Küresel ısınma, ciddi bir tehlike mi? (II)

HAZIRLAYAN: Dr. Levent ALTAŞ

Küresel ısınma Türkiye’yi de vuracak…

Climateprediciton.net araştırmasının sonuçlarına göre Akdeniz havzası küresel ısınmadan en çok etkilenecek bölgeler arasında yer alıyor. İstanbul’da 4 – 6 Mayıs 2005 tarihleri arasında düzenlenen “Forum İstanbul” etkinlikleri çerçevesinde bir konuşma yapan Oxford Üniversitesi profesörü Dr. David Stainforth, karbondioksit emisyonlarının artmasının dünya sıcaklığının 2 ila 11 derece arasında yükselmesine neden olacağı uyarısında bulundu. 

Dr. Stainforth, toplantıda, Akdeniz havzasında yer alan Türkiye’nin bu bölgede yaşanacak köklü değişiklerden  payını alacağını söyledi. İklimbilimci Profesör David Stainforth, Oxford Üniversitesi’nde yürütülen iklim tahmin  projesinin başında  bulunuyor. Oxford Üniversitesi tarafından 2000 yılında başlatılan Climateprediction.net projesinin yöneticisi olan iklimbilimci Dr. Stainforth, karbondioksit düzeyinin Endüstri Devrimi öncesinin iki katına çıkması durumunda, küresel iklimde köklü değişiklikler meydana gelebileceğinin altını çizdi.
      
Dünya 11 derece ısınabilir

Proje kapsamında 150 ülkeden 110 bini aşkın bilgisayar kullanıcısının PC’lerine gönüllü olarak yükledikleri bir yazılımı kullanarak, geleceğe yönelik iklim projeksiyonları  yapan Dr. Stainforth, gerçekleştirilen 70 bine yakın projeksiyonun sonuçlarını açıkladı.  Climateprojection.net yazılımı, kurulduğu bilgisayarların atıl işlemci gücünü iklim hesaplamaları yapmak için kullanıyor. Farklı değişkenleri göz önüne alarak yürütülen projeksiyonlar, dünya üzerindeki toprak ve su sıcaklıklarının gelecek 50 – 150 yıl arasında  2 ile 11 derece arasında değişeceğini gösteriyor.

Karbondioksit salınımlarının bugün tamamen kesilse bile, küresel ısınmanın gelecek 20 sene boyunca seyrinin geriye dönmeyeceğini belirten David Stainforth, ısı değişimlerinin  6 dereceyi bulması durumunda yaşanacak iklim değişikliklerini “felaket” olarak nitelendirdi.  21’inci yüzyılın ikinci yarısında meydana gelebilecek böyle bir değişim, mevcut pek çok yerleşimin ve tarım alanının uygun koşullarını kaybetmesine neden olacak. Yerleşim birimleri,  su kaynakları ve tarım alanlarındaki kaymalar pek çok yerel ve uluslararası soruna ve çatışmaya yol açacak boyutta olacak. Tarım arazileri çölleşen bölgelerde, tarım başka  noktalara aktarılacak. İngiliz uzman bunun birçok ülke arasında sınır çatışmalarını  tetikleyeceğini öngörüyor.
      
Türkiye turizmi etkilenecek

Dr. Stainforth, Akdeniz havzasında meydana gelecek ısınmanın bölgede yazların çok daha sıcak ve kurak geçmesine ve bitki örtüsünün dejenere olmasına yol açacağını, bu nedenle  de Türkiye’nin güney kıyılarındaki turizmin olumsuz etkilenebileceğini söyledi.

NASA’dan küresel ısınma raporu

Geçtiğimiz aylarda Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, küresel ısınmanın arttığını gösteren yeni bir rapor yayınladı.  NASA, küresel ısınmanın etkilerini incelemek üzere uydu ve bilgisayarlardan yararlanarak okyanuslarda bir araştırma yaptı. Araştırmanın sonuçları küresel ısınmanın giderek artığını bir kez daha gözler önüne  serdi.

NASA bilim adamları, araştırmalarında dünyanın uzaya geri yansıttığından daha fazla güneş enerjisi emdiğini bir kez daha kanıtladı. Bu durum dünyanın enerjisinde dengesizliğe yol açıyor ve küresel ısınma meydana geliyor. Atmosferde karbondioksit ve metan gazlarının oluşturduğu kirlilik dünyanın aldığı güneş enerjisini uzaya geri yansıtmasına engel oluyor. Bunun sonucunda da dünya daha fazla güneş enerjisi emmek zorunda kalıyor. NASA bilim adamları oluşan bu enerji dengesizliği nedeniyle dünya ikliminin bu yüzyılın sonunda 0.6 santigrat ısınacağı uyarısında bulundu.

Karbondioksit rekor düzeyde
    
Atmosferde ısınmaya yol açtığı düşünülen sera gazları bugün 650 bin yıldır hiç olmadığı kadar yoğun.. Bilim adamları, tarih öncesinden en yaşlı buz tabakalarını inceledi. İklimdeki değişiklikleri inceleyen 10 Avrupa ülkesinden uzmanlar, bu hükme tarih öncesinden günümüze en yaşlı buz tabakalarını inceleyerek ulaştı. Veriler, sadece son beş yılda bile ortalama küresel sıcaklığın normalden 100 kat hızlı arttığını gösteriyor.

Yaklaşık iki milyon yıldır dünya dönem dönem buzul çağlarına giriyor, dönem dönem de şu anda yaşadığımız gibi, daha ılıman bir iklime kavuşuyor. Güney kutbunda kilometrelerce derine inen sondalarla eski buz katmanlarına ulaşan Avrupalı bilim adamları şimdi son yarım milyon yılı aşkın sürede bu iklim değişiklikleri sırasında atmosferin nasıl bir yapı gösterdiğine dair veriler elde etti. Bulgular, öncelikle karbondioksitte büyük bir artışa işaret ediyor.

İncelenen dönem içinde karbondioksit oranı buzul çağlarında milyon birimde 180 birime kadar iniyordu, ama hiç milyon birimde 300’ün üzerine çıkmamıştı. Ta ki son yüz yıla dek… Şu anda atmosferdeki karbondioksit tarih öncesinde kaydedilen azami miktarın, neredeyse yüzde 30 daha fazla ve insanların faaliyetlerinin de etkisiyle sürekli artıyor. Daha da kuvvetli bir sera gazı olan metan ise şimdi tarih öncesindekinden iki kat daha fazla.

Bu veriler tek başlarına bize iklimde yakın gelecekte ne gibi bir değişiklik göreceğimize dair ipucu vermiyor. Ama araştırmacılar verileri bu konuda tahminler yapılmasını sağlayacak modeller geliştirmekte kullanabilir.

Dünyalı olarak üzerimize düşen görevler ve çözümler

Tabi ülkelerin yöneticilerine, sivil toplum örgütlerine, yerel yönetimlere,çevre bilimcilere bu konuda büyük görevler düşüyor…

Gelecek kuşaklara güneşi kararmamış, suları kirlenmemiş, havası bozulmamış, yeşili ve toprağı tükenmemiş, yaşanabilir bir dünya bırakmanın bilincini toplumlarının her kesimine nasıl aşılayacaklar? Büyük problem …

Çevresel açıdan “yaşanabilir” bir dünya yaratmak için bireysel çabaların yanında uluslararası çok ciddi, göstermelik olmayan kararlı ortaklıklar ve uygulamalar da mutlaka gerekli.

Özellikle zengin ve gelişmiş ülkeler global çevresel problemler hakkında sorumluluklarını kabul etmelidirler çünkü bu duruma gelinmesinin başlıca sorumluları onlar.

Çevre bilimciler ve uzman bilim adamlarından oluşturulan uluslararası bir ünite,temiz enerji üretimi, doğal kaynakların kullanımı ve çevresel yanlışların giderilmesi vb. konularda politikalar üretmelidir.

Hatta diyelim ki dünya üzerinde söz hakkını elinde tutan, tüm siyasi ve toplumsal sorunların üstünde, bütün ülkelere söz geçirebilen bir bilim-konseyi oluşturulsa ve sadece dünyanın kıt kaynaklarını ve ekolojik dengesini denetlese ve bu konuda tartışılmaz bir erke sahip olsa.

Konunun ciddiyetini ülkelerin devlet başkanlarına, başbakanlarına, bakanlarına ve Dünya kamuoyuna açıkça anlatsalar, nasıl olur?

Gerçi bunun ilk adımı 92’de Rio’da atılmış, 182 devlet tarafından, sonuçları “Gündem 21” diye imzalanan dünyanın doğal kaynaklarının korunması için çok önemli uluslararası bir anlaşma yapılmış sorun olarak şu konular ele alınmıştı:

1) Nüfus artışı…
2) Global ısınma ve sera etkisi…
3) Ozon tabakasının incelenmesi…
4) Asid yağmurları…
5) Ormanların azalması, çölleşme ve toprak kaybı…
6) Kirlilik ve su kaynaklarının tüketilmesi…


Alınan kararların neden uygulanmadığını kim açıklayacak?

Yukarıdaki konu başlıklarında yapılan anlaşmada önemli sayılabilecek kararlar alınmıştı, uzun uzadıya içeriğine girmek istemiyorum.

Ancak bu “Dünya Zirvesi” kritik ve olumlu bir adım olmuşsa da alınan kararlar politik nedenlerle hiçbir zaman tam anlamıyla uygulamaya bir türlü konulamadı.

Daha sonra ’97 ‘de Kyoto protokolü ile (başını Amerika, Avustralya, Kanada ve Japonya’nın çektiği gelişmiş ülkeler) ve 2001’de Cenevre’de açıklanan raporla Birleşmiş Milletler Çevre Örgütü (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yapılan araştırmaların sonucunda dünyanın yaşanabilir bir gezegen olarak kalabilmesi için daha kapsamlı bir çabaya ihtiyaç duyulduğu 100 ülke temsilcisi tarafından bilimsel olarak açıklandı ve onaylandı.

92’yılındaki “Dünya Zirvesi”nden günümüze 13 yıl geçmesine ve durumun daha da kötüleşmesine karşın gerekli radikal tedbirler alınamadı ve önceden alınan kararları hayata geçirmek için ciddi bir çaba maalesef sarf edilemedi…


Çevresel problemlerin aciliyetine, dünyanın çevresel açıdan durumu kötüden daha da kötüye doğru hızla gitmesine rağmen (bu konuda güncel bilimsel raporlar ortada bazıları yukarda anlatıldı) sorunları çözmek için gerekli olan siyasiler üstü bir iradeyi oluşturmakta nedense başarısız kalınıyordu…

Bu durumda mevcut koşullar altında olumlu bir gelişmenin sağlanabilmesi çok zor görünmektedir. Yukarıda anlattıklarımın günü kurtarmaya çalışan, geçim derdi içinde boğulan, yeryüzünün sorunlarına gömülmüş, hatta açlık sınırlarında yaşayan pek çok kimseye bir şey ifade etmediğini biliyorum, oysa hepimiz bu mavi dev bilyeden geminin içindeyiz…
Uzayda ayrı bir yaşam kolonisi kuracak halimiz yok değil mi?

Geçtiğimiz günlerde Kanada’nın Montreal şehrinde  yapılan  görüşmelerde,  istemeden de olsa gezegenimiz üzerinde aslında ne kadar tehlikeli bir deney yapmakta olduğumuz dünyaya hatırlatıldı. Birleşmiş Milletler himayesinde toplananan temsilciler iklim değişikliğiyle mücadele önlemleri içeren Kyoto Protokolü’nün süresinin 2012’de dolması ardından atılacak adımları tartıştı. Ancak ABD’nin protokole imza koymak istememesi çok manidar karşılandı…

Sorunlarımız ortak; tüm dünya insanının sorunları, uzaydan ülkelerin sınırları görünmüyor; bu noktada “Dünya Gezegeni” adına söz söyleme hakkına kim ya da kimler sahip olmalıdır bu sorunun cevabını gerçekten merak etmekteyim…

Çünkü şu anda insanlığın yapması gereken kendi türünün ölüm kalım mücadelesi adına topyekün bir “bilinçlenme harekatı”dır…

Gezegenimizin tüm canlı türleri ile gözünün içine bakılacak bir “yuva gezegen” olduğunun bencil kafalara nakşolup bir an önce önlemler alınması için önümüzde ne yazık ki EN FAZLA BİRKAÇ ON YILLIK bir süre kalmıştır…

e-posta: altas@boun.edu.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.