KKTC ve Türkiye İlişkileri Üzerine Gözlemler

Bu gerginlik, iki ülke insanının birbirine duyduğu kardeşçe duyguları incitebilecek oranda önemlidir. KKTC ve Türkiye arasında iki toplumu farklı kılacak siyasal, kültürel ve toplumsal farklılıklar bulunması, bunları kullanarak iki toplumun arasını açmaya çalışacak kötü niyetli girişimcilere kolaylıklar sağlayabilecektir. Bugüne kadar bu iki ülkenin siyasal, ekonomik ve toplumsal-kültürel açıdan farklılıkları konusunda ciddiye alınabilecek bir çalışma yapılmamış olması, iki toplumun uzaklaştırılması gibi ciddi bir tehlikeden korunmak konusunda hazırlıklı olmadığımızı göstermektedr.
 
Annan Planı ve Türkiye’nin AB ile ilişkileri çerçevesinde, son günlerde, Kıbrıs ve KKTC üzerine birçok yayın yapılmış ve Kıbrıs sorunu, Türkiye insanının gündemini fazlasıyla işgal etmiştir.  Referandum öncesi ve sonrasında Türkiye’de yapılan tartışma ve değerlendirmeler ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili değerlendirmelerde, KKTC’de yaşanan siyasal, ekonomik ve kültürel bölünmüşlüğe neredeyse hiç vurgu yapılmadığı görülmektedir. Bu ciddi eksiklik, KKTC vatandaşları ile Türkiye ilişkilerine yönelik önemli bir endişeyi gündemimize taşımıştır. KKTC’de bugün yaşanan en yaşamsal sorun; KKTC insanını ya da önemli bir orandaki KKTC nüfusunu ve özellikle gençliğini Türkiye’den kopmaya özendiren bazı güçlerin çabalarının varlığı ve bu çabaları başarıya taşıyabilecek bazı nedenlerin göz ardı edilmesidir. Bu nedenlerin irdelenmesi, gelecekte KKTC ve Türkiye arasındaki ilişkilerin geri dönülmez biçimde zarar görmemesi açısından yaşamsal bir önem taşımaktadır.
 
Kıbrıs adasındaki bölünme, yalnızca adadaki Türkler ve Rumlar arasında yaşanmış bir bölünme değildir. Bu bölünmeye ek olarak, adanın iki kesiminde de siyasal görüşlerden kaynaklanan parçalanmalar ve toplumları siyasal bölünmeye götüren birikimler bulunmaktadır. KKTC’de yaşanan siyasal bölünmenin kaynakları arasında Türkiye ve Türkiyeli’ye bakış, Türkiye ile ilişkiler, Türkiye’den bağımsızlaşmak gibi göz ardı edilemeyecek duygu ve düşünceler bulunmaktadır. Birilerinin çıkıp bu konularda yazması ve bu konuları tartışmaya açmasında yarar bulunmaktadır.
 
Elbette ki, KKTC ekonomisi dışa bağımlı olarak yaşayan, Türkiye’den verilen destek ile ayakta duran bir ekonomidir. Bugün için KKTC’de düşük bir üretim ve % 800’lere varan dış ticaret açığı görmekteyiz. Bu korkunç tablonun en önemli sorumlusu, adanın kuzeyinin 1974’den sonra dünyadan yalıtılması sonucunu doğuran ekonomik ve siyasal ambargolar kadar, adanın ekonomisinin geliştirilmemesinden sorumlu olan yöneticilerdir. KKTC ekonomisinde dış ticaret dengesinin 2004 yılında büyük oranda ithalat lehinde olduğu ve 853 milyon dolar ithalata karşın 61 milyon dolar ihracat yapılmış olduğu görülmektedir (KKTC Başbakanlık, Devlet Planlama Örgütü Verileri). Bu durumun sonucu olarak KKTC, kamu sektörü ağırlıklı ve dış yardım ile ayakta kalan bir ekonomiye dönüşmüştür. 2003 ve 2004 yıllarında KKTC’de yalnızca kamu hizmetlerinin yarattığı katma değer % 23 dolayında gerçekleşmiştir(KKTC Başbakanlık, Devlet Planlama Örgütü Verileri). Adanın kuzeyinin dünyanın ekonomik ve sosyal sisteminden soyutlanması ve kamu hizmetine bağımlı bir ekonomik yapının kurulmuş olması, KKTC’de ciddi bir ekonomik gelişmenin sağlanamamasının en önemli nedenlerindendir.
Ancak, KKTC’de ekonomik bağımlılık ve ekonomik sorunlar yanında, adanın kuzeyindeki nüfusu Türkiye’den uzaklaştıran bazı olumsuz gelişmeler ve nedenler olduğu da yadsınamaz. Bunlar arasında en başta geleni, ada gençliğini teslim alan AB rüyası idi. Bu rüyadan bir parça uyanılmakla birlikte, KKTC yurttaşlarının AB üyesi olmak özleminde önemli ölçüde bir azalma olduğu söylenemez.
 
Siyasal anlamda da Türkiye karşıtı söylemler dile getiren partiler ve hareketler, hatta sendikalar bulunmaktadır. Bir sendika, bunun bir öğretmen sendikası olduğunu hatırlatalım, KKTC’de yalnızca Kıbrıs kökenlilerin oy kullanması gerektiğini savunan yayınlar yapabilmektedir. Adanın kuzeyinde Türkiye’ye karşı gelişen bu siyasal söylemlerin nedenleri üzerinde ciddiyetle düşünmekte yarar vardır.
 
KKTC’de son seçimlerde Türkiyeli göçmenlerin oylarını almaya dönük propaganda yapan bir siyasal parti ortaya çıkmış ve bu partinin lideri, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde % 5 dolayında oy almıştır. Bu oylar, tepki oyları oalrak değerlendirilse bile, kendilerine yönelik ayrımcılık yapıldığını düşünen % 5’lik bir Türkiyeli göçmen kitlesi bulunduğunun göstergesidir ki bu durum, özellikle Türkiye açısından önemli ve  önlenmesi gereken ciddi bir sorun olarak belirlenmelidir. 
 
KKTC’de kültürel ve toplumsal anlamda Kıbrıslı-Türkiyeli ayrımının varlığı, tehlikeli bir belirleme bile olsa, gözden kaçırılamayacak bir gerçektir. Türkiye’den adaya getirilen göçmenler ile Kıbrıs kökenli Türkler arasında uyum ve kültürel kaynaşmanın yaşanamamasının önemli bir nedeni, geliştirilen politikaların başarısızlığı yanında, mal ve mülk dağıtımı ve diğer kaynak paylaşımlarında yaşanan hoşnutsuzluklar olmuştur.
 
KKTC’de yapılan ve anket çalışmasına dayalı bilimsel bir araştırmaya göre, Kıbrıs doğumlu KKTC vatandaşları arasında en önemli görülen kimlik, % 43 Türk olmak,      %35 Kıbrıslı olmak, %15 müslüman olmak ve % 7 Avrupalı olmaktır (Ahmet Rüstemli, Cem Cemalettin Çakmak ve E. Biran Mertan,Yirminci Yüzyıla Girerken Kuzey Kıbrıs Türk Toplumu, Bir Anket Çalışması, Gazimağusa-KKTC, Mart 2000, s. 71). KKTC’de yaşayan Türk kimliğinin % 42’si, kendisini Kıbrıslı ya da Avrupalı olarak tanımlamaktadır. Bu durum, adanın kuzeyinde bir kimlik bunalımının mevcut olduğunu göstermektedir. Bu bunalım, KKTC’deki toplumsal-kültürel bölünmenin ve bir kimlik bunalımının göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Bu kimlik bunalımı, KKTC’de özellikle genç nüfusun Türkiye’den ve Türkiyelilerden uzaklaşmasının temel nedenlerinden birisidir. Bu tehlikeli gelişmeyi ortadan kaldırmak için acilen yeni ve etkili politikaların uygulanması kaçınılmazdır.
 
Her toplumda ve ülkede zaman içinda her alanda ve özellikle devlet ve halk ilişkileri konusunda ciddi düzeltimler yapılması ve yeni politikalar uygulanması gereklidir. Bu reform çalışmalarında, kamu yararı, toplumun gereksinimleri, çağdaş kamu yönetimi ilkeleri, ideolojik söylemler ve tuzaklardan uzak durma gereksinimi, ekonominin yapısal dengeleri ve farklı toplum kesimlerinin toplumsal ve ekonomik sorunları gibi çeşitli unsurların dikkate alınması zorunludur. Bunun gibi, iki kardeş ülke ilişkilerinde yaşanacak sorunların giderilmesi için de yukarıda bazı ipuçlarını verdiğimiz siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel açılardan özenle seçilmiş ve uygulanabilir politika değişikliklerine gereksinim olduğu açıktır. Bizden söylemesi.


_____________


* Yrd. Doç. Dr. DAÜ Öğretim Üyesi – KKTC

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.