Kärnten Avusturya

Ayçiçek tarlası var sandelyemin önünde.Karşımda dağlar,dağlar…
Bazısı net görünüyor, kimisi dumanların arkasında gizliyor kendini, tam göstermiyor, olmaz diyor, tam göremezsin, böyle olmalı, gizemli bir görüntü olmalı…
Arkadaş olarak atları seçtim..Ben seçmedim aslında, onlar yemek yiyorlar ayçiçek tarlasında, hiç umarsız…
Yıllar var at kişnemesiyle uyanmamıştım..
Biri gri renkte, daha bildik.Diğeri çok asil görünüyor.Ah bir de yavrusu varmış, şimdi geldi yanına.Yelesi, kuyruğu sapsarı.
Keyifle sağa sola salladığı sapsarı kuyruğu, içinde rol aldığım doğa ortamının en ritmik, en keyif simgeleyen hareketi.
Sanki dünyaya sallar gibi.:”Bana ne…(!)”.


Horoz sesi karıştı tasvirime.
Halbuki atların umarsızca, yüksek ayçiçeklerinin arasına nasıl daldığını, biraz orda biraz burda gezine gezine birşeyler atıştırdıklarını yazacaktım..


Yok olmadı, bu motorsiklet sesi pek yakışmadı ama gerçek, yol da geçiyor buradan, horoz ise aşık atıyor motorun sesiyle.


Başka hayvan sesleri de mevcut durumda, ama pek hayvan seslerine alışık olmayan ben insan, ayırt edemiyorum, tanımıyorum, oğlumun sorularını cevapsız bırakıyorum..


Koskocaman dağlardan geçiyorsun.Önce dağ görünüyor, heybetli, geniş ve yüksek…
Ona doğru ilerliyor otoban..


Sonunu bilmeden hızla yaklaşıyorsun bu illüzyon gibi görünen mor dağa..
Sanki bilgisayar oyununda yerleştirmişler bir tıklamayla..


Yaklaştıkça büyüyor dağ bey.
Neden erkek bilmiyorum.


Aşılmaz bir sorun gibi…
Birden sağda solda tabelalar görünüyor..Uyarıcı levhalar..
Insan uyarıyor:
-değişik bir yere geliniyor dikkat!
-Hız kesin, farlar yakılsın.
çözüm üretildi, tamam, dağ delindi, insan için tünel yapıldı..


Dağ, canım, sen ne sanıyorsun, geçilmez olduğunu mu..


İnsan bu, isterse neler yapar, bazen iyilik adına, bazen zarar vermek için…


Tünelin girişindeki son levha. Bu tünel şu kadar kilometredir.
Levhayı kaçırmışım.
Tünel sanki uzuyor, otomobil mi yol almıyor, ben ilerliyorum sanıyorum ama..
Yandaki duvarlara bakıyorum, yuvarlak, köşeleri olmayan duvarlara, evet geriye doğru gidiyorlar, yürüyen bantta değilsem benim gaza basmam otomobili gerçekten öne doğru ilerletiyor..


Tünel bitmiyor..Gün ışığı görünmüyor..
Neyin altındayım ben..Biraz evvel gördüğüm o heybetli dağ mı var üzerimde..Kaç ton ?..Aman tanrım ya çökerse üzerime..Ama yol kapanmıyor..
Bir çaresi bulunmuş, içinden rahatlıkla geçiliyor..


Sanırım, bu dağı görünce içimde uyandırdığı büyük, geçilmez dağ duygusu gibi beynimizi saran sorunlar için de böyle tüneller mümkün..


Ama o yardım edici levhalar yok..
Hız kes, ışık yak, yol kıvrılıyor gibi..


Böyle sinyaller alabilse insan…


Yine de olumlu duygularla çıkıyorum dağın içinden,
birgün ben de tünel açabilirim belki de..


Ağustos 2001 


figenokandan@gmx.net


Sevgili dostlar, eski yazılarımı mail ile soruyorsunuz. Haber arama kutusuna OKANDAN yazarsanız hepsine ulaşabilirsiniz. Teşekkür ederim..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.