KIBRIS’TAN… Kıbrıs sorunu mahkemelerle çözülemez

Bu davaların sonucunda Rumlar neyi elde edecek. Aslında bu sorunun yanıtını çok merak ediyorum.


Kıbrıs’lı Türkler ve Kıbrıs’lı Türklerin kurmuş oldukları KKTC devleti ve onun yöneticisi olan KKTC hükümeti zaten gerek Annan Planında olsun, gerekse de planlardan bağımsız olarak zaman zaman Rumlara gelin Türk idaresinde yaşayın çağrıları yapmıştı.


Louzidou ne yapacak şimdi. Malının iadesi 2005 yılının Aralık ayının son gününe programlanmıştı, ertelendi.


Farz edin ki ertelenmedi ve evi kendisine iade edildi. Peki, bayan Louizidou bu evin geriye dönük olarak emlak vergisini KKTC devletine ödeyecek mi? Veya ödeyebilecek mi?. Türk topraklarındaki Rumlara ait mülklerin emlak vergileri büyük bir olasılıkla, güneyde kalan Türk mallarına Rumların özel yasa ile uyguladıkları fahiş emlak vergisi denginde olacak ve Bayan Louizidou Türkiye’den aldığı tazminatı, emlak vergisi olarak, hem de 31 yıl cezalı olarak KKTC devletine ödeyecek.


Peki sonra ne olacak. Gelip bu evde mi oturacak. Etrafındaki tüm komşuları büyük bir olasılıkla kendisinden nefret edecek kişiler olacak. Gene de oturmaya devam mı edecek.


Peki aracı ne olacak. KKTC’de ikamet ediyorsa Rum plakalı araç kullanması olanaksız. KKTC plakalı araç mı alacak.


Tüm vergilerini, kazanç vergisini, gelir vergisini, sosyal sigortasını, elektrik ücretini, su parasını, aydınlatma ve çöp ücretini kime ödeyecek. Herhalde Papadopulos’a ödeyecek değil. Doğal olarak bunlardan muaf da olamayacağına göre, hepsini Türk idaresinin yetkili birimlerine ödeyecek.


Peki o vakit bayan Louizidou, Kuzeydeki Türk idaresini tanımış ve Türk idaresi altında yaşıyor olmayacak mı?    
   
Evet olacak.


İşte anlamadığım karanlık nokta burada başlıyor. Madem tüm bunları yapmak için AİHM’de hak arıyor da, Annan Planına niye “HAYIR” dediler. Annan planı içinde tüm bu haklar vardı zaten. Üstelik adanın patronu da olacaklardı, gene de “HAYIR” dediler.


Şimdi adada artık ayrılık kesin.


Rumlar, Annan Planına “HAYIR” demekle, AB komisyonları ve Konseyinde bıkmadan usanmadan Kıbrıs’lı Türklerin aleyhine çalışmakla, her fırsatta Kıbrıs’lı Türklere kazık atmaktan geri kalmamakla,  Mali yardım Tüzüğü ve Direk Ticaret Tüzüğünü allem edip kalem edip AB içinde reddettirmekle zaten ayrılığın kesin çizgilerini iyice belirginleştirdiler.


Artık Kıbrıs’lı Türklerin içlerinde ve yüreklerinde kapıların açıldığı 23 Nisan 2003 tarihindeki sevgi yok Rumlara karşı. Rumlar bu sevgi trenini çoktan kaçırdılar.
Artık Kıbrıs’lı Türklerin yüreklerinde ve akıllarında, “Rumlarla asla içi içe ve birlikte  yaşanmaz” fikri çok somut bir şekilde yer etti.


Bence tüm bu gelişmelerden sonra, hiçbir Kıbrıs’lı Türk güneyde bıraktığı topraklara geri gitmeyi ve Rumların içinde sap gibi yaşamayı düşünmemektedir. Artık Kıbrıs’lı Türkler vatanlarının adanın kuzey toprakları olduğu bilincindedir. Zaten 24 Nisan 2004 referandumundan sonra yapılan inşaatlarla da bu sahiplenme başlamış ve adanın kuzeyinde kökleşme hız kazanmıştır.


Ne olursa olsun, koşullar ne isterse olsun, artık kuzeyde yaşayan Kıbrıs’lı Türkler 4.cü kez bu adada göçmen durumuna düşmemek kararındadır.
Kıbrıs’lı Rumlar çözüm trenini ve adanın tümüne hakim olabilmek şansını Annan Planına “HAYIR” demekle kaçırdılar. Şimdi AİHM peşindeler. Belki topraklarının geri alabilirler düşüncesindedirler ama artık Kıbrıs sorunu mahkemelerle de çözülebilecek aşamayı geçti.


Çözümün bir tek yolu vardı. Toplumların birbirlerine sevgi ve saygı dolu yaklaşımı adaya hemen barışı getirecekti ama Kıbrıs’lı Türklerin gösterdikleri sevgiye Rumlar nefretle ve Türkleri her fırsatta ezmek girişimleri ile yanıt verdiler.


Bu iş bitti. Adada, Türklerle Rumların iç içe yaşayabilecekleri bir devlet bir daha asla kurulamayacak.


Korkunun ecele faydası yok sözünü, Kıbrıs sorununun bu günkü aşamasında “Mahkemelerin çözüme faydası yok” şeklinde söylemek daha isabetli olacaktır.


__________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.