KIBRIS’TAN… Papadopulos empati yapsaydı

Benim tanıdığım Papadopulos, Kıbrıs görüşmelerinde veya içinde bulunduğumuz bu çıkmazda Türklerin konumunda olsaydı elindeki en küçük kozu, önce çok büyük bir kozmuş gibi lanse ederdi  ve sonra da elindeki kozdan daha da büyük bir tavizi koparmadan asla ondan vazgeçmezdi. Sonra bayatlamış o kozu tekrar pişirip üstüne biraz da sos koyup gene masaya sürerdi.


Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir.


Zaten diplomaside başarı, haksız olduğun konuda kendini haklı ve mağdur gösterebilmekte yatıyor. Dünya tarihi ve Kıbrıs tarihi bunun örnekleriyle dolu. Özellikle 1963-2005 dönemi.


Ve de Lokmacı barikatı konusu. Lokmacı Barikatı konusunda, bir kaşık suda koparılan fırtına bu sava çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Buna karşın referandum da dahil olmak üzere biz ne yaptık?


Yalana dolana, boş sözlere, boş vaatlere inanıp hep elimizdeki kozları, “Bir adım ileri atalım” düşüncesi ile peşinen masaya koyduk ve kaybettik.
Referandumdan önce bir takım yetkisiz yetkili kişiler, Kıbrıs Türklerinin önüne birkaç tane birden havuç koydular, çeşitli vaatlerde bulundular ve öncelikle siyasilerimizi Referandumda “EVET” demeye ikna ettiler.


Siyasilerimiz de verilen sözleri ciddiye alarak, Referandum da bu vaatlere tuta halkımızdan “EVET” demelerini istediler ve insanlarımıza verecekleri “EVET” oyları karşılığında ev, araba ve iş sahibi olacaklarını, Sarayönünde içi Avro dolu köfünler (hasırdan yapılmış yük sepeti) bulacaklarını söylediler.


Ve biz bu referandum kozunu daha başından yitirdik ve elimizden kaçırdık. Buna karşın Rumlar referandumda “HAYIR” demelerine rağmen, BM’nin, ABD’nin, AB’nin diğer üye devletlerinin ve Garantör devlet olan İngiltere’nin canlarının çok sıkılmasına rağmen, planlı programlı bir dış politika uygulamasıyla ve tezlerindeki haklılıklarını sonuna kadar savunarak kendilerini düze çıkardılar. Şimdi hiç kimse onları referandumda “HAYIR” dedikleri için kınamıyor ve ayıplamıyor.


Biz ise, artık referandum kozunu elimizden kaçırdık. Bundan sonra bizim için “HAYIR” diyebilmek olanağı da yok.


Politikanın yazısız kuralları aynen böyle. Verdiğin tavizden bir daha geri gidemiyorsun.


Bakın Rumlar Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda ne yapıyorlar. AB içinde Yunanistan dışındaki tüm üye ülkeler 26 Nisan 2004 tarihinde alınmış bu Tüzükler kararını engelledikleri için Rumları kınıyor. Dönem Başkanı İngiltere bu tüzükleri yürürlüğe koyabilmek için elden geleni yapıyor ama nafile. Rumlar “Nuh diyor ama Peygamber demiyor”. 


Rumlar yüzde yüz haksız olmalarına rağmen açık bir şekilde “Mali tüzüğe EVET, Doğrudan Ticaret Tüzüğüne HAYIR” görüşünü AB’de korkmadan dile getiriyorlar ve bundan “Asla geri dönmeyiz” diyip dayatıyorlar.


Aslına bakarsanız AB’de “Mali Yardım Tüzüğü” kararının alınması için oy birliği “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün hayata geçirilebilmesi için de oy çokluğu yetiyor. Rumlar tam bu noktada taviz verip tüzüklerin ayrılmasını sağlayacaklarına, tam tersine taviz isteyip, tüzüklerin ayrılmasını onaylıyorlar. 


Rumlar kısa ve net olarak “Mali yardıma onay veririm, ancak karşılığında Doğrudan Ticaret Tüzüğü bir daha gündeme gelmeyecek ve bu konuda da Garanti isterim” diyor.
Yanlışlıkla bir kere ağızlarından tüzükleri onaylamak çıksaydı, dünya batsa bir daha bu tavizlerini geri alamazlardı ve eninde sonunda bu tüzükler beraberce yürürlüğe girerdi.
Olacağı ben size söyleyeyim. Rumlara Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün bir daha gündeme gelmeyeceği garantisi verilecek ve Tüzükler ayrılacak. Sonra da zaman aşımından dolayı Mali Yardım Tüzüğü işlerliğini kaybedecek ve Kıbrıs’lı Türkler Mali Yardım yerine nasihat alacak.


 Şimdi de “Rum mal-mülklerinin takas, tazmin ve iadesine ilişkin yasa tasarısı” aynı konumda. Bu bizim elimizde müthiş bir kozdu ve bunu bir çok konuda taviz koparmak için kullanabilirdik ama yemedik içmedik ve kararı alıp 22 Kasım tarihli Resmi Gazete’de yayınladık. Elimizdeki kozlardan bir tanesini de böylece yitirdik.


Belki de bu yasaya karşılık, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü veya ona benzer bir kararı taviz olarak koparabilirdik. Bu taktiği 1.ci Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş çok güzel ve dahice kullanmıştı ve 1977’de Makarios’a, 1979’da da S. Kyprianu’ya Doruk Anlaşmalarını imzalatmıştı.


Bu gün Papadopulos ve Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti hükümeti bu antlaşmaları “yok ve geçersiz” (null and void)  saydırmak için elden geleni yapıyor ama taviz bir kere koparıldı.  Ne yapabilirler ki, verilen tavizden bir daha geri dönebilmek yok.
Politikanın yazısız kuralı aynen böyle.
______________
* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.