Kuzeyden gelen esintiler

SIBELIUS. Finlandiya denilince ülkesi ile özdeşleşmiş bir isim. Ülke, kimliğini adeta SIBELIUS’un müziği ile tanıtmak istiyor. Adına kurulan müzik eğitimi merkezleri, heykelleri, anıtları. Çağdaş bir mimari ile onu ve müziğini yaşatma girişimleri. Ülkenin en büyük yeni konser salonun da, sürekli düzenledikleri, ülkelerini SİBELIUS’un müziğinden örneklerle tanıtan, konser programları. Bu programlar da, değişik ülke sanatçılarının da sahnede yer almasını sağlayan geniş bir yelpaze.

Geçtğimiz yıllarda, bu ülkeye gerçekleştirdiğim kısa iki günlük bir gezi de, bunları görüp, yaşayarak, SİBELİUS’u daha iyi tanımaya, anlamaya çalışmıştım.

Doğanın korunduğu, yeşilin bir örtü gibi ülkenin her yerinde, yaşamın bütünlüğü içinde yer aldığı bir ülke. Ağaçlar, toprak, göller ve deniz. İnsanar, bunların yokedicisi değil, adeta geleceğe taşınmasının bekcisi.

Kış uzun, soğuk, güneş pek yok, kapalı karanlık bir hava. Sessizlik ve yalnızlık, yaşamın önemli bir parçası. İnsanların toplu bulunduğu mekanlar da müzik ile birikte geçirilen saatler.

Güneşin az görümesi, bu sessizliğe bir yalnızlık katmış gibi. SIBELIUS’un müziğini de dinlerken, hep bunu düşünmüşümdür. İnsanın kendi ile baş başa kalması. Kendini, yaşamını yorumlayışı. Bir tanıma ve uyum, hep bunları düşünmüşümdür.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın, geçen hafta konser programını görünce, bu sezonun ve bu yılın ilk Ankara konserini izledim. SIBELIUS olduğu için, cuma akşamı konsere, Eskişehir dönüşü, trenden elimde çantam ile son anda yetişebildim.

Yıllardır ülkemiz de, Ankara ve İstanbul olmak üzere, bir çok konseri yöneten, bir çok operanın sahnelenmesin de, orkestranın başında olan, İtalyan şef ANTONIO PIROLLI bu kez de, kuzeyden gelen esintilerin yöneticisi olarak, orkestranın şefliğini yapıyordu..

SIBELIUS’un yaratılması uzun süren, tek keman konçertosunu seslendirmek için sahneye gelen sanatçı ise uzak doğudan, Güney Kore’den geliyordu. Ülkemize daha önce de gelen genç kemancı SOYOUNG YOON.

Uluslararası bir çok ödülü şimdiden toplamağa başlayan bu genç keman virtiözü, sahnede yer alır almaz izleyiciyi tanımanın, izleyicilerin de onu tanımasından kaynaklanan sıcak bir esinti, gülümsemesi ile hemen yakalanmıştı.

Dışarının soğuğu, ülkede ki karmaşa, gelişen bir dizi olumsuzluk, kısa bir süre için adeta salonun duvarları dışına itilerek, müzik ile bir yolculuk yapılmaya çalışılıyordu.

SIBELIUS’un müziği ile Finlandiya gezimiz başladı. Doğa, yeşillik, göller ve deniz. Sessizlik adeta, zaman zaman bir yalnızlık senfonisine bile dönüşebiliyor. Uzun bir eser. Prgramın ilk bölümüne bu nedenle başka bir eser konulmamış. Keman hep önde, orkestra adeta izliyor. Değişik enstürümanlar öne çıkar gibi olsa da, hemen geri çekilip, kemana yol veriyorlar. Genç kemancı kendi dolaştığı gibi, bizi de Finlandiya da dolaştırıyor. Gölleri geçiyoruz, orman da yürüyüş yapıyoruz, ağaçların arasından yaprakların esintisini dinleyerek yürüyoruz, denize açılıyoruz. Biraz hüzün de var diyebilirsiniz. Sessizlik ve yalnızlık da, biraz hüzün vardır zaten.

Bazen, bir ürperti de duyuyorsunuz. Korkutucu olarak da algılayabilirsiniz ya da hafif bir serinlik sonrası tınılarda ki değişim sonucu, ürperti geçmiş olabilir içinizden. Tüm eseri adeta soluksuz dinliyoruz. İzleyiciler de kaptırmışlar kendilerini. Bölüm aralarında ki bazı alkışlar, bu rüya da sizi rahasız etse de, eserin sonunda ki yoğun alkışlara, sanatçı bir bis ile selam verip sahneden ayrılıyor.

SOYOUNG YOON’u gelecek yıllarda da, dinleyebiliiz. Seyirciler ile bir bütünleşme var. Orkestra ile de uyumun, bu sonucun sağlanmasında ki önemini, doğal olarak yadsıyamayız.

Konserin ikinci bölümünde de tek esere yer verilmiş. Yine kuzeydeyiz, biraz sağa ilerleyip, Rusyaya geçiyoruz. Bu kez sahnede RAHMANİNOF’un tınıları bize ulaşıyor.

” Orkestra İçin Senfonik Danslar.” Eser, Rus ezgilerini de taşısa, farklılığı hemen hissediliyor. Sanatçının, Rusya’dan ayrılmasından sonra Ameraika’da bestelediği bu eser, doğal olarak, Rus ezgilerinin yeni dünyada yoğrulmasını da bize getiriyor.

RAHMANİNOF, Rusya’dan ayrıldıktan sonra, Amerika’da bestelenen eserlerinde de, kendine özgü uslübü ile Rus ezgileri arasında oluşturduğu tınılarla, hep bize ulaşmıştır. Bu eserler arasında, ülkelere göre bir ayırım yapamayız.

Klasik müzik sevgimin başlamasında RAHMANİNOF’un eserlerinin, farklı ve önemli bir yeri vardır.

SİBELIUS ve RAHMANİNOF gecesini, geçen hafta cuma günü, bu şekilde sonlandırdık.

CSO’nın bu hafta sonu gerçekleşecek konserinden de sizleri bilgilendirelim.

Program da, İDİL BİRET yer alıyor. PAUL HINDEMITH’in, Piyano Konçertosu’nu seslendirecek. Programın ikinci yarısında ise, yine bir Rus besteci var. SERGEY PROKOFİEV’in, 7. Senfonisi seslendirilecek.

Orkestranın şefliğini de, yine ANTONIO PIROLLI yapacak.

Ankara da iseniz, kışa, soğuğa, kara aldırmayın. Bir iki saatliğine de olsa, dışarıda ki karamsarlığı ve olumsuzlukları bir yana bırakarak, tınılarla yolculuğunuzu sürdürün derim.

_____________________

* İstanbul. 18 Ocak 2016. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.