Kurcalamazsanız, kurcalanırsınız!

Kurcalamazsanız, kurcalanırsınız!

0
PAYLAŞ

Dolmabahçe görüşmesi, Apo’nun yakalanması, gizli anlaşmalar…
“Bugün kurcalanmasına izin verilmeyen ilişkiler, yarın en büyük sorunlarımız olacak…”
Yusuf Yavuz
Dünyaca tanınan biliminsanlarımızdan biri olan Prof. Dr. Ali Demirsoy, bir çok kaynak ders kitabının yanısıra yetiştirdiği onlarca uzmanla Türkiye’nin doğa bilimleri alanındaki yüzakı isimlerden biri. Ancak dikkat çekici çözümlemeleriyle Türkiye’nin toplumsal ve siyasi meselelerine değinen bir çok makaleye de imza atan “Doğaperest” ünvanlı Demirsoy, “kurcalamayı” ele aldığı yeni yazısında, yetiştirilme yöntemlerinin toplumsal sorunların çözümü ya da çözümsüzlüğü üzerinden nasıl belirleyici olabildiğini irdeliyor.
Cinselliğin tabu ve günah olarak görülmesinin öğretilmesinin de gereksiz olarak görüldüğüne değinen Demirsoy, aslında bu baskı ve cinsel tabunun çocuklukta noktalanmadığını belirterek, “siyasi arenada rakiplerin birbirini halkın gözünden düşürebilmesi için, kaset kayıtları halinde çıkar” tespitinde bulunuyor.
İşte Prof. Dr. Ali Demirsoy’un “Ya Kurcalama, ya da Kurcalarsan Tam Kurcala” başlıklı yazısı:

Prof. Dr. Ali Demirsoy

“Türkçede oldum olası kurcala kelimesini çok sevmişimdir. Kullanıldığı yere göre o kadar anlama geliyor ki, bu kelime, bazen başlı başına bir sözlük gibi görünüyor. Türk Dili Tarih Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne baktığınızda ilk aşamada şu anlamlar çıkıyor:
Ellemek, karıştırarak bakmak: Radyoyu kurcalayıp iyice bozdu. 2. Sivri bir şey sokup karıştırarak zorlamak: Kilidi kurcalamışlar. 3. Karıştırıp azdırmak, tahriş etmek: Çıbanı kurcalamamalı. 4. mec. Meşgul ve rahatsız etmek: “Bu sorunun cevabı zihnimi bir hayli kurcalayıp durmuştur.” -H. Taner. 5. mec. Bir konuyu araştırmak, üstünde durmak, eşelemek: “Kurcalamazsam belki de çok iyi hazırlanmış bir senaryoyu bana gerçek diye yutturacak.” (A. Ümit.)
Kurcalama kelimesini içeren –farklı anlamlara kaymış- çok sayıda ifademiz de bulunmaktadır:
Kurcalaya kurcalaya bokunu çıkardın, Kurcalama altından çakmak taşı çıkar, Kurcalarsan altından daha neler çıkar, Bunu kurcalamak gerekir, Kurcalamaya gelmez, Fazla kurcalama, Kurcaladığın için iş buraya geldi, En iyisi hiç kurcalama, Kurcalanacak bir şey yok, Kurcalarsan böyle olur, Bilir bilmez kurcalama, Geçmişini kurcalamak, Zihnimi kurcalıyor, Kurcalama sivilceyi, çıban edersin (İngiliz atasözüymüş) Çalışıyorsa kurcalama (Çin atasözüymüş)
İnternette “atasözleri ve açıklamalı anlamlarına” baktığımızda kurcalamanın anlamı toplumumuza uygun olarak verilmiş: Pişmiş aşa su katan, işi bozan kişi olarak tanımlanmış; bitmiş bir işin üzerine yürümeyi densizlik olarak saymış.
KURCALAMA NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Aslında kurcalamanın temelinde merak etme yatıyor. Bu, bir aletin nasıl yapıldığından ve nasıl çalışmasından tutun, bir işin neden istenen şekilde sonuçlanmadığını, ortaya çıkan aksaklıkların nedenini öğrenmedir diyebiliriz. Yani bilimsel düşüncenin ilk basamağı diyebiliriz. Dünya dillerine hâkim olmadığım için buna benzer ya da bunun yerine geçen ve bu kadar yaygın kullanılan bir kelime olup olmadığını doğrusu bilemiyorum. Ancak bu kadar çeşit anlama gelen ve genellikle de olumsuz anlamda kullanıldığını zannetmiyorum. Çok iddialı bir sav olacak; ancak kurcalama kelimesinin toplumlardaki olumlu ya da olumsuz anlamı, o toplumun bilimsel düşünme kapasitesinin önemli bir göstergesi olabilir. Kurcalama, meraktan sonra gelir. Önce merak edersiniz, sonra yeteneğiniz varsa kurcalarsınız. Merak sadece insanda bulunan bir özelliktir ve bilimsel gelişmenin motorunu oluşturmuştur. Her ne kadar toplumumuzda merakın negatif sonuçlar doğurabileceğine ilişkin birçok sözcük yaratılmışsa da bilim toplumlarında her zaman olumlu anlamda kullanılmalıdır. Kurcalama, her zaman olumlu sonuçlara götürmeyebilir. Özellikle bir kişinin sadece kendisini ilgilendiren özel yaşamını kurcalama, uygar toplumların değerlerinden olamaz. Başka birinin yaşam kalitesini, özgürlüğünü ve sınırlarını ihlal etmeyen kişisel özelliklerinin hepsi bir kişinin özel alanına girer.
Eğer bir toplum kurcalamayı olumsuz anlamda alıyorsa, olabilecek her melanetin üstünü örtme eğilimindedir ve neden sonuç ilişkisini öğrenmekten çekinir. Bu toplumların gerçek, şeffaf bir demokrasiyi sindirmesi ve bilimsel atılım yapması; sosyal yapısını değiştirebilmesi mümkün değildir.
Bu açıdan belki hiç bakmamış olabilirsiniz. İsterseniz son yarım yüzyılda yaşadıklarımızı bu açıdan masaya yatıralım. Bakalım ne getirdi, getiriyor ve ne götürdü, götürecek?
KURCALAYAN ÇOCUKLAR ARAŞTIRMAYA DAHA YATKIN
Öğrenme, bilme ve anlama çocukta kurcalama ile başlar. Bir çocuk günlük yaşamında bize çok şey sorarsa da, uygulamalı öğrenme diyebileceğimiz kurcalama ilk olarak ona aldığımız oyuncakların işleyişini öğrenmeyle başlar. Bir yerlerini sökerek nasıl hareket ettiğini, ışıkların nasıl yandığını, sesin nasıl çıktığını öğrenmek ister ve oyuncağı kurcalamaya başlar. Eğer ailenin geliri sınırlı ise ana-baba bu eyleminden dolayı çocuğa bağırmaya, kızmaya başlar. Sana oyuncak alanda kabahat, bir oyuncağın değerini beş dakika bilemedin, sen kim oyuncak kim gibi laflarla onun kurcalamasını önlemeye yani bir anlamda merak duygusunu bastıramaya kalkışır. Neyse ki çocuklarda öğrenme duygusu o denli yüksektir ki, çoğunluk, bir hesabına getirerek ana-babasının tehdidini görmemezlikten gelir. Bu nedenle çocuklara onlara iyi görünmek için çok karmaşık, elektronik oyuncaklardan çok, son derece basit mekanik işleyişi olan, varsa sökülüp yeniden monte edilebilen basit oyuncaklardan başlayarak karmaşık olanlara gidilmelidir. Dinlediğim birçok sunumda kurcalayan çocukların ileride araştırmaya ve yaratıcılığa daha yatkın olduğu dile getirilmişti.
CİNSEL TABU, KASETLERLE SİYASETİN OYUN ARACINA DÖNÜŞÜYOR
Çocuğun ikinci kurcalaması nasıl dünyaya geldiğine ve neden o aileye geldiğine ilişkin sorulardır. Son zamanlarda bu hususta önemli bir bilinç oluştu ise de bu satırların yazarı ve onun çağdaşları leylek öyküleri ile büyüdü ve yaşamlarının sonuna kadar da olaylara leylek gibi baka kaldı… Çoğu ana-baba bunun doğal yapısını açıklamaktan kaçınır; çünkü özellikle inançlarına göre cinsellik tabudur; hatta günahtır. Günah olan bir şeyin ilk olarak öğretilmesi de gerekmez. Aslında bu baskı ve cinsel tabu orada noktalanmaz, siyasi arenada rakiplerin birbirini halkın gözünden düşürebilmesi için, kaset kayıtları halinde çıkar…
KURCALAMANIN SUÇ VE CEZASI
Çocuk, işini bırakarak günde beş vakit namaz kılan, günlük lüksünden kısarak ve para biriktirerek Hacca giden, kurban kesen, susuzluktan ve açlıktan kıvranarak oruç tutan ailesinden bunun nedenini öğrenmek ister ve doğal olarak onlara bu güçlükleri emreden varlığın yerini, gücünü, şeklini, şemailini sormaya başlar. Söze “Allah Baba” (Allah ana demez; çünkü tanrıya aciz bilinen bir varlığın sıfatını yakıştıramaz) nerede sorusuyla başlayan çocuk, yaşamında görmediği en sert tepkiyi alır. Sesini kes, günah işleme; bu işlere karışma; senin ve keza bizim aklımız bunlara ermez ve buna benzer onlarca sözcükle merak duygusu bastırılmaya çalışılır. Böylece çocuk bazı şeylerin kurcalanmasının yerine göre günah, suç ve cezayı gerektiren bir eylem olduğu fikrine saplanır. İlerleyen zamanlarda olayların neden sonuç ilişkisini öğrenmekten ve kendini doğrudan ilgilendirmeyen şeyleri kurcalamaktan kaçınır; kendini, ana ve babasının da katkısıyla yaratmış olduğu basit ve yavan iç dünyasına kapatır. Bu tip insanlar yönlendirilmeye, sömürülmeye, aldatılmaya hazırdır ve oluşturdukları topluluklar da ikinci, üçüncü sınıf ülkeler olmaktan kurtulamazlar. Yol güzergâhları, hatta yöneticileri başkaları tarafından açık ya da kapalı bir şekilde saptanmaya başlar. En kötüsü de bunun kötü kader olmadığını, aptallıklardan kaynaklandığını öğrenmeye çalışan ve çıkış yolu arayan vatandaşlarının bir kısmını düzene karşı gelmeden, dini duyguları istismar etmeden, gelenek ve görenekleri tahrip etmekten suçlayarak çeşitli bahanelerle onların yaşamlarını zehir etmeyi bir görev bilir. Bunun için uzağa gitmeye gerek yok. Bu yazıyı okuyanların yaş ortalamasının 50 olduğunu düşünürsek, son 30-40 yılda yaşananlar bile bize önemli ipuçları verecektir.
DOLMABAHÇE’Yİ KURCALAMAZSANIZ, ÖĞRENEMEZSİNİZ
Gözlemimize, bugün geldiğimiz noktayı, bir anlamda ülkemizin kaderini büyük ölçüde hazırlayan iki önemli görüşmeyi kurcalamayla başlayalım. Kurcalamasak öğrenemiyoruz ya… Öğrenemeyince de ne olduğunu nereye sürüklendiğimizi bilemiyoruz… Kükremiş bir aslan gibi Dolmabahçe Sarayına girip süklüm püklüm çıkan zamanın genelkurmay başkanına orada ne oldu da başbakan yardımcısı “ordumuz hizaya geldi, artık karşımızda topuk selamına duracaklar” diyebiliyor…” Kurcalamasanız öğrenemezsiniz…
ÜLKENİN ÇİVİLERİNİN SÖKÜLMESİ KURCALAMAYA DEĞER DEĞİL Mİ
Çeşitli suçlamalar ve gerçekleşmiş mahkûmiyetleri nedeniyle o gün yürürlükte olan yasalarla milletvekili olamayacak bugünkü en önemli yöneticimizin, Beylerbeyi Köşkünde, Atatürk’ün mirası olan bir partinin başında ya da içinde üst düzey yönetici olarak çalışmış biriyle yaptığı gizli bir toplantıda (ya da anlaşmada) ne oldu da, ezeli rakip parti diyeceğimiz bu partinin o günkü başkanı, bugün tek yönetici sıfatı almış birinin yasal kısıtlılığının kalkması için cansiperane uğraş verdi; kısıtlayıcı yasaların değişmesine koltuk vererek adı geçen kişinin Türkiye’nin kaderiyle oynayabileceği makamlara ulaşmasını sağladı. Bunlar basit bir oyuncağın parçalarının sökülmesi değil; bir ülkenin çivilerinin sökülmesi sonucuna da götürebilir… Kurcalamaya değer bulmuyor musunuz? Bulmuyorsanız, geçmişinize dönün, babanızın aldığı ilk oyuncağı büyük bir olasılıkla çok ellemeden cam dolabınızda saklıyor olmalısınız…
KURCALAMAYA BAŞLAYINCA BİLDİKLERİNİZİN FOYASI DÖKÜLÜR
Cam dolabında oyuncaklarının işleyişini öğrenmeden saklayan biri, aslında binlerce yıldan bu yana kendisine dayatılan yaşam tarzını da tartışmaya açmaya ya da gözden geçirmeye yanaşmaz. Hep aynı şeyi yapanlar hep aynı şeyi elde ederler. Bu değişmezliğin ana öğretisi dindir. Karşıtı ise evrim bilimidir. Bu nedenle bağnaz dincilerin hemen hepsi aynı zamanda koyu bir evrim karşıtıdır. Evrim bilimi bir insana kurcalamayı öğretir… Hatta evrimin bizzat kendisinin de kurcalanması hedeftir. Kurcalamaya başladığınızda doğru bildiğiniz çok şeyin foyası dökülerek gerçek yüzü görünmeye başlar “biz buna foyası çıktı deriz”. Zannediyorum değersiz bir şeyin çok ince bir altın plaka ile kaplanarak sunulmasına foya yapma deniyor. Eğer biraz önce değindiğim gibi onu hiç kurcalamadan bir biblo gibi camlı dolabınızda saklar ve seyrederseniz, sadece seyrederseniz; onun içinin de dışı gibi altın olduğunu zannederek sınırlı ve yavan dünyanızda mutlu olursunuz. Bir gün onu öğrenmek isterseniz ya da değerini ölçmeye yeltenirseniz, üzerindeki ince foya kalkacağından derinlere uzanan karanlığı görmeye başlarsınız. İşte o zaman düştüğünüz bataklığın farkına varırsınız; farkına vardığınızda da zaman geçmiş olur. Avrupa, Ortaçağ’da bu badireyi Kilisenin dayatmalarına karşı çıkma ile atlatabildi. Foyayı kurcalama merak ister o da düşünen bir insan olmayı gerektirir…
YA KURCALARSINIZ, YA DA KURCALANIRSINIZ
Günlük yaşamınızdaki olumsuzlukların gerçek nedenini öğrenmek isterseniz kurcalama duygunuzu harekete geçirmeniz gerekir. Örneğin:
Deniz Feneri olarak bilinen dava neden basına kapatıldı? Alman savcılar Türkiye’yi Tük savcılardan daha çok seviyorlar mı ki bu davanın peşini bırakmıyorlar? Bakanların birçoğunun çocukları ve yakınları bu kadar kısa zamanda nasıl zengin oldu? Hepsinin namuslu ve doğru insan olduğunu söyleyebileceğimiz devlet büyüklerinin bir kısmı, kendilerine istinat edilen yüz kızartıcı suçlamaların neden yargı önünde aklanmasından çekiniyor? Kronik bir hal almış olan kaset davaları ve onu bunun dinleme davaları nedir; kim yapar, kim tezgâhlar? Başkasının özel ilişkilerini mercek altına aldıranlar kendi çevrelerindeki somut delilerle aynı işi yapmış olanları neden gizleme çabasına girişirler? Neden birçok doğru ya da düzmece belge sadece bir iki gazete aracılığıyla servis edilir? Türkiye’de olduğu defalarca yazılmış Amerikan ajanlarının yeri ve görevi neden kurcalanmaz? Birçok insanın başını yakan defalarca kanıtlanmış sahte belge ya da kanıt düzenlemesini kim yapar, niçin yapar? Son yarım yüzyıldır batı dünyası ile özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile yapılmış gizli anlaşmalar nelerdir, bunca zaman geçmesine karşın halktan niye gizlenir? Yöneticilerimizin komşu ülkelerle ilişkilerinde kısa zamanda halkın gözünün içine bakarak ve halkın genel eğiliminin tersine 180 derece dönüş yapmaları ve ülkemizdeki terörizm ve Ortadoğu’da oynanan oyunlarla ilgili olarak bir zamanlar hakaret olarak algıladıkları ve şiddetle ret ettikleri ilişkilerin dolaylı olarak öğrenilmesini daha sonra pişkinlikle üstlenmeleri neden sorgulamaz? Atılan birçok imzanın ve çıkarılan birçok yasanın –bilinçli olarak- daha sonra Türkiye’nin başına açmış olduğu dertlerin nedeni niye araştırılmaz? Bugünkü Cumhurbaşkanımızın Amerika ile yaptığı iki sayfalık 8 maddelik gizli anlaşma; başbakanımızın parti başkanı iken Amerika Başkanı ile Oval Odada yapmış olduğu uzun görüşme neden kurcalanmaz? Dumanı tütmekte olan Oslo anlaşmalarının, İmralı görüşmelerinin halkın bilgisine sunulmama nedeni niye kurcalanmaz? Sadece son on yılda alınan karar ve yapılan bu tip uygulamaları yazmaya kalksak sayfaları dolar, son 30 yıldakiler de kitapları doldurur. Bütün bunları kurcalamaya değer bulmuyor musunuz? Bulmadığınız için sizi birileri sürekli kurcalıyor. Dinimiz kurcalanıyor, eğitimimiz kurcalanıyor, ekonomimiz kurcalanıyor, ordumuz kurcalanıyor hatta askeri yazılımlarımız bile kurcalanıyor, tarımımız kurcalanıyor, ihracatımız ve ithalatımız kurcalanıyor, ülkemizde olabilecek kargaşalığa karşı alacağımız önlemler bile kurcalanıyor. Ya kurcalarsınız ya da kurcalanırsınız. 2013 Nisan Avrupa Birliğince yayınlanan Türkiye raporunda, bizim aleyhimize işlenebilecek – alınmış- en küçük önemler bile kurcalanırken, dünya tarihine gecen ucube uygulamalarımızın hiçbirine doğru dürüst değinilmiyor.
Doğrusunu isterseniz bütün bunların üzerine gitmek zorunda olan muhalefet partilerinin girişimleri ise yeterli değil; hatta çoğumuza göre göstermelik. Aslına bakarsanız ülkemizin son yarım yüzyılı garipliklerle dolu. Resmi olarak yaşadığımız darbelerde, üstü örtülü muhtıralarda, her defasında yöneticileri tutuklanmış (şimdi de müebbetle yargılanan) ya da yargılanmış sol eğilimli bir partinin, yaşadıkları bütün olumsuzluklara karşın silahlı kuvvetleri hala cansiperane savunmaya kalkışması bu ülkenin sosyolojik yapısının ilginç bir yanını sergilemektedir.
BUGÜN KURCALATILMAYAN İLİŞKİLER EN BÜYÜK SORUNUMUZ OLACAK
Aslında geçmişte de birçok olayın kurcalanmaması, özellikle belli ki uzun yıllar ülkemizin kaderinde egemen olan – bugün Balyozmuş, Ergenekon’muş, Casuslukmuş gibi davalarla hedefte olan – gücün, en azından kendi kendisini kurcalamaması, Türkiye’yi çıkmaza sokmuştur. Yıllardır uygun bir ortam arayan fırsatçılara eşelenmeleri ve kurcalamaları için önemli zemin hazırlanmıştır. Bir zamanlar saygı duyduğumuz ve ülkemizin önemli makamlarını teslim ettiğimiz insanların suskunlukları, bir zaman sahip oldukları egemenliklerinin kurcalanmasından çekindikleri için mi oldu? Faili meçhuller, Susurluk olayları, öldürülen onlarca bilim adamının, aydının, siyasetçinin, gazetecinin katillerinin bulunmaması (çoğumuza göre saklanması) hatta Abdullah Öcalan’ın yakalanma ve teslim edilme öyküsü niçin yeterince kurcalanmadı? Bugün kurcalanmayanlar ya da kurcalanmasına izin verilmeyen ilişkiler, kuşkunuz olmasın yarın bizim en önemli sorunlarımız olacak.
Ancak kurcalama basit bir eylem değildir, bilgi ister, yerine göre cesaret ister, ahlak ister, anlamlı hedef ister. Ne istediğini neyi öğrenmek istediğini bilmek ister. Egemen güçlere karşı dik kuracak kadar onurlu olmak ister. Ahlaksızlıklardan, çıkar hesaplarından, haksız edinilmiş unvan ve makamlardan uzak yaşanılmış ve kazanılmış bir kişilik ister. Bulabilirsen bul…
Belli ki bütün bunlar zor işler. En iyisi devleri ürkütmeden daha kolayını kurcalamalı: Birilerinin özel hayatını. Kim kimle yatmış, hangi bara gitmiş, kim kimi bırakmış, kimle kalkmış, hangi elbiseyi giymiş, hangi makyajı yapmış velhasıl bir kişiye özel olması gereken şeylerin kurcalanması belli ki bizim kapasitemize daha uygun. Temasta bulunduğum gençlerin önemli bir kısmının bu ikinci kurcalama işine daha yatkın olması doğrusu ülkemin geleceği açısından beni ürkütüyor. Aslında sözlüklere girdiğimizde kurcalamaya çoğunluk olumsuz anlam verilmesi, haklı olarak kişilerin mahremiyetinin korunamama endişesinden ve bir de haksız yollarla çıkar elde edenlerin egemenliğini yıpratmama için yaratıldığını görüyoruz.
Daha tehlikeli bir durum ise kurcalayıp, daha sonra egemen güçler karşısında tırsarak geri çekilmedir. Ne yazık ki ülkemiz, basından izlediğimiz kadarıyla bunu en kötü şekilde yaşıyor. Basının büyük bir kısmı tam bir şakşakçı, ürkmüş durumda; önemli meslek kuruluşları da aynı durumda. Hâlbuki başta basın olmak üzere kurcalama işini en çok bu kurumların yapması gerekiyor. Üniversitelerin bu yöndeki girişimleri 1980’li yıllardaki YÖK yasası ile zaten hizaya sokulmuş durumda. Gelin görün ki kurcalamayı bir yana bırakalım, egemen güçlerle ilgili hususlarda körü körüne göğüslerini siper eder hale gelmiş durumdalar.
KURCALAMASI GEREKENLER, ÜZERİNİ ÖRTME ÇABASINA GİRDİLER
Doğrusu başbakanımızın çeşitli toplantılarda geçmişteki bazı önemli kişilerin kendine saygısızlıklarını nasıl terbiye ettiğine ilişkin açıklamalarına ve düşüncesini söyleyenleri de “sonuçlarına katlanırsınız” diyerek nasıl tehdit ettiğine tanık olduk. Bu cümlelerin ne anlama geldiğini en iyi bilmesi gereken, ülkenin çıkarları açısından kuşkulu şeyleri kurcalaması gereken mümtaz kesim, bu konuşmaların yapıldığı bu salonlarda sadece ayağa kalkarak abartılı bir şekilde konuşmacıları alkışlamakla yetindiler. Kurcalamayı bir yana bırakalım, kurcalanma kuşkusu olan şeylerin üzerini örtmek ve halkın gözünden kaçırmak için olmadık çabalara girdiler. Dördüncü kuvvet ne yazık ki hükümetlere oyuncak olmuş gibi gözüküyor…
Geçmişte birçok hatasının olduğu şu ya da bu şekilde bilinen birçok önemli kurumumuzun, bir takım garip (bir kesime göre satılık ya da özel ilişkileri olan) kişiler tarafından kurcalanması, geleceğimiz açısından dikkatle izlenmesi gereken bir durumdur. Bir devleti ayakta tutan kurumların, yakın zamanda, topyekûn, inandırıcı nedenlere de dayandığı kuşkulu olacak bir yaklaşımla neden kurcaladıklarının da kurcalanması zamanı geldi geçiyor…
Birçok zorluğumuzun geçmişteki eğitimimizden ya da dayatılan yaşam tarzımızdan kaynaklandığını öğrendiğimizde, bugün hep yan çizdiğimiz birçok sorunun nedenini kurcalamaya kalkıştığımızda yolumuzun üzerindeki engellerin nasıl kalktığını göreceğiz. Yeter ki o cesareti gösterebilelim. Zihnimizin kurcalanmasından rahatsız olmamanın yolunu aramalıyız.
Kurcalamasanız, kurcalanırsınız…”
Prof. Dr. Ali Demirsoy (Hacettepe Ün. Fen Fak. Biyoloji Bl. E. Öğr. Ü.)

BİR CEVAP BIRAK