KIBRIS’TAN… Loizidu davasında sürpriz erteleme

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Kakoulli davasının karar metninde,  Kuzey Kıbrıs’taki iç hukuk mekanizmasına bir atıfta bulundu.


Bu aslında çok önemli bir gelişme.


Bu karar metninde hem KKTC’nin bir varlık (entity) olduğu vurgulanıyor hem de adanın kuzey kesimindeki “iç hukuk” kabul edilebilir addediliyor. Temellerini İngiliz Sömürge yönetiminden alan iç hukukumuzun, bu durumda belli koşullar altında tanınması da olası.


Uluslararası hukuk kurallarına uygun bir yargı zeminin yaratılması, her yönden Kıbrıs Türklerinin faydasınadır. Gelecekte, Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı bir çözümde, uluslararası hukuk kurallarına uygun bir yargı sisteminin varlığı Kıbrıs Türklerinin haklarının korunmasında da etkili ve önemli bir rol oynayacaktır.


Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi, önüne gelen birçok davada KKTC’de yürürlükte bulunan mevzuatta, Anayasa’nın 159. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bendleri kapsamına giren taşınmaz mallarla ilgili olarak yer alan düzenlemelerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek Protokol’ün 1. maddesiyle uyum içinde olmadığı yönündeki görüş beyan etmiştir.


Son olarak, 2005 yılı içerisinde, Xenides-Arestis davasıyla ilgili olarak verilen kararda, 49/2003 tarihli Yasa’yla kurulan Mal Tazmin Komisyonu’nun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 35. maddesi bağlamında tüketilmesi gereken etkili bir içhukuk yolu olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan koşullar tek tek sayılmıştır.


Gerek Türkiye’nin gerekse de KKTC’nin, mülkler konusunda devamlı olarak başının ağrımaması için AİHM tarafından “kabul edilebilir bir iç hukuk yolu” yaratılması amacıyla Kıbrıslı Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı taşınmaz ve taşınır mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı (Y.T.No: 133/2/2005) hazırlanmış ve Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 83’üncü maddesi gereğince Resmi Gazete’de 21 Kasım 2005 tarihinde yayımlamak suretiyle halkın bilgisine sunulmuştur.
İsteyen söz konusu tasarının Resmi Gazete’de yayımlanmasını izleyen yirmi gün içinde Meclis Başkanlığına yazılı olarak görüşlerini sunabilir.


Tüm ümidim bu yasanın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM), iç hukuk yolu olarak kabul edilmesidir.


Zaten bu gün bunun işaretlerini de aldığımı sanıyorum. Belki bir tesadüf ama Kıbrıslı Rum Titina Loizidu davasında AİHM’nin almış olduğu “malın barışçıl kullanımı” kararı, geçen hafta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında görüşüldü ve karar için 2 ay erteleme kararı alındı. Tasarının halkın bilgisi için bile yayınlanması etkili oldu sanırım.


Erteleme, Türkiye’nin KKTC’de gündemde olan ve asıl amacı “Tazmin Komisyonu’nun düzeyini yükseltmek olan” mülklerin kullanımı yasa tasarısına ilişkin yürüttüğü kulis faaliyetleri sonucu gerçekleşti.


Türkiye’nin, Loizidu’ya ilişkin kararı KKTC’deki bu yasa tasarısıyla ilişkilendirmesinin ana nedeni,  başka bir dava aracılığıyla Tazmin Komisyonu’nun kesin çözüm sunmaya yeterli olduğu tezini kanıtlamak ve ardından da Loizidu davası da dahil tüm Kıbrıslı Rumların davalarının bu komisyonda ele alınmasını sağlamak ve AİHM’yi devre dışı bırakmak.


Bu durumda Loizidu’nun malına geri dönmesi konusu, Strazburg’daki Bakanlar Komitesi’nde Şubat ayında gündeme getirilecek ve bu iki ay içerisinde de yasa tasarısının gidişatı gözlemlenecek.


Kıbrıslı Rumların 1974 sonrasında Kuzey Kıbrıs’ta bıraktığı taşınmaz ve taşınır mallarının iadesini, takasını ve tazminini öngören yasa tasarısı yasalaştığı vakit, hem Türkiye hem de KKTC, bankosunda binlerce mülk davasının sıra beklediği AİHM’nin boy hedefi olmaktan çıkabilecektir. Bu yasa bir yerde, AİHM’nin yaptırımlarından kaçınmak için bir temel de oluşturabilir.


Mal iadesinin çözüm sonrasına bırakılması esastır.  Kıbrıslı Türkler de adanın güney’inde mal bırakmıştır ve Rumların kuzeyde bıraktıkları mallar ile tam bir takas yapıldıktan sonra iade sayfası açılmalıdır.


Rumlar, hedef olarak iki kesimliliği yok etmek ve herkesin 1974 öncesi malına dönmesini zorlayan çok sayıda mahkeme kararıyla, BM’nin bu güne kadar oluşturduğu  parametrelerini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır.


1974 öncesine dönüş demek, bizim tekrar gettolara tıkılmamız ve Papadopulos’un dediği gibi Osmosis yöntemi ile kısa bir zaman dilimi içinde yok olmamız veya asimile olmamız demektir. 


Bu yasayı çıkarıp, AİHM ile ters düşmemek mi daha iyi olacak, yoksa AB’den kopup başka bir topluluğa katılmak mı?. Bunu zaman gösterecek.


______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.