Kirlilik kavramı ve Aleviliğin asimilasyonu

Mevlüt Özben tarafından kaleme alınan kitap, resmi Sünni bakış açısı içinde kirlilik kavramı ve Alevilik üzerine yansıması olarak inceleme yapılmış ve görüşmeler ile kitap için sürülen tezlere dayanak bulunmuş olduğunu gördük.
Ayrıntı yayınları içinde çıkan kitap, Burhan Sönmez editörlüğünde yayına hazırlanmış. Mevlüt Özben, Erzurum Atatürk Üniversitesinde Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Okuduğumuz bu kitap anladığım kadarı ile adı anılan üniversite çatısı altında bilimsel yollar gözetilerek hazırlanmış.
Araştırmanın amacı olarak; “Kültürel kimlik temelli farklılaşmalar ve bunların neden olduğu toplumsal sorunlar… (…) kültürel farklılığa dayalı söylem pratiklerinin ve önyargıları bir sosyal anormalite dairesi içerisine yerleştirdiği Aleviliği incelemeye çalıştık.” demektedir. (s.14)
Alevilik, Sünni bakış açısı içinde öteki ve kirlilik kavramı içinde incelenmektedir.
Kitap, kirlilik tanımları ile konuya adım atmış ve sonuçta Sünni bakış açısından Alevilik; kirlilik kavramları temelinde Alevi gençleri ile yapılan görüşmeler ile tezlere yanıt aranmıştır. Kirlilik kavramı ve Sünni bakış açısının Alevileri nasıl rahatsız ettiği, ne kadar içselleştirdiği konusunda alevi gençlerin görüşleri ilerleyen sayfalarda yerini almaktadır.
Bu kitapta ne yapmak istediğini yazar şu şekilde belirtmektedir; “bilimsel akademik usullerin dışına çıkmadan, dinsel bakımından toplumun çoğunluğundan farklı bir özellik gösteren bir toplum kemsinin (Alevilik) sadece bu farklılığın kendisini başkalaştıran ve bütünlüklü bir eşitsizliğe mahkum eden yapısını gözler önüne sermektir.” (S.15)
Boy abdesti kirlik kavramının temelini oluşturmaktadır, suniler boy abdesti aldığı için temiz, Aleviler almadıkları için kirlidir. Bu kirlilik kavramı içinde Alevilerin varlık sebebi, Sünni iktidar için gerek görüldüğünde “korku” için bir temeldir. Sünni iktidar gerek gördüğünde, (Maraş, Çorum, Sivas’ta olduğu gibi) kitlesel katliamlar için ortam hazırlamakta ve o ortam içinde kendi iktidarını pekiştirmektedir.
Alevilik bir sorun olarak ortada durmaktadır, bu sorunun çözüm yolu olarak ne yapılmalıdır sorusuna Sünni iktidarın cevabı hazırdır, korkutarak sindirmek ve asimile etmektir. Asimilasyon için en önemli araç Diyanet İşleri Başkanlığı bir kurum olarak Alevilerin önünde durmaktadır. (s.93) Çünkü Alevilik İslam dini içinde ya da tartışması yerine yok etmek üzerine ortada durmaktadır. Devlet mekanizması Alevileri Sünni inancı içinde eritmek ve bireylerini kendilerini kirli hissettirmek ve karşısında bir duvar örerek onları kalıp değiştirerek toplum içine kaynaşmasını yani asimile olmasını sağlamak için elindeki her türlü olanağını kullanmaktadır. Görüşmeler içinde bunun yansımalarını görmekteyiz. Alevi gençler kendilerini Sünni arkadaşlarının çok olduğu yerde saklamakta ve onlara göre daha temiz olmak için ayrıca çaba sarf ettiklerini söylemektedirler. Peki, bu durumda Sünni arkadaşların görüşleri nedir? Sünniler Alevi bir genci ile arkadaşlık kurmak istediğinde ne yapmaktadır? Evliliklerde nasıl sorunlar yaşanmaktadır? Bu konuda alevi gençlerin gözleri ile yansıtılmaktadır ve onların sözlerini doğru kabul etmektedir, çünkü sürülen hipoteze göre söyledikleri doğrudur. Kitap baştan belirlenen hipotezlere doğrulayan bir kurgu içinde yol almıştır. Bu çalışmanın baştan belirtildiği gibi bilimsel değil, taraflı, önyargılara göre hazırlandığına şahit oluruz. Devlet mekanizmasının bakış açısı ile yazarın bakış açısı arasında bir paralellik görmekteyiz, bu çalışma Türk üniversitelerin bakış açısını da yansıtması açısından ilginç bir çalışmadır.
Yazar son bölümde; Sünni “çoğunluk kültürünün “kirlilik” üzerinden gerçekleştirdiği ötekileştirme ile de asimilasyonun nesnesi haline getirilmektedir.” (s.95) denmektedir. “Liberal politikaların ve açılım vaatlerin çıkmaz sokak olduğu, tüm azınlık gruplar gibi aleviler içinde geçerlidir. Çünkü liberal vizyon, kirlettiklerini temizleyemeyecek kadar mağrurdur.”(s.96)
Yazar sorunun çözümü için yapmış olduğu öneri; “empati geliştirebiliriz. Empati ye dayalı imgeleme, kişinin kendi kendisini başkasının bedeninde ya da koşullarında tasavvur etmesiyle ulaşabilir… toplumsal sorunların çözümü için politik yol göstermelere değil, vicdanlarımızın yol göstericiliğine daha çok güvenebiliriz.” (s.97) demektedir. Kısaca kişilerin vicdanı ile bu sorunun çözülebileceğine, siyasi çözümlerin aslında çözüm üretmeyeceğine, alevi örgütlerin varlığı, iktidarın elini güçlendirildiğine vurgu yapmaktadır.
Mevlüt Özben sonuç olarak bu çalışmasında pek bir şey söylememektedir, Alevilerin kirli olduğu inancının hala devam ettiği ve bunun değişmesi için nasıl bir yol izleneceği konusunda bir önerisi yoktur. Akademik çalışma olması açısından belki bir ilk olması nedeniyle dikkati çekmesine rağmen, resmi söylemin bilimsel şekilde tekrarlanmasından öteye bir anlam ifade etmemektedir.
Kitap, tartışmaya kapı aralamak amacıyla yazıldığını söylemektedir, aslında resmi söylemin başka açıdan tekrarından öte ve onların tezlerinin elini güçlendirici bir vurgudan öte anlam ifade etmemektedir. Bilimsel çalışmaların bu seviyede olması elbette yazarın sorunu değildir, üniversitelerin eğitim seviyesini de göstermektedir. Eğitim en büyük asimilasyon aracı olmaya devam etmektedir, Alevileri ilk eğitimden son eğitime kadar her alanda asimilasyon yapmak için müfredat hala yürürlükte ve Aleviler negatif olarak ayrıma uğramaya devam etmektedir. Alevilerin bu durumdan kurtulmasının tek bir çıkış yolu vardır, yasalar ile pozitif ayrımcılık yapılması ve Alevileri küçümseyen, alçaltan ve gururları ile oynanan demeçlerin ortadan kalkması için yasal düzenlemelerin yapılması şarttır. Vicdanlara kalırsak eğer, Alevilik inancı tamamı ile yok olacaktır, çünkü devlet her türlü baskı aracı ile Alevilerin karşısında durmaktadır. Hükümetin başkanı halkı Alevilere karşı kışkırtmaktan çekinmemektedir, hükümet taraftarı gazetelerde komşu ülkede olan gelişmeler karşısında tüm Alevilerin öldürülmesi ya da sürülmesi yönünde açıkça görüş bildirilebilmektedir. Yaşanan süreç bir kırılma sürecidir, tarihin bu kırılma noktasında Aleviler düşman olarak gösterilmekte ve daha da dışlanmaktadırlar. Alevilerin yapmış olduğu bir etkinlikte ölenler suçlu, öldürenler ise zaman aşımından dışarıda bırakılmak istenmektedir. Mahkum olanların ise birer kader kurbanı olduğu için af edilmesi konusunda görüşler açıkça söylenmektedir.
Sosyolojik olarak incelenen bir kavramın bir çok yönü eksik bırakılmış, sonuç itibarı ile Aleviler kirli oldukları veya kirli olarak gösterildikleri için düşman değil, devletin “bakası” için düşman bırakıldıklarına şahitlik ediyoruz. Alevilere tek seçim hakkı tanınmaktadır, “inancını terk et ve Sünnileş” denmektedir. Şehirleşen Aleviliğin önündeki en büyük tehlike işte bu bakış açısı içinde yatmaktadır. Aleviler homojen bir yapıya kavuşturularak, devletin inanç açısından %99 içinde yeri alması beklenmektedir. Devlet idare eden sağ, sol iktidarların temel düşüncesinde de bu görüş yatmaktadır. İktidarların değişmesi devlet politikasının değişmesi anlamına gelmez, Aleviler devlet için kirlidir, bir kirlik ancak asimilasyon veya katliamlar ile sindirilerek yok edilmesi politikası hep varlığını korumaktadır. Kitap var olan gerçekleri geniş açıdan görmek yerine ayrıntısına bakmış, tartışmanın boyutunu bir yere kanalize ederek sorunun temel felsefesinden uzaklaşmasını sağlamaktadır, vicdanlara bırakarak sorun çözülür diye de önerme bulunarak nereden baktığını saklamamaktadır.
İsmail Cem Özkan
Mevlüt Özben, Kirlilik kavramı ve Aleviliğin asimilasyonu, Ayrıntı Yayınları, 2011

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 + nineteen =