ye getirdim.


Halkın düşüncelerini ve bu düşünceler içinde AKP kökenli 59.cu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin KKTC’ye olumsuz baktığına dair izlenimlerin çok yoğun olduğunu, 59.cu hükümetin devamı olan 60.cı hükümetin ve 11.ci Cumhurbaşkanının, yani kendisinin, KKTC’ye bakış açısının ne olduğunu ve aynı görüşlerin devam etmeyeceğini sordum. 
 
Sanırım gecenin en can alıcı sorusu buydu.


Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den aldığım detaylı yanıtın içime su serptiğini ve o an içimi büyük bir özgüvenin kapladığını itiraf etmem gerekir. 15 Ağustos 1974 günü Türk askeri ile Mağusa’da kucaklaştığımızda da aynı duyguları yaşamıştım.


Türkiye’nin büyüklüğünü o an bir defa daha gördüm ve hissettim.


Zaten Kıbrıs tarihini çok iyi bilmemden ve son elli senesini de fiilen yaşamış olmamdan dolayı biliyordum anavatanın ne denli büyük olduğunu ve ana kucağını bizlerden hiç bir zaman ve hiçbir koşulda esirgemediğini.


Ama bu defa bunu Türkiye’nin bir numaralı kişisinden duymak ve güvencesini almak, hissetmekten ve algılamaktan çok daha farklı. Elle tuttuğunuz, gözle gördüğünüz ve dokununca hissettiğiniz bir güvence.


___________________


Prof. Dr.

BİR CEVAP BIRAK

three × 4 =