KIBRIS’TAN… Rum Ulusal Konseyi barışa engel

Bildiğiniz gibi Rumların, Kıbrıs Rum siyasi partilerinin tümünün üyesi oldukları bir “Ulusal Konsey”leri var.


Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti Meclisinde seçilmiş Milletvekili üyesi bulunsun veya bulunmasın mevcut her siyasi partinin, politik oluşumun ve hareketin üyesi olduğu politik amaçlı bir üst Kurul bu ve adı da “Rum Ulusal Konseyi”.


Bu konseyde, Kıbrıs Başpiskoposluğu ve Sen Sinod Meclisi temsil edilmiyor ama ruhları kesin olarak konseyin üyesi.


Bu “Ulusal Konsey”in Kıbrıs Rum kesiminin genel politikasında önemli bir yeri var. Milli çıkarlar ile direk ilgili konular bu konseyde görüşülür ve oybirliği ile alınan kararlar artık tabu haline gelir ve hiçbir parti bu kararın aleyhinde söz söyleyemez veya faaliyet gösteremez.


Bu Konseyin kuruluşu 16.cı yüzyıla kadar geri gidiyor. Kıbrıs adasının alınması kararını veren Osmanlı Padişahı Sarı Selim (II.ci Selim), fetihten sonra yüzyıllardır köle muamelesi gören Kıbrıs’lı Rumlara özgürlüklerini geri verir ve buna ilaveten de adadaki varlıkları boyunca ilk defa olarak toprak sahibi olabilmelerinin kapısını açar. 
   
Özellikle Başpiskopos “Milli Lider” konumuna getirilir ve “Etnarh” sıfatını alır. Başpiskoposluk, vergi toplamaktan, evlendirmelere; doğum kaydından, cenaze törenlerine ve  resmi nikahtan dini törenlere kadar bir çok görev ile yetkilendirilir. Zaman içinde Başpiskoposluk, Osmanlı idaresi içinde “Bağımsız Rum Yönetimi” tanımına benzer bir kurum halini alır. 


Bu kurumun doğal Ortodoks yapısı içinde bulunan Sen Sinod Meclisine ilaveten bir de Diyakozluk bölgesi Kiliselerin idare heyetlerinde görev alan sivil kişilerden oluşan küçük bir de  “Eşraf Meclisi” oluşmaya başlar.


Zaman ilerledikçe ve Osmanlı devleti de zayıfladıkça, Kıbrıs’ta Başpiskoposluğun gücü ve yetkileri artar. Ve hatta 1821 Mora isyanından sonra Yunanistan’ın kurulmasından güç alan Kıbrıs Başpiskoposluğu aynı yöntemi Kıbrıs’ta da uygulamaya niyetlenince de, bu başkaldırıyı Küçük Mehmet kanlı bir şekilde bastırır ve hüsrana uğratır.


 Birinci dünya savaşından sonra Paris’te yapılan Barış Konferansında, Kıbrıs Rumları, Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesini (Enosis) gündeme koymak kararını alırlar ve 5 Aralık 1919 tarihinde Başpiskopos Cyril III ile Yasama Meclisi Rum üyelerinden oluşan bir komite kurarlar.  Komite de,  Theodotou Bashalis, D. Severis, Dr. F. Zannetos, L. Loizos, Y. Anfietzis, N. Nidolaidis, N. Lanitis ve iki tane de papaz görev alır. İşte ilk resmi Rum Ulusal Konseyini bu kişiler oluşturur ve Konsey günümüze kadar güçlenerek gelir.      


EOKA’nın kurulması ve Akritas planının yapılması gibi Kıbrıs Rumlarının kaderini çizen kararlar, bu Konsey tarafından alınmıştır. 


Barışa hizmet eder görünen bu Konsey, şimdi Fransız ihtilalinde evlatlarını yiyen cellada dönüşmüştür.


Kıbrıs konusunda hiçbir siyasi parti, politik oluşumun veya toplumsal hareket bu konseyin kararları aksine görüş belirtememekte ve söz söyleyememektedir. Konseyin herhangi bir yaptırım gücü yok ama işin ucunda “Konsey Kararlarına” ters düşmek var.


Bir siyasi parti için Konsey kararlarına ters düşmektense, aforoz olmak bir yerde daha tercih edilir bir seçenektir.


Bu nedenle, tüm barış görüşmelerinde, müzakerelerde ve Türklere bakış açısında son sözü Konsey kararları belirlemektedir. Çağımızın en geçerli prensibi ve söylemi olan “İnsan Hakları” , “İnsanca Yaşam” ve “Demokratik ilkeler”i Kıbrıs adasında uygulamaya gelince ve bu haklar ile diğer demokratik nimetleri Türklerle paylaşım söz konusu olunca, “Ulusal Konsey” öcüsü devreye girmekte ve bunu akıllarından geçiren siyasi partiler, Rum toplumu tarafından dışlanmamak için bu düşüncelerini bırakın fiiliyata dökmeyi, dile bile getirememektedirler.


Bu adada barış ve ortak bir devlet çok uzakta. Sanırım “Ulusal Konsey” olduğu müddetçe de hiçbir zamanda bunlar gerçekleşmeyecek.


_______________


* Prof. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 4 =