Kirlenen medya…

Basın mesleğine son yıllarda güven giderek azalıyor.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, “güven erozyonu” tamamen gazete patronları arasındakı menfaat çatışmalarından kaynaklanıyor.
Ne var ki Cumhuriyetin ilanından 1980’ler kadar 60 yıllık dönemde aileden gazeteci olanların değeri şimdilerde anlaşılıyor.
1985’lerden sonra orjini gazeteci olan bu aileler medya dünyasından çekildiler. Karacanlar, Nadi’ler ve Simaviler…
Ortalık, beklenmedik büyüme ve sonradan görme muhteris sermaye guruplarına kaldı.
Şu anda dededen kalma, babadan miras gazeteci olan kimse yok ulusal basında.
Şimdiki sermaye sahipleri de yani işverenler Allah daha fazlasını versin ama emek sömürüsünü sonuna kadar zorluyorlar.
Bir yandan ummadıkları servete ulaştıkları için gözleri kararmış vaziyetteler, bir yandan emekcilerin sendıkasızlığını kullanarak karlarına kar katıyorlar.
Yani para kazanmak, servetlerini bir yılda, bilemediniz iki yılda üçe beşe katlamak için yapamayacakları şey yok.
Ölçüyü kaçırmışlar.
Rus lideri Lenin’in dediği gibi “Patronlar kendilerini asacak ipi kendileri satarlar” misali.
Ben sermaye düşmanlığı yapmak için yazmıyorum bunları.
Gerçeğin bir ucunu göstermek için en büyük ve dev gazetelerde dahi hala sigortasız fikir işçisinin çalıştırılmasına dikkat çekmek için çabalıyorum.
Hangi asırdayız?
En baba gazetede, benim bildiğim son üç yıldır sigortasız çalışan iki öğrencim var. Tek örnek Ankara’da olsa iyi. Istanbul merkez, İzmir, Antalya gibi bölge temsilciliklerinde yüzlerce sigortasız muhabir ve hizmetli çalıştırıldığını biliyorum.
Benim Ankara’daki örneğim devede kulak.
Üç yıl önce ne ideallerle Gazi İletişim Fakültesini bitirdiler.
Hedefledikleri hayatlarında iyi bir gazetede çalışmak vardı. Bunu da gerçekleştirdiler. Ama üç yıldır telif hakları yasasına göre çalışıyorlar..
Hala kadro dışılar.
Sendikasız ve vergisiz çalışıyorlar. Sigortasız oldukları için de emekliliklerinden bir gün dahi kendi hanelerine yazamıyorlar.
Sigortasız oldukları için sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar.
Demem o ki, gazeteler önce patroların değişmesi ile bozuldu…
Tepe kadrolar patronun kapı kulu olacak elemanlarca dolduruldu.
Patronlar önce bu tepe adamların küplerini doldurdular, sonra kendi servetlerini katladılar.
Altta kalanın canı çıksın misali.
Ucuz adam buldular, ucuz eleman çalıştırdılar.
Ucuz haber peşinde koştular.
Ve  yanlış-hatalı-hayali ve asparagas dediğimiz masa başı uyduruk haberler yayınladılar.
Güven kaybettiler.
Ya, patron patrona kavgalara neden oldular, ya da devletle iş yaptıkları ilgili kurumlarla, doğal olarak da iktidarlarla  menfaat çatışmalarını ön planda tuttular.
Doğal olarak yine okuyucu karşısında güven kaybettiler.
Ve medyanın kirlenme süreci hızlandı.
Hem kendilerini kirlettiler, hem çevrelerini…
Birbirine benzemeye çalışan ulusal medyanın tamamı, aynı anaforun içine yuvarlanıp, menfaat çatışması yüzünden temizlenmeyecek noktaya kadar kirlendiler.
Peki bu böyle nereye kadar gider?
Medyanın otokontrol sistemi bozulmuş durumda.
Eğer kendi kendini kontrol altına alamayacak durumda kalırsa kurumlar, bunların kontrolleri demokratik kurallara göre yapılabilir.
En büyük ve yasal kontrol mekanizması vergi verip vermediklerinin belirlenmesidir.
Üsttekilerin serveti, altta ezilenlerin emekleriyle katlanmışsa bunun hesabı öbür tarafa bırakılmamalıdır.
Hiç bir yasa dışılığa bir milim taviz verilmezse haksız kazançların önüne bal gibi geçilir.
İki gün, bilemediniz üç gün herhangi bir medya kuruluşuna maliye müfettişi ve hesap uzmanı gönderin mesele nasıl çözülür görürsünüz.
Bu kadar basit.
Bu kadar yasal…
Kirlenmiş medyanın kirlerinin ne kadar fazlalaştığını
kanıtlamak bu kadar basit.
Hazır Ergenekon iddialarına bulaşmışken…
Hazır çeteleşme dosyalarına adı geçmişken…
Ve hazır iddialar sıcakken…
Ergenekon’la bir değil bir kaç kuş vurulabilir.
Medyanın kendi kirini-pasını çıkarmasını beklemektense…
Girin defterlerine…
Bakın gelir-gider hesaplarına…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − thirteen =