Kredi kartına bağlanan kader

Kredi kartına bağlanan kader

0
PAYLAŞ

Seçmenle iktidarın kaderi ve hedefi bazı noktalarda çakışır, bazı noktalarda da çatışır. İktidar seçmenin taleplerini yerine getirdiğinde hedefler çakışır, seçmenle iktidarın görüş ve hedefleri farklılaşınca da kaderler çatışır. Başbakanın, kimsenin anlayamadığı şekilde ve gerekçelendirmediği kredi kartı kullanmama önerisi, maalesef, seçmenle iktidar arasında ikinci kategoride yer almaktadır. Zira, ne seçmen kredi kartı kullanımından vazgeçebilir, ne de iktidar iktisat politikaları açısından bu durumu yönetebilir. Önümüzdeki aylarda borçluluk krizi sinyali alındığından, kredi kartı ikazları ile başbakan iktidarın görüntüsünü kurtarmaya çalışmaktadır. Ne var ki, başbakanın bu tavrı tam anlamı ile seçmeni oyalayıcı, hatta harcayıcı bir görüntü sergilemektedir.

Şöyle bir düşünelim, acaba başbakan niçin böyle bir öneride bulunmuş olabilir? Çok detaya girmeden ve yazı boyutunu aşmadan, şunları sıralayabiliriz. Bir amaç tüketimi kısarak tasarrufları yükseltmek olabilir. Bu amaç tam bir boş hayaldir, çünkü kredi kartı kullanımı zaruretten kaynaklanıyorsa, kimse başbakanı dinlemez, dinlese bile bu önlemlerle tasarruf yükselmez, sonuçta ancak orta ve düşük gelirli halkın zaruri tüketimi kısılmış, bu kesim yoksulluğa itilmiş olur. Ayrıca, eğer başbakan samimi olarak israfı önleme amacı güdüyorsa, kentleri “AVM-kolik” görüntüye boğmaktan çekinmelidir. Başbakan, uluorta kredi kartı kullanmama önerisini yapmadan, kurmayları ile ciddi bir toplantı yapıp, yatırım-istihdam-çalışma koşulları ve gelir dağılımı konuları hakkında sağlıklı bilgi edinip, bu durumu düzeltmeye yönelik önlemler alma politikalar geliştirme yoluna gitmeli idi. Ama, kapitalist iktidarlar ve AKP için bu iş çok zor, zira böyle bir çalışma ve bu yolda alınacak önlemler hükümet politikaları ile ekonominin kaymağını yiyen zevata ve/veya yandaşa dokunur. Oysa, “kredi kartı kullanma, ayağını yorganına göre uzat” direktifi yandaşa değil, yoksula dokunur.

Bir başka neden olarak, çok aşırı yüksek banka karlarını frenlemek olabilir. Böyle bir politika hiçbir kapitalist iktidarın aklının ucundan dahi geçemeyeceği gibi, hele de IMF politikaları ile dünya finans parazitlerine tüm ekonomiyi ve kredi mekanizmasını peşkeş çekmiş olan AKP’nin hayalinden dahi geçemez. Eğer AKP bunun tersini iddia ediyorsa, niçin güzide kamu bankalarını bezeyip yabancı müşteri piyasasına sürmeye yeltenmektedir ki? Bir ekonomide finans kesimi, kredi üzerinde denetimi ile sanayileşme politikasını ve hemen tüm ekonomik süreçleri denetim altına alma gücüne sahip olabilir. Eğer AKP samimi ise, orta ve düşük gelirli halkımıza alay edercesine kredi kartı kullanmayın gibi akla zarar tavsiyelerde bulunmak yerine, ekonomik süreçler ve bu süreçlerin sorunları üzerinde kafa yorması gerekir.

Son zamanlarda, kim akıl verdi ise, faiz lobisine takmış olan başbakan, bu görüşte bir yanlışlık olduğunu fark etmiş olacak ki, kredi kartlarından faiz geliri sağlayan finans kesiminin kanalını tıkamayı amaçlamış olduğu düşünülebilir. Banka karları, bir anlamda paranın kullanım bedelinin yansımasıdır. Fakat banka karlarının tümü kredi kartlarından gelmemekte, ticaret ve sanayi kesimine verilen kredilerden, özellikle de kamu kesimi açığının finansmanı için verilen kredilerden gelmektedir. Kredi kartı tüketim alanında kullanıldığından, bu kanaldan sağlanan karların tüketim yapan halkın finans kesimine ödediği bedel olarak görülmesi doğaldır, ancak kredi kartlarının tüm kredilerdeki payı diğerlerine göre ikinci derecede kalır. Kredi kartı kullananlardan zengin kesim ay itibariyle çoğunlukla tüm borcu yatırıyor olduğundan faiz yükü altına girmez. Kartın asgari ödeme miktarını yatırıp, geri kalan bölümü için faiz yükü altına girenler ise dar ve orta gelirlilerdir. Kısacası, finans kurumlarının kredi kartlarından sağladığı faiz gelirinin çok büyük bölümü zengin kesimden değil, dar ve orta gelirli kesimden gelmektedir. Hal böyle olunca, başbakan dar ve orta gelir gurubuna kredi kartı kullanmama önerisinde bulunacağına, ekonomide iş olanakları ve emekçi kesimin çalışma ve gelir koşulları, ekonomi politikaları nedeniyle çöken orta gelir gurubu ile ilgilenmelidir. Ne hazindir ki, emekli kesimin gerileyen yaşam koşullarını maaş artırımı yoluyla yükseltme yerine PTT’in tüketici kredileri ile gidermeye çalışan hükümet, şimdilerde de kalkmış kredi kartı kullanılmaması tavsiyesinde bulunmaktadır.

Başbakanın yapmış olduğu bu tavsiyenin ciddiye alınabilecek bir yanı olmadığı gibi, uygulanabilirliği de yoktur. O zaman başbakan, hem de ramazan ayı içinde, niçin böyle bir öneride bulunmuştur. Bu sorunun yanıtı, başbakanın ne tür ifade ve yorumlarla kimlere ne tür mesajlar vermek istediği konusu ile ilintilidir. “Hayırlara vesile olsun” ifadesi ya da üç çocuk önerisi gibi ifade ve öneriler toplumun bir kesimine anlamsız gelebileceği halde, hedef kitle açısından çok önemlidir. Zira bu tür ifade ya da talepler İslâm düşünce sistemini ve Hz. Muhammet’in hadislerini çağrıştırması açısından, taban seçmene mesajdır. Borçluluk ve kredi kartı meselesi de bu bağlamda ele alınmalıdır. İslâm düşüncesinde faizin haram kılınması ve gereksiz yere borç kullanılmaması, hatta borç isteyenlere karşı dirençli durulmasının dönemsel olarak geçmişte çok doğru ve anlamlı bir yeri vardır. Bugün artık hiçbir anlam ifade etmeyen borçlulukla ilgili ilk dönem düşüncesinin mantığı şu idi. O dönemde kategorik olarak sermayenin oluşmadığı ve herkes kendi emeği ile geçiniyor olduğu, günümüzdeki gibi devlet yapısının ve sosyal güvenlik sistemlerinin bulunmadığı durumda, yaşlılık ya da hastalık vb gibi zaruri nedenler dışında, fakirlik tembellik olarak algılanıyor ve borç vermenin de tembelliği kamçıladığı şeklinde düşünülüyordu. Faizin haram olması, hatta verilen borç karşılığında faiz alınmayıp ana paranın da hibe edilmesinin daha büyük sevap olarak görülmesinin mantığı da aynı görüşe dayanıyordu. Görüş şu idi ki, insanlar zaruri nedenlerle borçlanmıştır, dolayısıyla verilen borç üzerinden faiz alınmamalı, hatta ana paranın tahsilinden de vazgeçilmesi daha doğru olur, çünkü hastalık ya da yaşlılık gibi zaruri nedenlerle borç alınmış olduğundan, faiz bir yana, ana paranın ödenmesi de olanaklı olamaz.

Günümüz anlamında devlet yapısının bulunmadığı, üretim koşullarının bugünkünden çok farklı olduğu ondört asır öncelerinin koşullarını bugüne uygulamak ne insanlık ne de dini görüşlerle meşru ve makbul görülebilir. Kredi kartları ile uğraşılacağına, bir seferlik istihdam yaratan çılgın projeler yerine, ülkenin dört bir yanında devamlı istihdam sağlayan fabrikalar açmaya yönelinmelidir. İstanbul’un minare sembolünü zedeleyerek gök tırmalayan ucube binaları komşu ülke zenginleri ile doldurup, kendi iktidarları döneminde cari açığın ve bütçe açığının geçici olarak kapatılmasının hedeflenmesi yerine, ekonomiyi devamlı üretime yöneltip kalıcı istihdam, üretim ve ihracata yönelik olanaklar yaratmaya çalışılmalıdır. 2002 yılından beri IMF’nin yüksek faiz ve baskılı kur programı sonucunda üretimin bir bölümü dışarı atılıp işsizlik büyütülürken, borçların özel kesime kanalize edilip IMF’ye olan borçlarımızı temizledik söylemleri yerine, bütçe açığı yolu ile finans kesiminin palazlandırılmasına çare üretmeye çalışılsa daha anlamlı iş yapılmış olur.

İstanbul depremi gibi, önümüzde bir kriz beklentisi var. Ne hazindir ki, bunun için fazla bir önlem de alınmıyor. O zaman halka boş tavsiyelerde bulunmak gerekir ki, yarın kriz olduğunda, “ben söylemiştim” kozu kullanılabilsin. Ciddi politikalar geliştirilemeyince, hayallerle yetinmek gerekiyor! Kredi kartı kullanılması engellenmeye çalışılırken, fert başına 10 000 dolara ulaşıldığı safsataları kürsülerden açıklanırken, siyasiler hiç düşünmez mi ki, toplumun büyük bölümünü oluşturan orta ve düşük gelirliler bu söylemlerin havada kaldığını görür ve siyasi desteklerini çeker. Öyle anlaşılıyor ki, sandık siyasetinde “halkım basiretlidir” hamaseti, siyasi manevralarda ise,”halkım anlamaz” saygısızlığı öne çıkmaktadır.

BİR CEVAP BIRAK