Köpekler…

Sevginin beşinci element olduğu kadar gerçekçi değildi bu sıcaklık. Bu gezegene mahsus, verici olmayan, tek yönlülükle beslenen bencil sevgi, basitçe doyuma ulaştığında, her yaz sezonu bitiminde yaşanan senaryo yaşandı…


Köpekler tatmin ettikten sonra dar sevgi dağarcıklarını, başıboş bırakılıverdiler yine bu sonbaharda da sokaklara, sadakatleri örselenmiş, sevgileri emilmiş iliklerine kadar, yapay şefkatlerinden arınmış… cins cins cream de la cream köpekler…Şimdi sokaklardalar mahzun arayışlarla ve şaşkın bakışlarla Yazlıkçılar göçerken kışlıklarına,  , hiç acı duymadan yüreklerinde,  bıraktılar onları yine artlarında işte, teslim eder gibi belediye ekiplerinin avcılarına…


Bu hüzün bana, bilinen bir hikayeyi hatırlattı… şiirleştirdim, aktarıyorum…


İHANET ve SADAKAT
İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş, Sadakatin adı ise, bir minik serçeye
Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca gezinmiş
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle dereye
Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler. 
Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler…
Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
“Ayrılmayacağız” diye… olsa da yollarında yokuşlar
Kış gelmiş, gerçek başlamış  tırpan gibi biçmeye
Göçmen kuş bir havayla hazırlanmış göçmeye,
Serçe ise her zamanki gibi sadık, oturmuş, düşünmüş,
“Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek” diye 
Serçe için, ihanet kötüymüş, ayrılık acı
Göçmen içinse,  göçmek, yaşamanın ilacı.
O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
“Gel “ demiş serçeye” benle beraber, uçalım öylece.
Başka bir bahar buluruz başka diyarda”
Serçe , “bekleyelim” demiş, “burda, uçarız  gelecek baharda” 
“Ama kış acımasızdır”, demiş göçmen,
“Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz.” 
“Hayır” demiş serçe, “ korunuruz kötülüklerinden kışın, sarılıp, öpüşürüz.”
Göçmen inanmamış serçeye,” hayır demiş , gidelim başka yerlere” 
Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse doğduğu yere,
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş aşka, sevgilere 
Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş serçe
Uçacakmış onunla  yeni bir bahara…
Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış, “ha gayret, kuvvet kola”
Onun kanatları, uzun uçuşlar için değil.
Anlamış ki, sevmek zayıf kuşlar için değil
Dayanamayacakmış bu yola, sevdiği için suçluymuş.
Oysa kocaman göçmenin kanatları güçlüymüş.
O hep kaçarmış kışlardan, daha sıcak diyarlara
Kaçarmış zorluğundan soğuğun,  yepyeni baharlara
Bir fırtına yaklaşıyor, belki serçeyi kapacak,
Göçmen hızlı fırtınadan, asla yakalanmayacak.
Serçe hepten zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış,
Göçmene” duralım’”demiş “artık, şu dereye inelim,
Soluklanalım artık, gel biraz dinlenelim.”
Göçmen itiraz etmiş,” fırtına… “ demiş,” biteriz.”
Serçe çok fırtına görmüş, “ geçsin sonra gideriz.”
Ama göçmen, “ yürü “ demiş serçeye
“Birazdan okyanusa varacağız, boşver dereye”
Serçe sevgiye uymuş, yerine su içmenin
Peşinden son bir gayretle gitmiş bencil göçmenin
Birazdan varmışlar birlikte okyanusa
Kurtuluşmuş  büyük deniz, o büyük sersem kuşa.
Göçmen rahat,  çok iyi bilirmiş buraları
Serçe ilk kez görüyormuş böyle engin suları
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi ona,
Artık dayanamıyormuş, yaklaşıyormuş sona.
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş koca göçmene
“Artık gidemiyorum…. “ Göçmen serçeye şöyle bir  bakmış,
Bakmış ve devam etmiş…….. Gemileri orda yakmış
Okyanus çok büyükmüş, serçe ise küçücük,
Serçede  sevgi  büyükmüş, ama göçmen çok küçük…
Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT kalmış
Yeni baharın koynunda koca bir İHANET yol almış.



Ve tüm köpeklere ibret olsun, şu aşagıya çiziktirdiğim başucu hikayem…


ÖZGÜRLÜĞE ATLAYIŞ


Belli ki gün görmüş geçirmiş, ununu elemiş, eleğini asmış, kocamaya yüz tutmuş  iri mi iri bir kurt köpeği. Acıların sokak köpekliğinden terfiyle, Merdivenköy’de bır plastik kalıp atelyesinde tüm mağrurluğuyla bekçilik yapar yıllardır.
Bir sabah erken, usta işe geldiğinde, köpeğini asma kattan aşağıya boynundan asılı bulur.


Duygusal ve mağrurdu, insancıklarda olamadığı kadar.
Kemik attıkları için mi dükkan beklerdi ?
Yoksa beklediği için mi kemik verirlerdi? Bilinmez…
Hiç bilme şansı olmadı
Düşünmedi ki, sadece bekledi.
Doğal olduğu kadar özgür olmalıydı
Ve özgür olduğu ölçüde sadık.
Sadakatinin ödülü zincirle bağlanmak oldu,
Dünyanın tehlikelerinden korunmak için.
Niçin vardı tehlikeler ? Ama niçin ?
Zorladı kırmak için zincirleri,  nafile…
Doğası hırsla dişisini aramaktaydı.
Oysa nereden bilsin cezası dolmaktaydı.
Gün ağarana dek dakika saydı…
Yediremedi kendine tasmadan kelepçeyi
Ve ölüme değil, özgürlüğe atladı.
Dünyanın adaletinden afaganlar basmıstı,
İnsana ders uğruna, köpek kendini asmıştı.


Metin Sözüçetin      

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.