Kişiliksiz adamlar

Kişiliksiz adamlar

0
PAYLAŞ

Kişiliksiz insan olur mu? Olmaz. Herkesin kendine göre bir kişiliği vardır. Öyleyse neden biz birilerini anlatmak isterken onlara “kişiliksiz” damgasını vururuz? Kişiliklerini bozuk ya da yetersiz gördüğümüz için. Öyleyse kişiliksiz yerine bozuk kişilikli ya da kişiliği yetersiz desek daha doğru olmaz mı? Olur olmasına ama olmamış, ne yapalım. Şimdi “kişiliksiz” dediğimiz zaman kişiliği zayıflıklarla ve olumsuzluklarla belirgin insanı anlamalıyız. Birine “kişiliksiz” derken haksızlık ettiğimiz de olmuyor mu? Olabilir. “Kişiliksiz” sözcüğünü bir belirleme olarak değil de salt küçültücü olarak kullanıyorsak olur. Dünyada kişiliksiz yani kişiliği sallantılı pekçok insan vardır. Ailede şiddetli baskı özellikle baba baskısı, eğitimin kişilik geliştirmeye değil saçma bir takım amaçlara yönelik olması, insanların kendilerini geliştirmek için özel bir çaba göstermekte eksik kalmaları, toplumsal ve iktisadi koşullar çerçevesinde ezilmiş insanların basit amaçlar peşine koşmaları, görevleri ve toplumsal konumları büyük ölçüde insani amaçlara yönelik insanların bile gündelik yaşam koşulları içinde basitin hatta bayağının peşinden gitmeleri, toplumda örnek oluşturacak kişilerin az olması, insanların aile açısından ve toplum açısından güçlü bir kültür ortamında doğup büyüme şanslarının olmaması, devlet ve yurttaş ilişkilerinin son derece katı kurallarla sürdürülüyor olması, özellikle büyük ailelerde ve orta büyüklükteki ailelerde anne ve baba yetkesinden ayrı yetkelerin bulunması ve böylece bir yetke kargaşası yaşanması gibi nedenler kişilik gelişiminin önündeki engellerdir. Bu nedenlere daha başkaları da rahatça eklenebilir.

Hortumlama, ırza geçme, dolandırma, öldürme gibi durumlar büyük boyutlarda kişiliksizliğin basit yansıları ya da zorunlu sonuçlarıdır. Toplum köklü bir iktisadi ve kültürel dönüşüm geçirmeden bu sorunları çözemezsiniz, örneğin cezaları artırarak bu sorunları çözemezsiniz. Kişiliksizliğin asıl etkili olduğu alanlar üst düzey alanlardır. Gerçekte bu üst düzey alanlardaki sorunlar da ancak iktisadi ve kültürel bir dönüşümle çözülebilecek sorunlardır. Ne var ki bu düzeyde bazı önlemlerin kişiliksizlik sorununu biraz olsun giderebileceğini söyleyebiliriz. Örneğin kişiliksiz spor yöneticisi sorunu azçok çözüme açık bir sorundur. Olanların içinden en kişiliksiz olanını seçmek zorunda mısınız? Kişiliksiz öğretim üyesi ya da bilim adamı sorunu da ayıklamacı bir özenle aşılabilir. Bu sorunu aşmak da elbet kişilikli bilim, sanat ve felsefe önderlerinin işi olacaktır, bu tür önderler varsa. Kişiliksiz siyaset adamını yaşamdan uzaklaştırmanın çok zor olduğunu düşünemeyiz: siyasal düzenekler yasalarla öyle kurulur ki bu düzeneklerde kişiliksiz insanlar dışa atılabilirler. Böyle bir durum önderliğe sıvanmış boş adamların işine gelir mi? Gelmez. Demek ki kişiliksizlerle savaşmak için önce kişilikli insanları bulmak gerekiyor. Onları nereden bulacağız?

Birilerinin şöyle dediğini duyar gibiyim: “Afşar kardeş, biz kişilikli insanları sevmeyiz, onlar bizim için birer tehlike kaynağıdırlar. Biz bildiğimiz gibi yönlendirebildiğimiz insanları severiz. Onlar otur dediğimizde otururlar, kalk dediğimizde kalkarlar. İmparator Wilhelm’in torunu gibi kasılsalar da son derece muti olmaları işimizi kolaylaştırır. Biz ne yapalım katır gibi direnen kişilikli insanı? Biz onun güçlü kişiliğini de başarılı uzmanlığını da istemiyoruz. Öyleleri çok vardı, biz onların kanatlarını kesip gagalarını kırmayı başardık. Sen varsa bize kişiliksiz adam gönder, onu canımızdan bir parça bilip bağrımıza basalım. Otur dediğimizde otursun kalk dediğimizde kalksın.” Asıl sorun budur efendiler. Güçlüyü gideren ve güçsüzü baş tacı eden bir düzende kişilikli insanların büyük bir etki gücü oluşturabileceğini düşünmek çocukluk olur. Baba bağırır oğluna: “Otur yerine, salak, ne sanıyorsun kendini, henüz ekmeğini ben veriyorum, bir daha böyle aptallaştığını görmeyeyim.”  Müdür memuruma çıkışır: “Ahmak ahmak konuşma Rasim efendi, bir şey söyle ki inanalım. Senin dediğin bu şeyler çok eskide kaldı. Sen payını alma istersen ama bizim önümüzü de kesme.” Anne kızına çıkışır: “O oğlanla dolaştığını bir kere daha görürsem, bak ekmek çarpsın, doğduğuna doğacağına pişman ederim seni.”  Bu tutumlar elbette verimini verir. Hatice hanım Nuriye hanıma der ki: “Aman kardeş, Adviye teyzeye gideceğimizi bizim Şadi sakın duymasın, sen de ben de Mısır Çarşısı’na diye evden çıkalım ne olursun!”  Ağzı sakızlı mahalle kızı hocasının odasına dalar, hocasına şöyle der: “Sevgili hocam, çok yakışıklısınız, bütün kadınlar yakışıklılığınızı konuşuyor fakültede. Eşcinsel evlilik konusunda verdiğiniz konferansı da anlatmakla bitiremiyorlar gözüm çıksın. Sizin için cahil ve ahlaksız diyen kim varsa hepsiyle boğaz boğaza geliyorum.”

BİR CEVAP BIRAK

3 × 1 =