Kırk yıl önce, kırk yıl sonra…

O yıllarda çok fazla kalabalık olmayan cadde ve çarşılarda gezindiğimi hayal ettim. Esnaf kendinden emin, rahat ve yüzü adeta huzur dolu müşteri bekliyor. Çarşıdaki herkes sanki bir büyük aile gibi… Yanlış yapanlar mutlaka bir şekilde uyarılır. Sevinçler ve üzüntüler paylaşılıyor. Akşam dükkanı kapatırken halinden razı… O huzur ve mutluluğu evine götürüyor. Akşam sofrada ne varsa herkes memnun oturuyor.


Dışarıda ise, sakin, nereye gideceğini bilen ve yüzü güleç insanlar…


Az okul, az öğretmen ve daha az bilgi olmasına rağmen insanlarda hayret verici bir sağduyu hakim. İnsanlar başkalarıyla birlikte yaşamanın getirdiği sorumluluklara sahip ve paylaşıyor.


Daha az doktor, daha az hastane ve daha az ilaç var ama insanlar daha sağlıklı ve mutlu.


Ne kadar zengin olursa olsun, mütevazı yaşayan, yardım eden, gösteriş budalası olmayan bilge insanlar yaşıyordu.


Sözü senet olan bir toplum var. Verdiği sözü yerine getirmek için evini, ceketini satabilen insanlar yaşıyordu. Tüketim çılgınlığı yoktu. Ayağını yorganına göre uzatanlar çoğunluktaydı.


Mühendis yok, uzman yok ama daha az sorun vardı.


Ve kırk yıl sonra bugün yine çarşıya iniyorum. Sizinde yaşadığınız ve benim de gördüğüm manzara şöyle;


Malını satamayan, borçlarını nasıl ödeyeceğinin hesabı içinde bunalan, bitmek bilmeyen ihtiyaçları nasıl karşılayacağını şaşıran, bunları alamıyorum diyemeyen ve bu sıkıntılar içinde iş yerini kapatıp evine gidenler… Eve eli boş gelen ve bu yüzden asık yüzle karşılanan, arkasından tartışmaların getirdiği ayrı bir huzursuzluk. Sofrada her türlü yemek olmasına rağmen sofraya oturamayan aile manzaraları…


Dışarıda, koşturan, gergin ve yüzü asık insanlar…


Okul, bilgi, öğretmen ve diğer imkanlar bol olmasına rağmen bencil, umutsuz, idealsiz yetişen nesiller… Yanlış yapan çok diplomalılar…


Çok doktor, çok hastane ve çok ilaç ama insanlar daha çok hasta ve mutsuz.


Paranın en önemli değer olarak sayıldığı, bazı zenginlerin gösteriş için para harcadığı, fakirliğin sadece tembellik olarak algılandığı, çok az kimsenin gelirine göre harcama yaptığı ve hiçbir sosyoloji ilminin izah edemediği garip bir toplum… 


Borçlarını zamanında ödememenin bazılarınca kurnazlık sayıldığı, güvenin ortadan kalktığı, verilen sözlerin değer taşımadığı kalabalıklar…


İşte, kırk yıl öncesi ile kırk yıl sonrası manzarası…


Şartlar, ihtiyaçlar, dünya değişti ne yapalım diyebilirsiniz. Ancak, ne olursa olsun esas olan insanın mutluluğu ve kalp huzuru ise cevap daha farklı olabilir.


Biz sadece iki farklı pencere açtık ve bakmanızı istedik.


Karar sizin… 
 
izzettinicin@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − 8 =