Kin ve nefret yakışmıyor…

Siyasetin böylesine sertleştiği…
Kamplaşmanın böylesine keskinleştiği…
Söylemlerin böylesine kabalaştığı…
Kin ve nefretin böylesine sevimsizleştiği dönemlere çok az rastlanır siyasi geçmişimizde.

Saygının ayaklar altına alındığı…
Ahlakın ahval-i adiyeden addedildiği…
İftiranın bini bir paraya dönüştüğü hallere de pek sık rastlanmaz geçmiş dönemlere baktığımızda..

Son on yılda çok mesafe (!) kat ettik olumsuzluklar açısından…
Çok şey kaybettik baştacı yaptığımız değerlerimizden.

Seçimler bizim siyasilerimiz için adeta “ meydan savaşı” gibi addedilir oldu.
TV’lerdeki karşılıklı suçlamalar, “savaş komutları” nı akla getirdi adeta.
Ağza gelinmiyecek kelimeler, hakaretler adete gökten yağdı rakiplerin üstlerine…
Aşağılamalar ve hakaretlerin ne kadarı mahkemelere taşındı veya taşınmak üzere şimdiden kestirmek zor.

Güç, ya da erk…
Ele geçmeye görsün.
Eğer bu gücü kullanmasını bilmiyorsan, “çoğunluğum” deyip, çoğulculuğu aklına getirmiyorsan yandı keten helvam.

Ben bundan l0 yıl önceye giderim hep…
Avrupa Birliğinin bize, Türkiye’ye yeşil ışık yaktığı güne…
Hani, aya ilk ayak basan insanoğlu Türkmüş gibi şenlikler yaptığımız, AB’den gelen olumlu kararı kutladığımız günlere aklımı takarım hep.
Ve Avrupa’nın bize “Önümüzde 15 yıl var sizi AB’ye almak için” dediğini de aklımda tutarım nedense…

Hatta en önemlisi, bize tanınan bu sürenin, “Hazmetme kapasiteniz ancak bu sürede bizim seviyemize gelebir” tahminine bağlanmasını da hatırlarım hep.
Bu ileri sürülen “neden”i daha o gün hazmedememiştim
Hakaret addetmiştim nedense.
Ama Avrupalıların çok haklı olduğunu on yıl sonra fark ediyorum.

Nedeni açık.
Sadece siyasetcilerimize bakmak yeterli.
Onların kendi aralarındaki tartışmasına kulak vermek kafi.
Siyasi parti liderlerinin konuşma düzeylerini analiz etmek her şeyi tabak gibi ortaya çıkarıyor.
Hazmetmek ve bu kapasiteyi iyi bir noktaya taşıyabilmek biraz uygarlıkla, biraz demokrasiyle ve biraz da birbirimiizi anlamakla mümkün olan bir şey..

Siyasi liderleri sarmalayan bu kin ve nefret söylemi yok mu, işte bu bile hazımsızlığın önünde en büyük engel.
Hele iktidarın başı, yani güçlü olan ve erk sahibi, eğer kin ve nefret söylemleri konusunda ipin ucunu kaçırmışsa denecek fazla şey kalmıyor.
Kapasite ortada yani…
Gerisi fasa fiso…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 3 =