İktidar çatışmasında 2 adım ileri, 1 adım geri

İKTİDAR ÇATIŞMASINDA: ‘İSLAMCI AKP’DE İKİ ADIM İLERİ, GENERALLERDE BİR ADIM GERİ’ TAKTİĞİ

İktidar olmak, devlet kurumları üzerinde farklı politik eğilimlerin güç olması veya bu kurumları ele geçirmesidir. Bu bağlamda Türkiye’nin iç politik gelişmelerindeki çatışma öyle bir noktaya geldi ki, izlemek giderek zorlaşıyor. Bütün gelişmeler devletin iç politik yapısının giderek farklılaştığını ortaya koymaktadır.

Sürekli vurguladığımız gibi esas rekabet, iktidar gücü İslamcı AKP ile bugüne kadar kendisini devletin tek sahibi gören generaller arasında yaşanmaktadır. Devlet içerisinde operasyonları kesintisizce sürdüren İslamcı AKP, hem ABD ve AB’nin çok açık desteğini hem de ülke içerisinde ciddi bir ekonomik, politik ve toplumsal güç olan cemaatlerin tam desteğini almaktadır. Generaller ise tek başına kalmış bulunuyorlar. CHP ve MHP gibi partilerin toplumsal tabanı giderek zayıfladığı için, sadece lafta kalan politik söylemlerin dışında yapacakları bir şey kalmamış gibi görünüyor.

Son gelişmelere bakıldığında çatışmanın artık net bir saflaşmaya doğru evirildiğini görebiliriz. Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner tutuklandı. Aynı zamanda 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, ifade için Erzurum Adliyesi’ne davet edildi. Aynı saatlerde Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu olağanüstü toplantı yaptı ve Erzurum’daki özel yetkili 4 savcıyı görevinde aldı. Erzurum Başsavcısı hakkında Yargıtay’da dava açılmasına karar verdi. Yargıtay Başkanlar Kurulu ve Danıştay HSYK Kararını desteklediklerine dair açıklama yaptılar. Görevinden alınan özel yetkili savcılar, yangından mal kaçırır gibi Erzurum’daki dosyayı İstanbul Ergenekon Savcılığına gönderdi. İstanbul Başsavcılığı, Cihaner’in dosyasında yetkisizlik kararı verdi. Yargı krizi olarak ifadelendirilen bu son gelişmeler karşısında AKP’nin geri adım atmayacağı görülüyor. Tersine generallere yönelik kuşatma hamlesi giderek genişliyor.

Operasyonların en kapsamlısı

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un da içerisinde yer aldığı, emekli generallerden Orgeneral Ayhan Taş Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Engin Alan, Korgeneral Ayhan Poyraz, Korgeneral Mustafa Çalış, Korgeneral Yavuz Yalçın, Tümamiral Özer Karabulut, Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un dâhil olduğu çok sayıda üst rütbeli subay gözaltına alındı. Bu soruşturmada dikkat çeken en önemli nokta, hava ve deniz kuvvetlerinin emekli komutanlarının gözaltına alınmasıdır. Bu son operasyon, şu ana kadar yürütülen operasyonların en kapsamlısını oluşturuyor. Gözaltına alınanlarına tamamının subaylardan oluştuğu bu operasyon, aynı zamanda sistem içerisindeki iktidar çatışmasının düzeyini ortaya koymaktadır.

Genelkurmayın bu gelişmelere yönelik atacağı adımlar hiç şüphesiz ki önemlidir. Başbuğ’un Mısır gezisini iptal etmesi işin ciddiyetini ortaya koyuyor. Ordu içerisindeki gelişmeler de hiç şüphesiz ki önemlidir. Genelkurmay bürokrasisi, kendi içindeki dengeleri bugüne kadar korudu. Ancak bu son gelişmelerin nasıl bir tepkiye yol açacağını kestirmek zor. Darbeye alışmış ve bunu bir varlık biçimi, yaşam tarzı haline getirmiş olan ordu içindeki subayların emir-komuta zinciri karşısında ortaya koyacakları tutum, hiç şüphesiz ki Türkiye’nin bütün politik dengelerini etkileyecek bir durumdur. Başbuğ ve kuvvet komutanlarından oluşan bürokrasi merkezi, kendi koşulları içerisinde çok zorlu bir dönemi yaşamaktadırlar. Ordunun iç dengelerini gözetmek onlar için son derece önemli bir alanı oluşturuyor. Alttan gelen basınca karşı manevra alanları giderek daralıyor. Ordu içerisinde ortaya çıkacak bir krizin sistem güçlerini bütünlüklü olarak etkileyeceği de hesaplanmakla birlikte, uluslararası güçlerin tutumlarının çok daha belirleyici olduğu da biliniyor.

Generallerin giderek köşeye sıkıştığı ve uluslararası hiçbir destek alamayacakları ve özellikle ABD’nin bir süre öncesine kadar ‘bizim çocuklar’ dediği generallerin darbe planlarına izin vermeyeceği de açıktır. Genelkurmay’ın bundan sonra izleyeceği taktik plan daha çok iç politik dengelere göre hareket etmek olacaktır. Ordu kendi içindeki krizin boyutuna bağlı olarak, özellikle hükümete yönelik doğrudan veya dolaylı olarak bazı uyarılar yapabilir.

Hem AKP, hem de ona çok açık destek sunan ABD ve AB güçleri; çok ciddi olarak sıkışan ve sürekli geri adım atan ordu güçlerinin kolay kolay teslim olmayacaklarını biliyor. Bu bakımdan iç rekabet çatışmasının alacağı boyut, sistem eksenli politik krizin derinleşmesine yol açabilir.

Servis Pentagon’dan

Bu bakımdan Genelkurmay’ın atacağı her adımı takip ederek etkisizleştirmeye çalışmaktadırlar. Örneğin Başbuğ’un iki gazeteci ile yapmış olduğu röportajda ‘elimizde belgeler var, gerektiğinde halkla paylaşırız’ açıklamasından birkaç gün sonra, kendisinin ses kayıtları yayınlandı. Bu aynı zamanda Başbuğ’a bir uyarı dahası bir tehdittir. “Elindeki belgeleri açıklarsan, biz daha çok belge açıklarız.” İlginç olan, Genelkurmay Başkanı’nın bu konuşmayı Brüksel NATO merkezinde yaptığı söylendi. İster NATO, ister Genelkurmay Merkezinde olsun, bu konuşmanın dinlenip internet sitelerine havale edilmesi için yüksek bir dinleme teknolojisinin kullanılması gerektiği ortaya çıkıyor. Özel korumalı merkezlerdeki dinlemeleri Türkiye’nin elindeki teknoloji ile yapmak çok zor; ama ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, Almanya gibi ülkelerin elindeki teknoloji ile bunu yapmak mümkündür. Söz konusu konuşmanın generallerin yıllarca babaları olarak gördükleri Pentagon tarafından servis edildiğini en iyi bilen de Başbuğ’un kendisidir.

Bölgesel ve uluslararası güç ilişkileri ekseninde gelişen ve çok açık bir rekabete dönüşen devletin iç politik çatışması çok daha belirgin bir düzeye gelmiş bulunuyor. Türkiye’nin ciddi bir iç politik kriz içerisine girdiğini fark eden küresel sermaye, İslamcı AKP hükümetini desteklemek için, Türkiye’nin kredi notunu B&B olarak yükseltti. Türkiye’nin ekonomik krizde hızlı çıktığını ve en az etkilenen ülkeler kategorisinde olduğunu söyleyen uluslararası sermaye kuruluşları, generallere karşılık AKP hükümetine verdikleri desteği çok açık olarak ortaya koyuyorlar.

AKP atakta, ordu savunmada

İslamcı AKP ile geleneksel Kemalist rejim güçleri arasındaki iktidar rekabeti çok belirgin hale geldiği gibi, devletin stratejik kurumlarını parselleme süreci fiilen tamamlanma sürecine giriyor.

Prestiji belirli bir ölçüde düşen ve politik etki gücü önemli oranda zayıflayan bir ordu gerçeği ile karşı karşıyayız. Ordunun bütün çabası, hızla gerileyen durumunu durdurmak ve İslamcı AKP hükümeti ile dengeleri yeniden belirlemektir. Uluslararası küresel sermayenin gücünü arkasına İslamcı hükümetin daha atak bir duruma geçtiği de giderek belirginleşmektedir.

Sistem içi iktidar çatışması esas olarak yargının kontrolü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu alan üzerindeki egemenlik ilişkisi, devlet içerisindeki politik dengeleri bütünlüklü olarak değiştirecektir. Hemen herkes bu gerçeğin farkındadır.

AKP, bir geri iki ileri taktiği ile siyasal süreci kendi lehine kullanmak istiyor ve gücünü sağlamlaştırma ve garanti altına almak istiyor. Bunun için anayasanın bazı maddelerini değiştirmeye hazırlanıyor. İlginç olan, yine generaller tarafından yapılmış olan 12 Eylül Anayasasında yapmak istediği değişiklikler, sadece İslamcı AKP’nin politik gücünü arttırmaya yöneliktir.

AKP’nin farkı ne?

Bilinmesi gereken şu: İslamcı AKP ile Kemalist rejim güçleri arasında nitelik bir fark yoktur. Türkiye’de İslamcıların denetiminde olan binlerce ‘sivil’ toplum kurumu olduğu halde hiçbirinin veya cemaatlerin bugüne kadar askeri darbelere karşı bir eylem yaptıkları duyulmamıştır. Ülkenin temel demokratik sorunlarına karşı tek bir adım atmamışlardır. Kemalist rejimi temsil eden devleti her koşulda desteklemişlerdir. Bahsedilebilen fark tamamen iktidarın kendi politik çıkarlarıdır.
Örneğin, İslamcı AKP’nin işçilere-emekçilere yönelik politikasının en somut örneği TEKEL İŞÇİLERİNE yönelik ortaya koymuş olduğu tutumdur. Türkiye’nin her yerini sarmalayan ve çok büyük bir destek gören haklı eyleme yönelik tutumu çok net olarak ortaya çıkmıştır. Direnişi destekleyen bütün eylemlere karşı polisiye önlem ve saldırılarla karşı koymaktadır. Toplumsal bir eylemi parçalamak ve etkisizleştirmek için bütün olanakları kullanmaktadır. Demek ki işçilerin, yoksulların hakkını savunmak gibi bir politikası kesinlikle söz konusu değildir. Sermayenin bütün çıkarlarını koruyan ve destekleyen İslamcı AKP, hak arama mücadelesini veren toplumun bütün kesimlerini düşman ilan edebilmektedir.
Kürtlere yönelik tasfiye politikası genişleyerek devam ediyor. Her gün yüzlerce insan tutuklanıyor. AÇILIMIN bir imha ve tasfiye politikası olduğu bütün verileriyle ortaya çıktı.

ALEVİ AÇILIMI denilen çalışmanın esas amacı, Alevileri, devletin Türk-İslamcı politikasının içerisine çekip etkisizleştirmek ve İslamlaştırmaktır. Bunun başarılması demek, Türkiye’de önemli bir demokratik toplumsal gücün yok edilmesidir. Bunun baş mimarlığını da İslamcı AKP hükümeti yapmaktadır.

ROMAN-ÇİNGENE açılımını bir kez diline dolandırdı ama sonra da aynı şekilde unuttu gitti.

Demokratikleşmeye dair hiçbir veri görmek mümkün değildir. Bugün 7 bine yakın çocuk cezaevinde ve 20 yıla varan cezalar almaktadırlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde ve hatta 12 Eylül askeri faşist darbesi döneminde toplu olarak bu kadar çocuk cezaevinde değildi.

Sürekli hukuktan, demokrasiden bahseden İslamcı AKP; kendi iktidarını güçlendirmek için bu kavramları gündemleştirmeye özen gösterirken, toplumun genel sorunlarına karşı rejimin bütün anti-demokratik yasalarını kesintisizce uygulamaktadır. Bu bakımdan, iktidar güçleri arasındaki çatışma kesinlikle bir demokrasi ve özgürlükler mücadelesi değildir.

AKP’nin politik hedefi çok belirgindir: Kemalist rejimin yerine kendi İslamcı rejimini koymayı hedefliyor. Kemalist rejim ise mevcut statükonun devamından yanadır. İkisinin ortak buluşma noktaları stratejiktir: Türk-İslam Sentezi, iki tarafın da ideolojik buluşma noktasıdır. Her ikisi de, asimilasyonculuğu, inkârcılığı, tasfiyeciliği, bütün anti-demokratik yasaları esas almaktadır.

Şu anki çatışmanın, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve özgürlüklerin geliştirilmesi gibi bir amacı olmadığı çok açık. Sistemin farklı iki kuvveti arasındaki rekabettir ve sistemi yeniden organize etmektir.

________________________

* Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.