KIBRIS’TAN… Rumlar petrol konusunu AB’ye taşıdılar

PAYLAŞ

Bu ne sondur ne de ilk. Rumların her zamanki taktikleridir. Başları sıkıştı mı konuyu hemen Avrupa’ya taşırlar. Avrupalı ağabeylerinden yardım isterler.


Bu defaki gene aynı taktik ama yaptırım yöntemi biraz farklı. Bu sefer işi ağabeylerine yaptıracaklar. Konu güya petrol ve denizlerde Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmek ve anlaşmalar yapmak konusu. Tabi yerseniz.


Denizlerdeki hükümranlık ve ekonomik bölgelerin tanımlarının tespit edildiği ve Deniz Hukukunda köşe taşı olarak tanımlanan önemli birkaç yasa ve toplantı var.
Bunlar sırası ile 1736 İngilizlerin “Hovering Act”i, 1930 La Hey Kodifikasyon Konferansı, ABD Başkanı Truman’ın 1945’de yaptığı bildirisi, 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi, ve 1982 III. Deniz Hukuku Konferansı [1982 United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS)]. 


Her ne kadar III. Deniz Hukuku Konferansında kabul edilen kurallar yani UNCLOS, günümüz deniz hukukuna temel teşkil ettiği söylense de ve de Dünya Denizcilik Teşkilatı, IMO’da bu kuralları uyguluyor olsa da, Türkiye 1982 tarihli III. Deniz Hukuku Konferansı sonuçlarına imza atmış değildir.
Nedeni de 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121. Maddesi’nde yer alan hükme göre, üzerinde insanların sürekli olarak yaşamlarını sürdürdükleri adaların kendi kıta sahanlıklarına ve münhasır ekonomik bölge alanlarına sahip olması. Yani Ege’deki tüm Yunan adaları, küçük de olsa büyük de olsa, kıta sahanlıklarına sahip olacaklar ve Türkiye, Çanakkale Boğazı’ndan başlamak üzere İskenderun Körfezine kadar tüm denizlerden izole edilmiş olacak.


Türkiye Cumhuriyeti, UNCLOS’un kurallarının %99.9’unu uygulamasına rağmen, iş kıta sahanlığı konusuna gelince sadece altına imza attığı 1958 Cenevre Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi’ni geçerli kabul etmektedir.
Bunun nedeni de, 1958 sözleşmesine göre bir kıtanın veya anakaranın parçası olmayan adaların “Kıta Sahanlıkları” olduğu kabul edilmiyor, dolayısı ile kıta sahanlığı olmadığı için adaların “Münhasır Ekonomik Bölge”leri de olmuyor.


Kıta sahanlığı sorunu Ege’de halen mevcut ve Yunanistan’a ait Oniki adaların (Dodega nisi) kıta sahanlığı olmadığı için, Yunanistan Ege’de, kara sularını 12 Mil’e çıkaramıyor. Türkiye’nin verdiği notaya göre bu “Casus Belli” (Latincede Casus : Neden , Belli : Döğüş) yani açıkçası savaş nedeni, askeri bir ültimatom. 


Türkiye’nin Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve bu bölge ile birebir örtüşen Münhasır ekonomik bölgesi, Antalya körfezinin doğu kenarındaki Gazipaşa’dan Kaş’a veya Dalaman’a çekilen bir hatta dikey olarak Mısır’a doğru çizilen ve uzun kenarı 200 mil olan bir dikdörtgenin içi. Bu hakkı 1958 Cenevre Sözleşmesi ile elde etmiş.
Hakkı baki ve UNCLOS’a imza atmadığı için de halen geçerli.    


Buna karşın AB, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti ile imzaladığı 10’uncu Protokol çerçevesinde tüm Kıbrıs’ı, Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti egemenliğinde sayıyor ve KKTC’yi yok addediyor. KKTC topraklarını da Rumların henüz etkin kontrollerinin olmadığı “Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti” bölgesi olarak görüyor.


Rumlar lehlerine olan bu durumu fark ederek Türkiye’yi doğu Akdeniz sularından tamamen izole etmek için şimdi hukuksal adımlar atmaya başladılar. Özellikle kendilerine bu konudaki sağlam hukuksal temelleri, 16 Nisan 2003 tarihinde imzalanan ve on yeni ülkenin AB’ye Giriş Antlaşması ile eki olan Protokol 10’un ve UNCLOS’un sağladığını iddia ediyorlar.


AB parlamentosunda yer alan Sol İttifak (SYN) partili Yunan Avrupa Milletvekili Dimitris Papadimulis, konuyu AB’ye taşıdı ve komisyona Türkiye’nin UNCLOS’u yani 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne tabi olup olmadığını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de UNCLOS’a göre komşu ülkeler ile ikili anlaşmalar yapmaya hakkı olup olmadığını sordu.


Tabi ki Olli Rehn de AB, uluslararası hukukta özne olarak yalnız Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaktadır ve bu nedenle de Kıbrıs’ın başka ülkelerle ikili anlaşmalar yapması tamamen egemenlik hakkıdır yanıtını verdi.
Arkasından da sözlerine Türkiye’nin de AB’ye üye olduktan sonra Deniz Hukuku’nu tanımak zorunda kalacağını ilave etti.


Aslında Papadimulis’in isteği, AB’nin Türkiye’ye yaptırım uygulaması ve Türkiye’nin AB müktesebatı ve denizdeki anlaşmazlıkların halledilmesinin temeli olan Deniz Hukuku’nu (UNCLOS) derhal kabul etmeye ikna etmesidir.


Hem Yunanistan Ege’deki adalarının kıta sahanlığına sahip olabilmesi açısından, hem de Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, 2003 Kıbrıs Cumhuriyeti-AB  Katılım Antlaşması  ek 10 No.lu Protokolünün adanın tümü üzerinde söz sahibi olduğunu belirtmesi nedeni ile, Türkiye ile KKTC arasındaki sularda egemen olabilmek ve komşuları ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmaları imzalayabilmek açısından konuyu canlı tutup her fırsatta masanın üstüne koyacaklardır. 


Önümüzdeki aylarda, özellikle Türkiye’de yapılacak olan TBMM Milletvekili seçimlerinden sonra bu konunun masaya konması hiçte sürpriz bir gelişme olmayacaktır.


________________


* Prof. Dr.

CEVAP VER