Klasikten türküye: Arp

Klasikten türküye: Arp

0
PAYLAŞ

Elbette arp için yazılmış eserler de var. Orkestra ile ya da sadece arp için yazılan eserleri de, sınırlı ve nadir dinleyebiliriz. Arp’in ağırlıklı olduğu CD kayıtlarının da azlığını belirtmeme gerek yok sanırım.

Geçen hafta sonu, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın olağan hafta sonu cuma akşamı konserinde, solist enstrüman arp yer alıyordu.

Fransız besteci Adrien-François BOIELDIEU’nun, Arp Konçertosu programa alınmıştı.

Yine arp enstrümanını, orkestralar içinde hemen hemen hep kadınların parmaklarından çıkan tınılarla dinlemeğe alışmışızdır. Arp sanatçılarının çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır.

Çağatay AKYOL, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda solist arpçi, ayrıca Eskişehir de, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda da arp dersleri veren bir sanatçı. Pazartesi Yazıları’nı izleyenler, bu sutünlarda Çağatay AKYOL ve Arp ile ilgili olarak, konser ve kayıtları konusunda, daha önce yazdığımız, bazı yazılarımızı hatırlayacaklardır.

Yazımızın başlığında kullandığımız, “türkü” sözcüğü ile klasik müzik arasında ki bağ, önce şaşırtıcı gelebilir.

Ama konser izlenimlerimi aktarınca hak vereceksiniz. İzleyenlerin “türkü” yü dinlemelerinden sonra alkışların daha fazla olduğunu belirtip, önce konser programı üzerinde duralım.

Orkestrayı, İtlayan bir şef yönetiyordu, Giancarlo GUARINO. İlk kez izliyorum. Şefliğinin yanı sıra, piyano ve keman sanatçısı olduğunu, CD kayıtlarının da bulunduğunu öğreniyoruz.

Programda seslendirilen ilk eser, Felix Mendelssohn BARTHOLDY’nin, “Fingal Mağarası Uverürü” oldu. İskoçya da olan denizin kabarması sonrası dalgalar altında kalan mağaranın çağrışımlarının, Alman besteci tarafından, Roma da notalara dökülmesi, eserin şaşırtıcılığını zaten belgelemiş oluyor. Denizin dalgalarını yaylılardan dinlemek, sizi içine alıp, dalgalarla buluşturuyor. Orkestra ile dalgaların diyaloğunu, sevimliliği ile de konuk şef sağlamış oluyor.

Konserin son eseri ise Beethoven’e ayrılmıştı. 7.Senfoni seslendirildi. Orkestra ile konuk şefin geliştirdiği diyalog, izleyicilerle de bütünleştiğinden, alkışlar da doğal olarak konser sonunda sürünce, şef ve orkestra bu alkışları bis yaparak selamladılar.

BOIELDIEU’nun Arp Konçertosu, orkestra ile solo çalgının birlikte yer aldığı bölümler dahil, bütün eser boyunca arp hep ön planda tutuluyor. Yaylılar karşısında bu eser ile arp, adeta özgürlüğünü ilan ederek, orkestra içinde ben de varım diye, bir gösteri yapma olanağı buluyor. Yaylılar ve arp yarışırcasına finale doğru ilerlerken, diğer enstrümanlar, bu yolculuğa sanki bira kaç adım geriden katılıyorlar.

Müzik eğitmini bir katedralde alan besteci, katedralin orgcusu ve yöneticisi de olmuştur. Eserda, mistik bir hava olduğu gibi, Fransız Devrimi’nin kalp atışlarını da, bu mistik hava içinde sezebilirsiniz. Fransız Devrimi’ni de yaşayan besteci, belki de mistik eğitimi ile yaşadığı Fransız Devrimi arasında bir bağ kuramağa da çalışmış olabilir. Ben eseri izlerken, bu iki konumun, eserin bütünlüğü içinde yoğrulduğu izlenimini edindim. Katedralin mistik havası ve Fransız Devrimi’nin kitlesi, özgürlük şarkıları ile iç içe girerek, arp önde yaylılar ise arkasında değil hemen yanında, bir yürüyüş içinde de değerlendirilebilir.

Opera besteciliği, St.Petersburg’da çarın saray besteciliğini de üstlenmiş olması, BOIELDIEU’nun renki kişiliğini yansıtan başka özelliği ve yaşam çizgisi. Bu renkli yaşam çizgisi, katedral’den, Fransız Devrimini yaşaması ve St. Petersburg’a uzanan yolculuğu, bestenin önemini daha da arttırdığı gibi, beğeniyi de beraberinde getiriyor. Arp besteleri arasında programa alınma ve seslendirme de tercih nedeni olması, eseri günümüze taşımaktadır.

Çağatay AKYOL duyarlılığı ile, eseri seslendirirken orkestra ile adeta yeni bir yolculuğa çıkmış gibiydi. Orkestra’nın tanıdığı, orkestra içinde yer aldığı gibi, solist sanatçı olarak da bulunduğu için, orkestra ile uyum hemen sağlanmış oluyor. Eserin özüne uygun, bir şarkıyı beraberce seslendirirken, birlikte yolculuk yapıyorlar.

Alkışlara Çağatay AKYOL elbette bis ile yanıt verecekti. Bis parçası ne olacaktı. Bis için arpin başına geçmeden seyircilere de, bir kaç biligiyi aktarma gereğini duydu. Batı enstrümanı olarak bilinen arp ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Arp’in, asırlar öncesinde Anadolu’da, Hititler döneminde olduğunu, dünyanın en eski tek arpi olan bu enstrümanı, 2011 yılında bir proje çerçevesinde, ilk çalan kişi olduğunu da belirtti.

Yazının başlığında kullandığımız türkü ve arp ilişkisine geliyorum. Çağatay AKYOL, kurcusu ve içinde arpiyle yer aldığ ARPANATOLIA da, Ferhat Erdem de saz ve cura gibi enstrümanlarla, bizden türkülere yeni bir yorum getirmişlerdi. Bu özelliğini sürdürdüğünden, bis de bir türkü olmuştu.

Çağatay AKYOL, arpin başına geçti, parmakları ile Aşık Veysel’in türküsüne katıldı. “Çiğdem der ki…” Konserin bu sürprizi, izleyiciler tarafında öylesine sevildi ki, alkışalar daha çok sürdü. Konser çıkışında konuşulan, türkü ve arp ilişkisydi. İzleyicilerin çoğunluğu arp eşliğinde bildiğimiz bir türküyü ilk kez dinliyorladı.

Sanırım yazımın başlığında, arpin yanı sıra türküyü de eklememin nedeni anlaşılmıştır. Arp’in, Anadolu’nun bir enstrümanı olduğunu, Aşık Veysel’in sazı ile söylediklerini aktarırken, bunu da belgeliyordu.

Çağatay AKYOL çok yönlü bir sanatçımız. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserlerinde onu arpin başında göreceğiniz gibi, Fazıl SAY’ın “Mezopotamya Senfonisi”nin sahnede seslendirilmesinde, CD ve DVD den kayıtlarını dinlediğinizde, blokflüt ile yer aldığını gördüğünüzde şaşırmayın.

Kalan Müzik tarafından basılan CD sinin birinde, hem arpi hem blokflütü kullandığı gibi, Cihat Aşkın’ın kemanı ile de arpi, diğer CD’sinden dinleyebilirsiniz.

Son söz, ARPANATOLİA konserlerini duyduğunuz da ise, sakın kaçırmayın diyerek, yazıyı sonlandıralım.

____________

* Ankara. 7 Aralık 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK